• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 10 °C

Türkiye, Kürtlerle gerilimi nasıl düşürür?

Muzaffer Ayata

Kürt sorununda çözüm arayanlar değişik görüş ve öneriler gündeme getiriyorlar. Tabii bunlar kendi içinde sınıflandırılabilir. Kürt cephesinden bakanlar, iktidar ve egemenler ya da demokrasi cephesinden bakanlar farklı görüşler sunuyorlar. Farklı görüşlerin olması doğal. Ancak burada niyet önemli. Gerçekten Kürt sorunu çözülmek isteniyor mu? Ya da Kürtleri ezip bu sorundan kurtulunmak mı isteniyor? Kürt sorunuyla ilgilenenlerin bu noktalara daha fazla dikkat etmeleri gerekiyor.

Hükümet seçimlerden sonra hızla gerilimi ve operasyonları tırmandırdı. Genel beklenti ise bunun tersiydi. Hükümet üçüncü dönem seçimi daha fazla bir oyla kazanmış, daha rahatlamış olması ve çözüm için daha fazla inisiyatif alması gerekirdi. Seçimden bu yana hükümet gerilim ve baskıyı tırmandırmayı sürdürüyor.

Seçilmiş bir grup milletvekili hala hapishanede. Hükümet bu konuya hep negatif yaklaştı. Basit bir yasal düzenlemeyle bu sorunu çok rahat çözebilirlerdi. Niyet gösterselerdi mevcut yasalarla da milletvekilleri salıveriliebilirdi. KCK adı altında Kürtlere karşı tam bir cadı avı sürdü. Psikolojik savaş eşliğinde binlerce insanın evi basılarak hapishanelere dolduruldu. Bundan beklenen neydi? Kürt hareketini ezmek, örgütlerini dağitmak ve sorun bitti demek içindi! Bu çözüm olsaydı 12 Eylül’den beri onbinlerce Kürt işkencelerden ve hapishanelerden geçti. Binlerce aile dağıtıldı. Bunun acı ve güvensizliği derinleştirdiği ama çözüme yakınlaştırmadığı çokça kanıtlandı.

Bunca deneyim ve birikime rağmen hala şiddet ve baskı politikalarıyla ulusal ve toplumsal sorunlara çözüm aramak dar egemenlik anlayışına saplanıp kalındıgını gösteriyor. Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri bu.

Kürtleri bir türlü ayrı bir halk ve kimlik olarak kabul etmeme var. Eğer Kürtler ayrı bir kültür ve kimlik ise bunların kendisini örgütlemesi ve ifade etmesinden de korkmamak ve rahatsız olmamak gerekir.

Türkler adına örgütlenmek ve kendisini ifade etmede hiç bir rahatsızlık ve sınırlama yok. Ama iş Kürtlere gelince yasak ve sınırlamanın sınırı yok. Öldürmekten, hapislerde ve sürgünlerde süründürmenin çok doğal bir hak olarak görüldüğünü görüyoruz.

Buradan ne çözüm ne de kardeşlik çıkar. Bunun eşitlikle, dinle ve demokrasiyle hiç bir bağı yoktur. Bu düpedüz ırkcılık ve inkarcılığın farklı boyutlarda hala sürdüğünü gösterir.

Bu anlayışın yansımaları günlük politik yaşamımıza yansıyor. Son günlerde Sayın Mesud Barzani Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyaret ağırlıklı olarak PKK’nin nasıl ezileceği ve silah bıraktırılacagı etrafında döndü.

Kürtler ilk defa bir ulusal konferans düzenleyecek. Türkiye’nin dayatmaları yüzünden bu konferans da ertelendikçe ertelendi. Bölgede tarihsel fırsatlar doğmuş. Kürtlerin bir araya gelip geleceklerini belirleyecek ortak kararlar almaları gerekiyor. Türkiye bunu da amacından saptırıp PKK aleyhinde bir karar çıkartmakla meşgul.

Türkiye’de yaşayan yirmi milyona yakın Kürt’e düşmanlık yapan bir Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki Kürte dost olma imkanı var mı? Aklı başında olan hiç bir insan buna olumlu bir cevap veremez.

Son açıklamalardan biri yine başbakan Erdoğan’dan geldi. “PKK silah bıraksın. Silah bırakırsa operasyonlar durur!” Yoksa ne olur? “İnlerine kadar gider onları imha ederiz.” Bu sözlerde bir barış veya iyi niyet belirtisi var mı? Yok. Tamamen ırkçı ve egemenlikçi bir dil kullanılıyor. Karşı güçle bu sorun ortak çözülecek, diyor ve ona bir rol biçmiş oluyorsan gidip inlerinde vururum demezsin. Onları bir defa insan yerine bile koymadığını daha başında söylemiş oluyorsun.

Bu söylemin analizini fazla yapmaya gerek yok. Ciddiyetten ve çözümden uzak olduğu, savaş sürdürme yönünde irade beyanı olduğu açıktır. Kürtler sadece operasyonlara maruz kaldıkları için mi dağa çıktılar? Başka sorunları ve talepleri yok muydu? Eğer Kürtleri dağa çıkaran nedenler varsa ki vardır, o zaman bunları gidermek ve dağları bırakmalarını sağlamak gerekir. Dağa çıkanlar da Erdoğan gibi bu ülkenin çoçukları. Keyif olsun diye dağa çıkmadılar.

Elli bini aşkın insanın öldüğü, otuz yılı aşkın bir çatışma deneyiminden sonra sorumluluğu üstlenmiş bir başbakanın soruna böyle yaklaşması büyük bir aymazlık ve savaş kışkırtıcılığıdır.

Türkiye’yi normalleştirmek çok mu zor? Hayır. Yeterki hükümet biraz sorumlu ve ciddi yaklaşsın. Hükümet Sayın Öcalan’ın avukatlarıyla normal görüşmelerine yasağı kaldırsın. İçerideki milletvekillerini serbest bıraksın. Operasyonları durdursun. Evleri basıp insanları içeri tıkmaktan vazgeçsin. Saldırgan bir dil ve psikolojik savaşı yürütmekten vazgeçsin. Bu kısmı ve basit adımları atsın Türkiye’de siyasi iklim hemen değişecektir. İyimserlik ve yumuşama hemen ortaya çıkar. Bu olumlu atmosferde insanlar daha sakin bir kafayla sorunun çözümü için gereken katkıyı yapmaya başlar.

Türkiye’nin ihtiyacı ırkçılık ve Kürt düşmanlığı değildir. İhtiyaç barış, demokrasi ve özgürce birlikteliktir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89