• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 15 °C

Türkiye siyasetinin cenderesi

Vahap Coşkun

Şiddet, Kürt siyasetini de vesayet altına sokuyor. Bu da Kürtler arasında demokrasinin gelişmesini engelliyor

Kürt meselesinin büyümesinin en önemli etkenlerinden biri olan şiddet , iki taraflı düşünülmeli: Biri, devletin şiddeti. Devlet, Kürtlerin taleplerini hep bir “bölünme” sebebi olarak ele aldı ve bunları “ülkenin birliğini ve bütünlüğünü korumak” adına şiddetle bastırdı. Diğeri ise PKK ’nin şiddeti. PKK , “devrimci şiddet” diyerek haklılaştırdığı şiddeti, hem muhalif gördüğü diğer Kürt siyasi hareketlerine hem de devlete karşı kullandı. Muhaliflere yönelik şiddetin gayesi, alanda tek kalmak ve hegemonik bir konum elde etmekti. Devlete yönelik şiddettin altında ise, Türk devletinin şiddet dışı bir araçla yola gelmeyeceği düşüncesi yatıyordu. Bu iki yönlü şiddet , hem Türkiye hem de Kürt siyaseti üzerinde kalıcı hasarlar bıraktı.

Şiddet , bir taraftan, Türkiye ’de bir vesayet düzenini tahkim etti ve ordunun sistem içindeki ağırlığını artırdı. PKK ile çatışan ordu, bunun üzerinden kendine bir meşruiyet devşirdi, siyasi/hukuki alandaki nüfuzunu artırdı. Diğer taraftan ise şiddet , milliyetçiliği her daim siyasette geçer akçe kıldı. Toplumun sinir uçlarına dokunan her şiddet eylemi, bütün siyasi partileri milliyetçi bir hizaya çekti, demokratik çabaları sekteye uğrattı. Bu meyanda PKK ’nin Türkiye ’de siyasal gündemi belirleyen en etkin güç olduğu söylenebilir. PKK şiddeti yükselttiğinde, binbir zorlukla elde edilmiş demokratik kazanımlardan hemen vazgeçilmesini talep eden sesler yükseliyor.

Şiddetin vesayeti

Şiddet , Kürt siyasetini de vesayet altına sokuyor. Bu vesayet Kürtler arasında çoğulculuğun ve demokrasinin gelişmesini engelliyor. Kemalistlerin kullandığına benzer bir söylemle PKK de, Kürtlerin bütün kazanımlarının arkasında kendi imzasının olduğunu belirtiyor ve bütün siyasal yapıları kendine tabi kılmaya çalışıyor. PKK ’nin bir çizgisi var; kişi ve gruplar bu çizgi içinde kaldıkları müddetçe bu PKK açısından bir sorun teşkil etmiyor. Ancak çizgiyi ihlal ettiklerinde, PKK hemen onlara karşı tavır/eylem koyuyor ve onları çizginin içinde davranmaya mecbur bırakıyor.

Söz konusu vesayetin devamını sağlayan en önemli etmen, silahı elinde tutan gücün kendi egemenliğini koruma arzusudur. PKK silahla elde ettiği iktidarı korumak ve sağlamlaştırmak için sivil ve siyasal alanı denetim altında tutmaya azami gayret sarf ediyor. Kendi bilgisi dışında gelişen her olaya şüphe ile bakan PKK , siyasetçilerin kendi başlarına politik bir duruş sergilemelerine müsamaha göstermiyor. Örneğin PKK yöneticileri kullandığında sorun oluşturmayan bir söz, bir siyasetçi tarafından kullanıldığında sınır ihlali olarak değerlendirilir. Kısacası PKK kendi lafının üzerinde laf kabul etmeyen tavrı, siyasi alanda olanları daha güçsüz hale getiriyor.

Siyasetçilerdeki “güven” sorunu da, vesayetin değirmenine su taşır. Kürt siyasi hareketi içinde yer alanların önemli bir kısmı, devlete hiçbir şekilde güvenmiyor. Kürtlerin tarihi hafızlarında devlete ilişkin hoş anılar yok, aksine son bir asırda Kürtler, devletin çok çeşitli baskı ve zulüm pratiklerine maruz kaldı. Bu, Kürtlerde büyük bir yok edilme/tasfiye endişesinin yerleşmesine neden oldu. Silah, aşağılanmaya ve yok edilmeye/tasfiyeye karşı bir güvence olarak görülüyor. Bundan bir süre önce Leyla Zana “Silah, Kürtlerin sigortasıdır” derken anlatmak istediği, devletin Kürtleri hedef alacak muhtemel bir saldırısına karşı cevap verecek bir mekanizma olarak silah kullanacak bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğuydu.

