• BIST 82.368
  • Altın 147,517
  • Dolar 3,8222
  • Euro 4,0629
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 0 °C

Türkiyemize hoşgeldiniz: morgdaki bebeği başbakanın gömdüğü ülke!

Celal Başlangıç

Thebai kentini ele geçirmek için girdiği savaşta ölür Polyneikes.

Dayısı, Kral Kreon "hain" ilan ederek cezalandırır Polyneikes'i; cenazesi mezara gömülmeyecek, bir kayanın üzerinde topraksızlığa mahkum edilecektir.

Polyneikes'in kızkardeşi Antigone itaat etmez bu  karara. Törelere uygun bir şekilde gömer kardeşini.

Bunun üzerine Kral Kreon, buyruklarına başkaldıran yeğeni Antigone'nin diri diri gömülmesi emrini verir.

Bu cezayla aslında Kral Kreon kendi yıkımını hazırlamıştır. Antigone'nin nişanlısı olan oğlu Haaimon kendini öldürür. Oğlunun acısına dayanamayan karısı Euridike zehir içerek intihar eder.

Bunca yıkımdan sonra Kreon kararından vazgeçer ama artık iş işten geçmiştir...

Antik çağ oyun yazarı Sophokles'in M.Ö. 440'larda yazdığı bu tragedyası inançları ile egemenlerin buyruklarının çatışması sonucu devlet otoritesine başkaldırışı ele alır. Dünya edebiyatının ilk "direniş" örneği olarak kabul edilir.

Türkiye'nin batısından 100'ü aşkın sanatçı, akademisyen, yazar ve aktivist; operasyonların ve sivil ölümlerinin durdurulması, tekrar müzakere masasına dönülmesi için çağrı yapmaya geldiği kentte Diyarbakırlılarla buluşmuştu Sümerpark'ta.

Ortaya öyle bir görüntü çıkmıştı ki bu buluşmada, sanki 2015'in son günlerinden birinde değil, 2500 yıl öncesinden gelen Sophokles'in ünlü tragedyası Antigone'yi izliyordum.

'ÇOCUKLARIMIZIN CENAZELERİYLE BİZİ TESLİM ALAMAZSINIZ'

Toplantının yapıldığı salonda karşılaştığım Mehmet Oran cep telefonunu açıp bir fotoğraf gösterdi.

Yarı açık ceset torbasının içinden; kana bulanmış, yer yer morarmış yüzüyle genç bir adam vardı.

21 yaşındaki oğlu İsa'nın öldürülmüş haldeki fotoğrafını 'PÖH', yani Polis Özel Harekat adlı bir Twitter kullanıcısının paylaşımında görmüş:

"Oğlumun cenazesi sekiz gündür Sur'da polisin elinde. Her yere başvurdum, vermiyorlar."

İstanbul'da yaşıyormuş Oran ailesi. 2011'den bu yana Dokuz Eylül Üniversitesi Kimya Fakültesi'nde öğrenciymiş oğulları İsa.Sonra yaşadıklarını çıkıp kürsüden de anlattı Mehmet Oran:

"Bugün bu ülkede çocuk, kadın, yaşlı demeden bir katliamla karşı karşıyayız. Çocuğunu 20 yaşına kadar İstanbul'da okutan, götürüp İzmir'de üniversiteye kaydettiren bir acılı baba olarak bu çocuğu üniversite kampüsünde mi aramam gerekiyor yoksa bugün Kürdistan'da kazılan barikatların arkasında ya da önünde mi?"

Acılı baba Oran'ın anlattığı süreç, oğlunun cenazesinin neden bugün Diyarbakır'daki barikatlarda olduğunun çarpıcı bir gerçeğiydi:

"Üniversitedeki bir yarı yıl içersinde bu çocuk en az üç dört sefer gözaltına alındı. Tehdit edildi, hakarete uğradı. Biz çocuklarımızı üniversitelere gönderiyoruz. AKP'nin faşist çeteleri ve AKP'nin polisleri her gün çocuklarımıza işkence ediyorlar, saldırıyorlar, yaralıyorlar, öldürülüyorlar. Hiç kimse 'Kürt çocuklarını katlediyor' diye yargılanıp caydırıcı bir cezaya maruz kalmıyor. Bu yüzden biz de her gün yeni ölümlerle karşı karşıya kalıyoruz. Ne oldu da oğlum İsa'ya şu anda sekiz on tane mahkeme açılmış. Çünkü çok büyük bir suç işlemiş! Okulun kampüsünde Azadiya Welat ile Özgür Gündem Gazetesi'nin standını açmış. Suçu buydu!"

