• BIST 89.900
  • Altın 144,693
  • Dolar 3,6140
  • Euro 3,9061
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 9 °C

Türkiye'de demokrasi var mı, yok mu?

Ali Bayramoğlu

Açıkçası nereden baktığınıza bağlı...

Türk demokrasisinin son dönemine ilişkin iki farklı okuma yapmak mümkün.

Birincisi daha çok sosyolojik, demokrasiyi (eşitlik, özgürlük, adalet arayışlarını) daha çok ekonomik, kültürel, sosyal unsurlar etrafından ele alan bir okumadır.

Bu açıdan karşımızda, tarihsel, simgesel ve sınıfsal yer değiştirmelerin, eşitlenmelerin, iç içe girmelerin yaşandığı, Kürtlerden dindarlara varoluş sahalarının ve özgürlük alanlarının genişlediği bir öykü bulunmaktadır.

Büyük sosyolojik bir devinim...

Siyaset ve siyasi iktidar üzerine hiç bir tartışma, Gezi ve sonrası, 1 Mayıs ve benzerleri aşağıdaki unsurlardan oluşan bu büyük sosyolojik devinimi ortadan kaldırmaz:

Kök-siyaset, kimlik-kamusal alan ilişkilerin görece özgürleşmesi, görece bir açık toplum düzenine doğru ilerlemesi... Farklı kesimler arasında konjonktürel siyasi kutuplaşmaların perdelediği toplumsal etkileşimin ve sentezin varlığı, bir tür toplumsallaşma süreci... Buna bağlı olarak seküler, dini, geleneksel ve modern değer sistemlerinin aynı kişi tarafından tüketildiği iç içe geçmeler... Kimlik-tarih karşılaşması, gayri müslimlerin keşfi, cumhuriyet döneminin yeniden okunması, verili kimliğin şeffaflaşması arayışı... Sivil değerlerin kah asker, kah devlet kah siyasi iktidar karşısında galebe çaldığı toplumsal bir hareketlilik...

Bu gelişmeler, demokrasinin tanımı itibariyle devrimsel niteliktedir.

Bunları mümkün kılan siyasi başarıları zikretmemek hem kadirşinaslık olmaz, hem sizi Türkiye'yi anlamaktan uzaklaştırır. Orta sınıfın nüfus içindeki payını 2001'den 2012'ye yüzde 21'den yüzde 41'e çıkaran ekonomik ve sosyal politikalar, kemalist vesayetçi düzeni ters yüz eden demokratikleşme politikaları ve bunun doğrudan sonucu olarak şekillenen toplumsal özgüven iklimi bu başarıların üç temel ayağını oluşturur.

Bugün Türk demokrasisine yönelik olumlu ve bu açıdan yadsınamaz kefenin temelini de bu durum oluşturmaktadır.

Kaldı ki, demokrasinin bu öyküsü bitmiş, dünde kalmış bir öykü değildir.

Tersine sürekliliği olan bir öyküdür ve AK Parti'nin en zor döneminde aldığı yüzde 45 oy bu durumun bir göstergesidir.

Gelelim madalyonunun öteki, son dönemde tartışmaların merkezini oluşturan, Türkiye'yi kasıp kavuran yüzüne...

Türk demokrasisinin ikinci okunma biçimi ülkede gelenekleşmiş 'hakim yönetim tarzı'yla, buna ilişkin 'normatif değerler'le ve 'kurumlaşma düzeyi'yle ilgilidir. İşin bu tarafı son dönemlerde baskın olmakla birlikte, hemen her zaman bir 'zaaf' ve 'sıkıntı'yı ifade etmiştir.

Ülkenin, özellikle AK Parti'nin siyaset tarzı temel olarak ataerkildir.

Ataterkil tarz kurumsallaşma yerine şahsileşmeyi, liyakat yerine sadakatı, bu çerçevede hükümranlık aracı olan siyasetin kendi dışında basından iletişime, kültürden hiç bir alana özerklik bırakmamasını ifade eder. Ekonomiden yönetime cemaatçi değerlerin yönlendirdiği yolsuzluklara da zemin hazırlayan enformel ilişkilerin yoğun olduğu bir siyaseti üretir.

Son 12 yıllık AK Parti öyküsü aslında tümüyle bu tür bir siyaset tarzı üzerine oturmaktadır.

Toplumsal değişim istikametinde güçlü ve zımni toplumsal ittifakların oluştuğu, bu çerçevede siyasi iktidar açısından başarı dozunun yüksek olduğu ve bölge konjontür rüzgarının arkadan estiği dönemlerde bu 'tarz', özgürlük kapılarını kapatma yerine açmış ya da böyle algılanmış, yine algıda 'güç-başarı-demokrasi' arasında doğrudan ilişkiler kurulmuştur.

Bu tablo, 2011 sonrası olduğu gibi yeni toplumsal beklenti ve taleplerin devreye girdiği ve karşılıksız kaldığı, başka ifadeyle toplum-siyaset ilişkilerinin daraldığı, tıkandığı dönemlerde ise özgürlükler alanını daraltan, siyasetin toplum üzerindeki denetim ve baskısını besleyen durumlara yol açmıştır.

Dinlemelerin ortaya çıkardığı enformel ilişkiler, basın-siyaset-yargı arasındaki meşruiyet sınırını aşan durumları da bu tabloya ekleyerek görüntüyü iyice sorunlu hale getirmiştir.

Bugün dışarıda Türkiye'ye, içeride siyasi iktidara dönük keskin eleştirilerin temelini de bu durum oluşturmaktadır.

Bu durum bir bakıma ataerkil siyaset tarzının ağır krizidir.

Bugün bu iki farklı demokrasi okuması çatışıyor.

Oysa gerçeği madalyonun iki yüzünü de kaplayan bütün oluşturuyor.

Ne abartmak gerek ne de haksızlık etmek...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89