• BIST 97.291
  • Altın 144,193
  • Dolar 3,5593
  • Euro 3,9955
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 26 °C
  • Berlin 23 °C

Türkiye mucizesi

Vahap Coşkun

Kürt meselesini hep makro siyasetin diliyle konuşmaya alışmışız biz. “Büyük Ortadoğu Projesi”, “emperyalizmin oyunları”, “azgelişmişlik” gibi, her problemi çözen anahtar kavramlara başvuruyoruz. “400 miyar dolar”, “40 bin ölü” gibi rakamları dilimizden düşürmüyoruz.

Bu ise, duygularımızı köreltiyor ve insanların çektikleri acıları anlamamızı zorlaştırıyor. “40 bin ölü” deyip geçiyoruz ama bırakın 40 bini tek bir ocağa düşen ateşin nasıl bireysel ve toplumsal yaralanmalara yol açtığı üzerinde pek durmuyoruz. Kavramların ve rakamların kör edici bir etkisi var; duyguları körelten ve dramların üstünü örten bir etki bu.

Âkil İnsanlar İç Anadolu Heyeti
olarak son bir haftadır yollardaydık. Dört il gezdik. (Konya, Karaman, Kayseri ve Nevşehir) Temaslar çok öğretici; zihnimizi mega kavramlardan ve rakamlardan sıyırmamızı ve kanlı canlı insanların öykülerine kulak kesilmemizi sağlıyor. O zaman Kürt meselesinin yürekleri nasıl kor ettiğini daha iyi anlıyoruz. Size, iki öykü aktarmak isterim.

Hamit’in Annesi

İlki, asker oğlu Seyit Hilmi’yi 1993’teki meşum 33 er olayında kaybeden Şükriye Ana’nın öyküsü. Dört oğlu var Şükriye Ana’nın, Hilmi ikincisiymiş. İşini gücünü kurmak ve hayata atılmak için bir an önce askere gitmiş ama dönememiş. Oğlunun ölümü tarifi imkânsız bir acıya düşürmüş Şükriye Ana’yı:

“Annemi kaybettiğimde ‘Bundan daha büyük bir acı olamaz’ sandım. Babamı kaybettiğimde ‘İnsanın karşılaşabileceği en büyük acı budur’ dedim. Ancak acının ne demek olduğunu asıl oğlumu kaybettiğimde anladım. Hiçbir acı evlat acısı gibi yıkıcı olamaz. 20 yıl geçti üzerinden, ama her geçen gün benim için daha bir katlanılmaz oluyor.”

Şükriye Teyze hâlâ her perşembe oğlunun sevdiği yemekleri yapıp dağıtıyor, eş dostun, konu komşunun bu yemekleri yemesinden mutlu oluyor ve namaza her durduğunda “Allah, hiçbir ataya bu acıyı tattırmasın” diye dua ediyor. Yeni başlayan süreci desteklemesinin nedeni de bu; kendisini yakan ateşin başkalarını yakmasına gönlü razı olmuyor. “Ben oğlumu kaybettim diye başkasının da çocuğunu kaybetmesine göz yumarsam, insanlıktan çıkarım” diyor biz kapıdan çıkarken Hamit’in babası ve bu söz kulağımıza mıh gibi çakılıyor.

Erkan’ın Ablası

İkinci öykü, Erkan ve ailesine ait. “Dördü kız beş kardeştik. Erkan, ailenin tek erkek evladıydı. Bilirsiniz Kürtlerde erkek evlat önemlidir. Hele bir de tek çocuksa” diyor Zeynep Hanım ve gözleri dolu bir şekilde kardeşinin dağa çıkışını anlatıyor: “Hâlimiz vaktimiz yerindeydi. El bebek gül bebek büyüttük Erkan’ı. Annem ‘Aman gözümün önünde olsun, uzağa gitmesin’ diye Erkan’ın Konya’dan çıkmasına izin vermedi, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydoldu Erkan.”

Peki ya sonra? Üniversitede gözaltına alınmış Erkan ve dokuz gün ondan tek bir haber alınamamış. Dokuz günün sonunda çıktığında ise artık bambaşka bir Erkan varmış karşılarında. Arkadaşları gözaltında yaşadıkları işkencelere dair korkunç hikâyeler anlatırken Erkan’ın ağzından tek bir kelime bile çıkmamış. Üç yıl devam eden suskunluğun ardından yurtdışına gideceğini söyleyen Erkan, dağa çıkmış.

Ailesi, 2006’da Özgür Gündem’de Erkan’ın bir çatışmada öldüğünü öğrenmiş. “Haberi okuduğumuzda evimize yangın düştü, kalbimizi kor ateşler dağladı” diyor Zeynep Hanım. Erkan’ın naaşına ulaşamamışlar, gidip başında dua edebilecekleri bir mezar yaptıramamışlar. Bu durum, Erkan’ın annesinin acısını kat be kat artırmış, onu teselli edenler ise Türk komşuları olmuş.

“Annem bayramın ilk günleri ağlar, komşuları da gelir annemle birlikte ağlar. O nedenle ayrım bilmeyiz biz. Annem, oğlu için de askerler için de dua eder. Evladını askerde kaybedenleri en iyi biz anlarız. Onlara çok saygı duyarız. Çünkü bir asker hayatını kaybettiğinde, onun ailesini nasıl bir ateşin yakacağını en iyi biz biliriz.”

Hamit’in ve Erkan’ın ailelerini ziyaret etikten sonra darmadağın bir hâlde zihnimi toparlamaya çalışıyorum. Beril (Dedeoğlu) Hoca’ya, böylesine etnik nitelikli ve uzun süreli çatışma yaşayan bir ülkede, insanların birbirlerini boğazlamamasının bir nedeninin de bu kadınlar olduğunu söylüyorum. Hoca, “Bu, bir Türkiye mucizesi” diyor. Acıya gark olsa da kine bulaşmayan, kendi evladı kadar başkasının evladını da sakınan bu mucizevî kadınlara hepimizin minnet borcu var.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89