 Baba Oran, savcıya gittiklerinde "Kağıt imzalarsınız, ölümümüzden kimse sorumlu değildir, diye, gider alırsınız" yanıtını aldıklarını, aynı yanıtın Valilik tarafından da kendilerine verildiğini söylüyor, sonra bir kuşkusunu dile getiriyor:

"Çocukları öldürülen ailelerle buradaki kurumları karşı karşıya getirmek istiyorlar. Çocuğumuzun cenazesini almak için Sur'a girdiğimizde birileri vuracak bizi, sonra 'örgüt vurdu' olacak. Artık bizim çocuklarımız üzerinden kimse kirli siyaset yapmasın."

Sekiz günü aşkın süredir cenazesi Sur'da kalan bir başka genç de Mesut Sevitek. Abisi İhsan'ın cenazeyi almak için başvurmadığı yer kalmamış. Hala çabalarını sürdürdüğünü, kardeşinin cenazesini almadan gitmeyeceğini anlatıyor. Yaşanılanlara çok kızgın İhsan:

"Bizim cenazelerimizle bizi teslim almaya çalışıyorlar. Bu halkı 35 yıldır teslim alamamışsınız, iradesini kıramamışsınız, cenazelerle mi teslim alacaksınız? Gerçekten yanılıyorsunuz. Kenan Evren'e nasıl bu ülke 80 tane Fatiha okumamışsa, Erdoğan'a da 70 tane Fatiha okumayacak."

'SOKAKLARDA CESETLER VAR'

Sur'da yaşayan aileler; çocukları, kardeşleri öldürülüp cenazeleri verilmeyen aileler, kafalarına silah dayanan gazeteciler, Sur'daki mahalle muhtarları, okullarına gidemeyen kız çocukları anlattıkça  salonun havası giderek ağırlaşıyor. 

İstanbul'dan, Ankara'dan, İzmir'den gelen sanatçıların, akademisyenlerin, yazarların, aktivistlerin çoğu yaşlı gözlerle dinliyor anlatılanları. Sahnenin arkasına asılmış pankarttaki sözler başka bir anlam kazanıyor gördükleri zulmün tanıkları konuştukça:

"Aslolan hayattır, silahlar sussun, zulüm dursun barış konuşulsun"

Kürsüye küçük kızıyla çıkıyor Sur'da yaşayan Berivan Aslan.

Sözlerine "Türkiyemize hoşgeldiniz" diye başlıyor. Herkes birbirine bakıyor. Salondaki havaya göre müthiş ironiye dönüşüyor bu söz.

Kızının kazağını çıkartıp vücudundaki yanığa benzer izleri gösteriyor:

"Kızım çatışmalardan sonra bu hale geldi Sur'da. Çatışmada 'asit' diye birşey dökmüşler. Günlerce aç, susuz kaldık. Elektrik yok, su yok. Dört gün boyunca çocuklarıma bayram şekeri yedirdim aç kalmasınlar diye. Elimize silah almamışız. Kimseden saray, köşk istemiyoruz. Huzur içinde barış istiyoruz. Artık canıma tak etti. Çocuklarımı dışarı çıkartacağım Sur'dan. Üzerimize ateş açtılar. 'Gelip teslim oluyoruz. Ateş açmayın bize' dedim. Dinlemediler. Bizi taramaya kalktılar. Kızımın başını sıyırıp geçti kurşun. Şimdi benim Sur içinde iki kardeşim var. Onlardan hiçbir haber alamıyorum. Çok endişeliyim. Var mıdırlar, yok mudurlar, yaşıyorlar mı, öldüler mi bilmiyorum. Nereye kadar öl, öl... Şu anda biz göç etmişiz. Her gün bir ailenin yanına yerleşiyoruz. Her gün biryerlerde yatıyoruz. Her gün cenaze görmekten bıktık, usandık. Sur'da binlerce insan var. Sokaklarda, yerde cesetler var. Hepsi kokuyor. Yeter artık!"

Sur'da yaşananlara ilişkin tanıklıklarını anlatanlardan biri de şu anda kapalı olan Sur Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi Pelin.

