• BIST 83.105
  • Altın 146,901
  • Dolar 3,7669
  • Euro 4,0418
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -4 °C

Türkiye ve Arap İslamcılığı

Ali Bulaç

Eğer Müslüman Kardeşler, Tunus ve Mısır'da iktidarda kalıp söz konusu İslamcı iktidarlar 22 Arap ülkesine de yayılsaydı İhvan'ın seçkinleri ile ciddi eğitimden geçmemiş sosyolojisi arasında gerilim başgösterecekti. Bu mukadder gerilimden sosyoloji galip çıksaydı, İhvan AK Parti'nin üç iktidar döneminde ortaya koyduğu pratikten pek farklı bir pratik koymayacaktı.

Türkiye'de 1969'da MNP ile siyasi İslam hareketini başlatanlar niyetleri halisane idi fakat İttihat ve Cumhuriyet'in araya girdiği fetret dönemi dolayısıyla İslam'ın kelami ve fıkhi siyaset felsefesinden pek haberdar değillerdi; modern devlet üzerinde de yeterince imal-i fikr etmemişlerdi. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan İslamcılığın zaaflarıyla malul olarak iktidar mücadelesine yöneldiler.

Meramımızı anlatmak üzere İbn Haldun'un bedevi/haderi kavramsallaştırmasına başvurabiliriz. Malum, İbn Haldun'un belli bir asabiyeye sahip bedevilerin neredeyse insiyaki güdülerle yerleşik olan haderilerin yerini aldıklarını anlatır. İbn Haldun'un kavramsallaştırması üç büyük demografik hareket için geçerlidir. Türkiye 1950, 1970 ve 1990'larda olmak üzere 20 yıl arayla üç büyük göç dalgası yaşadı. İlk dalga 27 yıllık Tekparti yönetimine son verdi; ikincisi siyasi, sosyal ve fikri üç versiyonlarıyla İslamcılığı sahneye soktu, üçüncüsü de yerel (1994-RP) ve merkezi (2002-AK Parti) iktidarları getirdi.

Türkiye İslamcılığı ile Mısır İhvan'ı arasında bariz fark şuydu ki, Mısır İhvanı'nın kurucusu Hasan el-Benna İslamcılığın üç boyutunu da şahsında ve eserlerinde toplamış seçkin bir zattı. Bunun tezahürü olarak İhvan hem İslam dünyasının tamamını derinden etkileyecek güçlü fikir adamları çıkardı, hem ajandasındaki siyasi iktidarı unutmadan önceliği sivil-sosyal takviyeye verdi. Türkiye'de ise İslamcılığın üç versiyonu ayrı mecralarda seyretmeyi tercih ettiler; siyasi ve sosyal versiyonları 1973 MSP-CHP koalisyonuyla bir araya gelme fırsatını yakalayabilirlerdi ama o dönemin Nur hareketinin komünizm ve CHP nefreti –ki 1974 affında “Komünistler serbest kalacağına biz hapishanelerde yatmaya razıyız.” diyebilecek boyutlardaydı- bu imkanı heba etti. Fikri İslamcılar ise, hiçbir zaman sosyal ve siyasi İslam'ın patronajlığını kabul etmediler.

Mısır İhvanı, her üç versiyonu çatısı altında koruyabildi. Ancak İhvan hiçbir ülkede iktidar olup denenmedi, dolayısıyla onun siyasi felsefe olarak modern ulus devletten hangi ölçülerde farklı bir İslami iktidar pratiği geliştirme potansiyeline ve pratiğine sahip olduğunu bilemiyoruz. Bilemediğimiz ikinci konu, Seyyid Kutup'un güçlü teorik çerçevede kurduğu “cahiliye toplumu” tezinin yine hangi ölçülerde İhvanının sosyolojisini genel sosyolojiden ayrı tutabildiği meselesidir.

Modern tarihe yukarıdan, mekanik ve otoriter yöntemlerle katılan İslam dünyasının sosyolojisi özünde bedevidir. Asabiyesi “hak, hakkaniyet, ahlaki hayat, manevi özgürlük ve adalet” değildir, belki tam aksine bu sosyolojiyi ezen ve emeğini sömüren askeri, sivil ve ekonomik iktidar seçkinlerinin elinde tuttuğu iktidara, bu iktidarın aygıtı devlete sahip olmaktır. Bu sosyoloji de helal haram demeden zengin olmak istiyor, konformist hayata özeniyor, saraylarda yaşamayı düşlüyor, pahalı araçları, katları, yatları gönlünde barındırıyor. İslami açıdan hastalıklı olan bu sosyolojiyi manevi ve ahlaki ciddi bir eğitimden geçirmeden, salt demokratik meşruiyet, sandık desteğiyle harekete geçirdiğinizde haderi iktidar hangi zulüm ve ahlaksızlığı işlemişse kendisi de aynısını yapar. Üstelik bu ahlaksızlığı ve adaletsizliği “din ve diyanet” adına meşrulaştırır. Çünkü gözünü adaletsizlik, ahlaki çürüme ve zulüm üzere kurulmuş haderilerin iktidarına dikmiş bu sosyoloji, kendisini temsil edecek “karizmatik liderleri ve siyasi kadroları” çıkarıp mücadeleye giriştiğinde, meşruiyetini merkez sağ veya merkez sol siyaset doktrinlerine değil, özünü bilmediği İslamiyet'e refere eder, onun esas aldığı din ise tahrifata uğrattığı İslamiyet'tir.

Arap İhvan'ı belki de bir kader üzere Türkiye İslamcılarının tecrübesini yaşamadılar. Eğer bize bakıp kahırdan lütuf çıkarabilirlerse, bundan hayır elde edeceklerdir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89