• BIST 98.314
  • Altın 144,038
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 16 °C

Türkiye-Doğu-Batı derken, değişimi anlamak! (3)

Hasan Cemal

Bu satırlar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki İran oylamasından önce yazılırken, Türkiye’nin İran’a dönük yaptırımlar konusunda ret oyu mu kullanacağı, çekimser mi kalacağı belli değildi.

Türk-Amerikan ilişkilerini şöyle ya da böyle etkilemesi beklenen ve bu yazı dizisinin çerçevesi içinde yer alan bu konuyu yarın yazacağım.

Şimdi yine malum sorular:

Türkiye yüzünü Batı’dan Doğu’ya mı çeviriyor? Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin elinde Türk dış politikasına ‘İslami ruh hali’ mi damgasını vuruyor?

İngiliz The Guardian gazetesi bu kaygıları paylaşmıyor. “Türkiye’deki değişim kimseyi korkutmasın” diyor. 5 Haziran 2010 tarihli başyazısındaki şu bölüm ilginç:

“Türkiye’nin uluslararası konumu artık çantada keklik değil. Türk dış politikasının Kemalist diplomatlar ve ordu tarafından şekillendirildiği yıllar geçmişte kaldı. Fakat bu da korkulacak bir şey değil.

O günler geçti ama yine de, Türk dış politikasında elle tutulur bir devamlılık var. Türkiye’nin ‘kaybedilmekte’ olduğunu vurgulayıp etrafı telaşa veren Batı’daki bazı yorumlar bu gerçeği gözardı ediyor.

Ak Parti, Türkiye’yi ne Batı’lı ne de Doğu’lu görüyor. Türkiye’nin kendi bölgesi için bir merkez olduğunu düşünüyor. Bu nedenle de İran ve Suriye’yle de, Hamas gibi hareketlerle de temas kuruyor.

Türkiye hem içeride hem dışarıda değişimden geçiyor. Büyük ilerleme kaydedilse de, demokrasi ve insan hakları henüz tam olarak kök salmadı. Uluslararası bağlamda, kendi öncelikleri var ve bazılarını nispeten başarıyla da kovalıyor. Bu politikası hem doğru, hem gerçekçi.

Türkiye değişiyor!

Ve bu ülkenin elinde çok sayıda koz var. Bu değişimden korkmayıp, Türkiye’yle birlikte çalışmalı.”(Türkçe çevirisi: Radikal, 7 Haziran 2010, s.12)

The Guardian’ın başyazısı böyle.

Uluslararası Kriz Grubu direktörlerinden, meslektaşım Hugh Pope ise geçen hafta sonu The Guardian gazetesinden çıkan makalesinde, Türkiye’nin gerek İsrail’le ilişkilerinin dibe vurmasında ve gerekse dış politikasındaki açılımlarında ‘ideolojik bir faktör’ aramanın yanlış olduğuna işaret ediyordu.

Türkiye’nin dış politikadaki açılımlarının, ‘Ortadoğulu‘luktan veya ‘İslamcı’lıktan kaynaklanmadığını belirten Hugh Pope, bu açılımların yalnız bölgedeki Arap ülkeleriyle değil, örneğin Rusya ve Yunanistan’la da yapıldığını belirtiyordu.

Türkiye’nin bölgedeki barış ve istikrar arayışlarına katkısının altını çizen ve Türkiye’nin bu rolünü çok önemsediğini belirten Hugh Pope, “Türkiye, Avrupa ve Batı’ya dönük temel tutumunda herhangi bir köklü değişikliği amaçlamıyor” dedikten sonra şöyle devam ediyordu:

“Türkiye, toplam ihracatının yarısından fazlası Avrupa’ya giden bir ülke. Türkiye’deki yabancı sermayenin yüzde 90’ı AB ülkelerinden geliyor. Avrupa’da yaşayan Türk nüfus 4 milyonun üzerinde...

Ortadoğu ise Türkiye ihracatının ancak yüzde 25’ini karşılıyor. Toplam turistin yüzde 10’u Ortadoğu’dan geliyor.

Öte yandan doğrudur, Türkiye’nin AB ile üyelik müzakereleri tıkanmış durumda. Bu da son yarım yüzyıllık ilişkilerin tarihinde ilk kez olmuyor. Ve bu seferki kesintinin altında daha çok Fransa, Almanya, Avusturya ve Güney Kıbrıs’taki popülist siyasetçiler yatıyor.”

Hugh Pope, The Guardian’daki makalesini şöyle bağlamış:

“Türkiye’nin İsrail’le anlaşmazlığı, bu ülkenin Batı karşıtlığının bir kanıtı olarak görülemez.”

Ben de farklı düşünmüyorum.

Türkiye yüzünü Batı’dan Doğu’ya mı çeviriyor ya da Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin elinde Türk dış politikasına ‘İslami ruh hali’ mi damgasını vuruyor sorularında düğümlenen kaygıları paylaşmıyorum.

Evet, Türkiye’nin yüzü artık sadece Batı’ya dönük değil, aynı zamanda Doğu’ya da bakıyor.

Kökleri Soğuk Savaş dönemine de uzanan bu genel tutum, Türkiye’nin hem Batı’da hem Doğu’da elini güçlendiriyor ve birbirlerini tamamlıyor.

Uzun lafın kısası:

Soğuk Savaş Türkiye’sinden farklı olarak, bugün Türkiye’nin politikalarıyla, çıkarlarıyla Amerika ve Avrupa’nınkiler her zaman örtüşmüyor, bazen çelişiyor, bazen çatışabiliyor.

Fakat, dünkü yazımdaki bir noktayı bugün de belirtmek isterim. Dış politikanın rasyonalitesi ve hassas dengeleri konusunda, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin ince ayar yapmaları gerekir.

Yoksa, bazı algılamaların gerçeğin yerine geçerek, Türkiye’nin çıkarlarını olumsuz etkileme ihtimali vardır.

Bu açıdan, yukarıdaki satırların yazılmasından sonra BM’de Türkiye’nin ret oyu kullandığı İran’a dönük yaptırım oylaması, yarınki yazının konusu olacak.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89