"Ben evde bile kendimi rahat hissetmiyorum" diye başladığı sözlerini kürsüde ağlayarak sürdürüyor:

"Pencere ve kapılarımız artık titremesin. Ölümlerin bitmesini, silahların susmasını istiyorum. Güzel bir hayat yaşamak istiyorum. Çocukların sokaklarda oynamasını istiyorum. Ben de okula gitmek istiyorum her öğrenci gibi."

Salonda gözyaşlarını tutamayanların sayısı daha da artıyor.

GERÇEKLER BAŞBAKAN DAVUTOĞLU'NU YALANLIYOR

Sadece Sur'dan değil, sokağa çıkma yasakları süren Cizre'den, Silopi'den de sokakta neredeyse bir hafta kalan cenaze haberleri geliyordu.

O gün gelen son ölüm haberi de bir yaralıya yardım etmeye giden sağlık emekçisi Aziz Yural'ın Cizre'de keskin nişancılar tarafından öldürüldüğü oluyor.

Cizre'de sokağa çıkma yasağı 18. gününü dolduruken bu süre içinde öldürülenlerin sayısı 27'yi, Şırnak Devlet Hastanesi'nin morguna kaldırılan cenazelerin sayısı 21'i buluyor. Artık morg ölülerden taşıyor. Yer kalmadığı için, geçen gün öldürülen üç aylık Miray bebeğin cenazesinin, başka bir cenazeyle birlikte saklandığı ortaya çıkınca devlet "cenaze kaçırma" operasyonuna girişiyor.

Miray bebeğin de cenazesi dahil yedi cenaze Şırnak Devlet Hastanesi morgundan alınıp Cizre'ye getiriliyor. Sonra aileler aranıyor telefonla, "Ya cenazeleri alıp sessiz bir şekilde gömün ya da biz gömeriz" diye.

Bütün bunlar yaşanırken Başbakan Ahmet Davutoğlu, o gün  (30 Aralık, Çarşamba) NTV'de canlı yayına çıkıyor.

"Başbakan'a soru sorucular"dan gazeteci taklidi yapan biri "Bölgede insani durumlar malum. Cenazelerin kaldırılamadığı ilçeler var. Buna yönelik şikayetler, talepler size de geliyor mu?" diye soruyor.

Başbakan Davutoğlu'nun bu soruya verdiği yanıt vicdanları da, aklı da, gerçeği de kanatıyor.

"Sivil cenazeler konusunda hiçbir aksama yok. Miray diye bir bebeğimiz balkonda hainlerin ateşiyle yaralanır, hastaneye götürülürken arabasına ateş açılıyor orada da büyük dedesi vefat ediyor. Sonra yaralıları Adana devlet hastanesine aldık. Miray bebek de vefat etti ve defin işlemleri yapıldı."

Bu yanıtın neresi düzeltilir ki?

Birincisi, "Sivil cenazeler konusunda hiçbir aksama yok" diyen Davutoğlu, 21 sivilin cenazesinin Şırnak, Cizre ve İdil'deki hastanelerin morglarında bekletildiğini bilmiyor mu?

Yalan mı söylüyor, yoksa birileri mi kendisini kandırıyor?

HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız tek tek yayınlıyor öldürülenlerin listesini. Tam 27 isim var listede. 18 gündür süren sokağa çıkma yasağı boyunca öldürülenlerden beş gündür, 10 gündür, 15 gündür toprağa verilmeyi bekleyenler var.

Ayrıca en son gelen haber, Miray bebeğin cenazesinin önceki gün Cizre'deki morga getirildiği yolunda. Ancak Davutoğlu, "Defin işlemleri yapıldı" diyor. Ailesinin haberi yok. Dün, Başbakan'ın "Defnedildi" dediği Miray bebeğin Amcası Abdurahman İnce bu açıklama üzerine Cizre Devlet Hastanesi'ni aradıklarını, kendilerine cenazenin halen hastane morgunda tutulduğu bilgisinin verildiğini söylüyordu.

Yani sonuç olarak Başbakan'ın "aksama yok" dediği sivil cenazeler hastane morglarında günlerdir, haftalardır bekliyordu. Yine Başbakan'ın "defnedildi" dediği Miray bebek hala Cizre Devlet Hastanesi'nin morgundaydı.

Aynı canlı yayında "Sivil cenazeler konusunda hiçbir aksama yok" diyen Davutoğlu, "Sivil zayiatlar konusunda bir şey yok" diyordu:

"Devlet tarafından hiçbir sivil hayatını kaybetmemiştir hepsi terör örgütü tarafından olmuştur." 

