• BIST 82.779
  • Altın 147,178
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -4 °C

Türkiye iç barışı Suriye'ye bağlı

Ergun Babahan

AKP’nin bölgedeki maceraperest ve tekçi politikaları Türkiye’yi daha da büyümesi kaçınılmaz görünen bir şiddet sarmalının içine sürükledi. Kendisi dışında hiçbir müttefikinin kabul etmediği “PYD terörist bir örgüttür” söylemi, Suriye’nin geleceğinde etkili olma imkânını ortadan kaldırdığı gibi, içeride de bir iç savaşın başlamasına neden oldu. 

Bugün hem Amerika hem de Rusya, Suriye’de Kürtlerin fiili ortağı. Buralar Kürtlerin fiili hâkimiyetindeki petrol üretim merkezleri ve kimin kontrolünde kalacağı enerji kavgasının önemli bir parçası. 

Hem Amerika hem Rusya, bölgede IŞİD’e karşı savaşan tek gerçek güç olan Kürtlerin yanında; askeri olarak da, lojistik olarak da, stratejik olarak da destek veriyor. 

Kendi Kürtlerinden korkan Türkiye ise çağın, sosyolojinin, tarihin ve hatta ittifaklarının tersine düşerek ülkeyi bölünmeye sürükleyecek bir çizgi izliyor. Obama’nın Erdoğan’la telefonda görüşüp Başkan Yardımcısı Biden’ı Türkiye’ye göndermesinin ardında, Ankara’nın bölge politikalarına balans ayarı yattığı anlaşılıyor.

Kıbrıs’ta Washington’la uyumlu bir politika yürüttüğü izlenimi veren Saray ve AKP ise Irak ve Suriye başta olmak üzere, NATO ortaklarının çizgisine ters düşen işlemleri yapmaya devam ediyor. 

Amerika ve Rusya’nın arkasında olduğu PYD’yi terörist örgüt ilan etmekteki körlüğü anlamaktan uzak bir akıl yönetiyor ülkeyi şu anda. 

Bu akıl, PYD’ye yönelik bu söylemin Türkiye Kürtlerini Türkiye’den her geçen gün kopardığını, bölgenin artık Silahlı Kuvvetler gücüyle kontrol edilebilir olduğu gerçeğini de görmüyor. 

Rusya’nın desteğiyle Suriye Ordusu’nun Türkiye ve Suudilerin desteklediği muhalif güçleri önüne kattığı ve sınıra doğru süpürdüğü bu dönemde Bayırbucak Türkmenleri söylemi de ortadan kalktı. 

Ruslar havadan, Suriye askerleri karadan bölgede cihatçı Türkmen avına çıkmış durumda, Ankara’nın sesi bile çıkamıyor. 

Ülke topraklarının önemli bir bölümünü ancak işgal ordusu görüntüsüyle denetimde tutabilen bir ülkede demokratik bir rejim mümkün olamaz. Görünen köy de kılavuz istemez. Bu şartlar altında bölge eğer Türkiye’nin bir parçası olarak kalacaksa, ancak işgalci bir zihniyet içinde kalacak. 

Demokrasiyi, hukuku, insan haklarını, insanlığı çürüten bu koşulların Türkiye’ye bedeli ağır olacak.Vietnam’ın Amerika’ya, Cezayir’in Fransa’ya yaptığı etkiye benzer etkileri göreceğiz. 

Üstelik orada devletlerinin izlediği çizgiye karşı çıkabilen, eleştiren aydınlar daha güçlü, devlet kurumları ve yargı daha oturmuş bir haldeyken ödediler bu bedelleri. 

Kürt meselesi, AKP’nin Cemaat’e uyguladığı zulümden bağımsız değildir. Bu iç savaş ortamı, Mehmet Baransu’nun Mersin’de kimse tepki göstermeden, gösterse bile ciddiye alınmadan tuvalette yatırılmasını mümkün kılmaktadır. 

Öteki’ne demokrasi ve insan hakkı talep etmeden demokrat olamayacağız. Ancak bu koşullarda çoğulcu bir toplum olabiliriz. Yoksa, her etnik veya dini grubun kendi bölgesinde yaşayacağı bir düzene doğru gidiyoruz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89