• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Türkiye-Doğu-Batı derken değişimi anlamak! (2)

Hasan Cemal

New York’taki Amerikan yatırımcı kuruluşlarının geçen hafta nabzını tutmuş olan bir uzman kişi dün şöyle dedi:

“Türk ekonomisiyle ilgili değerlendirmeler genellikle olumlu, hatta kimilerine göre mucizevi bir durum. Bu nedenle Türkiye’ye yönelik yatırım dalgası büyüyor. Ancak, İsrail’le yaşanan son çatışmanın Amerikalı bazı yatırımcılarda soru işareti yarattığı da dikkati çekiyor. Kimileri yatırım kararını değiştirmiyor, bazıları da bekle-göre geçiyor.”

Türkiye’ye ilişkin bu tedirginlik havası yalnız New York’un yatırımcı odaklarında değil, Washington’un siyasal çevrelerinde de esiyor. Hatta Amerikan başkentindeki havanın gitgide sertleştiği söylenebilir.

Sorular malum:

Türkiye yüzünü Batı’dan Doğu’ya mı çeviriyor? Türkiye İran’laşma yolunda mı? Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin elinde Türk dış politikasına ‘İslamcı bir ruh hali’ mi damgasını vurmaya başladı? Bu aslında ‘İslamcı bir gizli gündem’in en nihayet su yüzüne vurması mı?

Bu sorular, Başbakan Erdoğan’ın İsrail’in kanlı Mavi Marmara saldırısı sonrasında meydanlarda dış politika yapmaya başlamasıyla çoğaldı.

Ayrıca bu sorular artık sadece İsrail ve Yahudi Lobisi’ne ya da Neo-Con’lara özgü değil. Bu açıdan Başkan Obama yönetiminde de benzer soruların yaygınlaştığı görülüyor.

Evet, İsrail saldırısı da eleştiriliyor. Evet, İsrail’in Gazze ablukası da eleştiriliyor.

Ancak, Başbakan Erdoğan’ı hedef alan ve ‘Türkiye sırtını Batı’ya mı dönüyor’ diye özetlenebilecek eleştiri okları bugün artık Washington’da açıktan atılmaya başlamış durumda...

Tayyip Erdoğan ve kurmaylarının bu durumu gözden kaçırması ve gaz kesmeden yola aynen devam etmeleri yanlış olur.

İsrail’in kanlı korsanlığına karşı hak elbette aranacaktır. Kendi vatandaşlarını kaybetmiş bir ülkenin Başbakanı olarak Tayyip Erdoğan hiç kuşkusuz sesini yükseltecektir. Ve Türkiye bu haydutluğun hesabını her platformda soracak, İsrail’in yanına kâr kalmaması için de uğraşacaktır.

Achille Laura’yı anımsayın.

Dört Filistinli gerilla, 1985 yılında İtalyan bayraklı bu turist vapurunu Doğu Akdeniz’de kaçırmış, Amerikalı turistleri rehin almışlardı. Amaçları, İsrail hapishanelerinde yatan Filistinli gerillaları kurtarmaktı.

Başarısız kalan saldırı sırasında, tekerlekli sandalyeye mahkum Amerikalı Yahudi bir turist denize atılarak öldürülünce Amerika, İsrail ve dünya kamuoyu hep birlikte ayaklanmıştı.

Ayaklanmakta da haklıydılar.

Peki ya İsrail saldırısı?..

Türk bayraklı bir gemiyi, uluslararası sularda uluslararası hukuku hiçe sayarak bas, sekizi Türk vatandaşı, biri Amerikalı Türk dokuz kişiyi kurşunlayarak öldür!

N’oluyor dünya kamuoyu?..

İnsanlığın vicdanı?..

Buna karşı kayıtsız kalınabilir mi?

Buna karşı gemisi saldırıya uğrayan, vatandaşları katledilen bir ülke hareketsiz kalabilir mi? Buna karşı o ülkenin başbakanı hiç sünepeleri oynayabilir mi?

Hayır, hiçbiri olmaz, olmuyor da... Tayyip Erdoğan’ın meydanlara çıkması, isyan etmesi, hesap sorması elbette haklıdır.

Fakat bir de ama boyutu vardır konunun. Dış politikayla ilgilidir bu boyut ve gözardı edilmemesi gerekir.

Meydanlarda dış politika yapmak heyecan verici olabilir. Bunun için yığınları coşturmak ve seferber etmek için duygularla oynamak, seçim sandığında oy da getirebilir.

Bu da eski deyişle siyasetin tabiatında olan bir şeydir.

Ama eğer o heyecanlı kürsülerde bazen ölçü kaçar, denge tutmaz ve üslup şaşarsa, o zaman meydanlarda yapılan dış politika geri tepmeye başlar, yani bumerang etkisi devreye girer.

Türk dış politikasının bir rasyonalitesi, kendi reel dengeleri vardır.

Bu dengeler bozulmaya yüz tutarsa, o zaman “Türkiye eksen mi değiştiriyor?” sorusunda düğümlenen farklı -ve bazen de kasıtlı- algılamalar, gerçeğin de ötesine geçerek ülkenin genel çıkarlarını olumsuz etkilemeye başlar.

İsrail saldırısına karşı yurt çapında büyük bir tepki dalgasının bir anda kabarması, bu ülkede zaten yeterince güçlü olan ‘milliyetçi ve Müslüman damar’dan kaynaklanıyor.

Şimdiden seçim dönemine girmiş bir ülkede, bir parti liderinin -her şey bir yana- bu damardan yararlanması da anlaşılır bir siyasal tercihtir.

Ama...

Daha fazla gaz vermek ters tepebilir.

Bu nedenle, ‘ince ayar’ yapılması gereken bir noktada bulunduğunuzu gözardı etmeyin Sayın Başbakan...

Üçüncü yazı yarına.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89