Yani canlı yayında sorulara verdiği yanıtlara bakılırsa öyle bir ülkede Başbakanlık yapıyordu ki Davutoğlu, teröristler sivil yurttaşları vuruyor, öldürülenlerin neredeyse hepsinin bütün yakınları, anneleri, babaları, çocukları, görgü tanıkları "devletin güvenlik güçleri öldürdü" diyordu.

İlan edilen son sokağa çıkma yasağında öldürülenlerin listesini açıklayan Faysal Sarıyıldız, Başbakan Davutoğlu'nun bilmediği ya da doğrusunu söylemediği gerçekleri açıklıyordu:

"Son sokağa çıkma yasağından bu yana 27 insanımızı kaybettik. Bunlardan üçü kalp krizinden ölen yaşlı insanlar. Geri kalanlar havanlarla, toplarla, keskin nişancılarla katledilmiş. Öldürülen 27 kişiden 20'si evli, büyük bölümü, çoluk çocuk sahibi insanlar. İçlerinde sadece dört beş genç var. Öldürülenlerin hepsi Cizreli. Dışarıdan gelmiş kimse yok."

Hangisini düzeltmeli Başbakan Davutoğlu'nun söylediklerinin?

Sadece Cizre örneği üzerinden anlatalım.

"Sivil cenazeler konusunda hiçbir aksama olmadığını" söylüyor, 20'den fazla insanın cenazesi günlerdir haftalardır hastanelerin morglarında bekliyor.

"Miray bebek defnedildi" diyor... Miray bebek Cizre Devlet Hastanesi morgunda.

"Devletin öldürdüğü hiçbir sivil olmadığını" söylüyor, öldürülenlerin bütün yakınları, görgü tanıkları Başbakan Davutoğlu'nu yalanlıyor.

DAVUTOĞLU'NUN 'HİÇ SİVİL KAYBI YOK' DEDİĞİ YERDEN 21 CENAZE ÇIKTI

Bir de hatırlatma yapalım.

Cizre'de 4 Eylül'de ilan edilen ve 12 Eylül'de sona eren sokağa çıkma yasağı sırasında Başbakan Davutoğlu "Hiç sivil kaybı yok" demişti. Sokağa çıkma yasağı bitince tam 21 sivilin cenazesi çıkmıştı Cizre'den. Bu 21 kişiden 15'i de kafalarından tek kurşunla öldürülmüştü.

Bu gerçek karşısında "Pardon" bile demedi Başbakan Davutoğlu.

Şimdi de korkuları bu. "Hiç sivil kaybı yok" dediği Cizre'de bugün sokağa çıkma yasakları kalksa, aynen 12 Eylül'de olduğu gibi içeriden 20'den fazla cenaze çıkacak. Hatta küçücük çocuklar tabut yerine kutulara konulmuş bedenleriyle ama yeşil sarı ve kırmızı bayraklarla toprağa verilecek.

Herhalde Başbakan Davutoğlu da bu durumu "Bölgenin geleneğidir, kim öldürdüyse onun bayrağıyla toprağa verirler" diye açıklar. O zaman da ay-yıldızlı bayraklarla toprağa verilenleri kimin öldürdüğünü açıklaması zor olacak.

Şimdi yine Davutoğlu gerçek olmayan bilgileri canlı yayınlarda açıklıyor. Birileri mi kandırıyor Davutoğlu'nu, yoksa yalan mı söylüyor?

Kandırılıyorsa vahim, yalan söylüyorsa daha da vahim.

2015'in Diyarbakır'ında, Sur'unda, Cizre'sinde, Silopi'sinde yaşanılanlar, 2500 yıl önce Sophokles'in yazdığı ünlü Yunan tragedyası Antigone'yi çoktan aşmış.

Toprağına kavuşamayan cenazelerin mucidi Kral Kreon'dan, yaşayan Kürtlerin bütün zulümleri gördüğü bir "Türk Devleti" tragedyasına varmışız. 

Aynen Sur'daki kuşatmanın, saldırıların ortasından kendini ve çocuklarını zor kurtaran Berivan Aslan'ın söylediği gibi:

"Türkiyemize hoşgeldiniz!"

Başbakan'ın morgdaki üç aylık bebekleri "defnettiği" bir ülkede yeni yılınız kutlu olsun! (Haberdar)

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89