Şiddet siyaseti yok ediyor

Silahın bu şekilde bir “garanti” olarak görülmesi, silahı kullananlara karşı eleştirel bir tavır alınmasını imkansızlaştırır. Mesela, PKK ’nin hedefi ile kullandığı metodun uyumlu olmadığı açık. Eğer amaç ile araç örtüşmüyorsa -demokratik mekanizmaları kullanarak varılabilecek bir hedefe şiddet yoluyla ulaşmaya çalışılıyorsa- siyasetten bunu sorun edinmesi ve bundan çıkış yollarını göstermesi beklenir. Ancak şiddet , siyasetçilerin bu tür bir inisiyatif kullanmalarına izin vermez. Nitekim dağdaki PKK ’liler Hüseyin Aygün ’e savaşmanın gereksizliğini açık bir şekilde dillendirir ama siyasi alandakilerde bu açıklıkta bir karşı çıkış görülmez.

Şiddet kullanımı, sivil alanda yer alan Kürt siyasetçilerin gerçek manada siyaset üretmelerinin önüne bariyer örüyor. Siyaset, her şeyden önce, alternatifler içinden seçim yapabilmeyi ve herhangi bir korku duymadan düşündüğü gibi konuşabilmeyi gerektirir. Fakat PKK ’nin varlığı, politikanın varlık koşullarından olan bağımsız düşünce geliştirmeyi imkansızlaştırıyor.

Kürt siyaseti, hem içten hem de dıştan sorunlarla çevrelenmiş durumda. İçerideki demokrasi sorunu, tek sesliliği baskın hale getiriyor. Dışarıda ise, devletin sürekli baskısı karşısında Kürt siyaseti daha da kenetleniyor ve kendini gözden geçirme ihtiyacı azalıyor. Bunun sonucunda, temel problem alanları üzerinde değişik öneriler geliştirilemiyor ve genelgeçer doğrulara teslim olunuyor.

Siyasetin daralması

Şiddet , Kürt siyasetinin demokratik ülkeler ile daha yoğun ilişkiler geliştirebilmesini önlüyor. Öteden beri Kürt siyasetinin gelişmesinde önemli bir dinamik olan Avrupa’da şiddet örgütleriyle bir şekilde ilişkili olan siyasi yapılara tahammül giderek daralıyor. Bu, üzerinde durulması gereken bir sorun. Zira hiçbir siyasal hareketin dünya kamuoyunu hiçe sayma gibi bir şansı yok. Bir hareket, ancak talepleri ve yöntemleri meşru görülürse, uluslararası kamuoyunun desteğini alabilir. Ama eğer dünyanın tepkisini çeken bir yöntem kullanırsanız, demokratik desteği arkanızda bulamazsınız.

Bugün şiddet bir yandan Kürtlerin haklı taleplerini suç konusu haline getiriyor ve bu taleplerin geniş toplumsal kesimlerce kabul görmesini sağlayacak elverişli bir ortamın oluşmasına mani oluyor. Diğer taraftan ise şiddet eylemlerinin varlığı, devlete hak ve özgürlükleri sınırlaması için aradığı fırsatı veriyor. Her şiddet eylemi, hem devletin hak ve özgürlükleri kısıtlamasına bir dayanak oluşturuyor, hem de uluslararası kamuoyunun bu kısıtlamaları anlayışla karşılamasını sağlıyor. Dünya kamuoyu, şiddet eylemlerine maruz kalan devletlerin demokratik alanı daraltan uygulamalarına doğrudan karşı çıkmıyor, bu da devletin elini rahatlatıyor.

Şiddet özelde Kürt, genelde ise tüm Türkiye siyasetini güdükleştiren bir cendere. Bu cenderenin toplumun geleceğini esir almamasını sağlamanın tek yolu, demokrasiye güvenmek, siyasetin sonuç alıcı olmasını sağlayacak kanalları açmak ve tümüyle demokratik bir siyasi hayatı oluşturmaktan geçiyor. Toplumsal sorunların barışçıl çözümleri için silahların belirleyiciliğinden kurtulmak lazım.

* Dicle Üni.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89