• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 10 °C

Türkiye bir affa mı gidiyor...

Oral Çalışlar

Ergenekon davası, Balyoz darbe planı kararları ve “çözüm süreci” iç içe geçmiş bir şekilde gündemimizi belirlemeye devam ediyor.

Ergenekon’a hukukçu gözüyle bakmam mümkün değil. Siyaseten ise şöyle bir çerçeve çizebilirim: “Ergenekon davası, askerlerin siyasete müdahalesi davasıdır. Türkiye’yi bir iç savaş ortamına sürükleyip, kargaşalık çıkarmak isteyenlerden hesap sorulmasının davasıdır.”

Türkiye’de askerin siyasete müdahalesi, yakın tarih boyunca, “siyasetin fonu”ndaki en gerçek renk oldu. Askerin siyasete müdahale edip darbe yapabilmesi için ortalığın karıştırılması, suikastlar düzenlenmesi, kitle kırımları yapılması, bir alışkanlığın ötesinde, adeta bir “inanç biçimi”ni temsil etti.

Artık “kült” bir kişilik olan Savcı Zekeriya Öz’ü de buradaki cesareti ve ilk soruşturmalardaki ısrarı nedeniyle hatırlamak gerekir diye düşünüyorum. Askerlerin siyasete müdahalelerinin her zaman sivil işbirlikçileri de oldu. Medyadan, akademik dünyadan, siyasetten onlarla dayanışma içinde bulunanlar, kışkırtanlar da hiç eksik olmadı.

Yargılamanın zaafları

Burada iki sorun bulunuyor. Birisi yargılamayı sürdüren hukukçuların zihniyeti, ikincisi hukuki yapı.

“Devletin âli menfaatleri mi, yurttaşların hakları mı”
sorusuna, “devletin âli menfaatleri” diyen ve bu şekilde yetiştirilmiş bir hukukçular topluluğuna sahibiz. Sık sık dile getirdiğim şöyle bir gözlemim var: “İyi kanun kötü kanun yoktur, bu kanunları insan hakları ve demokrasi yönünden yorumlayan veya otoriter devlet mantığıyla yorumlayan yargıçlar ve savcılar vardır.”

Türkiye’deki hukukçuların, kanunları, “hukuk devleti” veya “insan hakları evrensel kriterleri” değil, “otoriter devlet” yönünde yorumlamaları, yerleşik ve radikal bir “karakter özelliği”dir. Türkiye’nin AİHM’de en çok mahkûm edilen ülkelerin başında gelmesi, bunun doğal bir sonucu.

Yalnız Ergenekon değil, KCK davaları, gençlere yönelik davalar da hep hak ihlalleriyle el ele yürüdü. Terör tanımının, “yargılamada hak ihlalleri”ni çok yüksek düzeylere ulaştıran bir genişlikte tutulması, bu bağlamda belirleyici bir rol oynadı.

Beyaz sayfa açmak

Balyoz davasında üst düzey komutanlar ağır cezalar aldı. Ergenekon davasının iddianamesi de gösteriyor ki, bu davadan da ağır cezalar çıkması kuvvetle muhtemel. Benzer şekilde KCK davaları da ağır cezalara doğru ilerliyor.

“PKK’nın silahları bırakmasına doğru yolculuk”
un olgunlaştığı şu günlerde, bir soru belirginlik kazanmaya başlıyor: “Bu kadar insan siyaseten tutukluyken Türkiye’de iç barış nasıl sağlanabilir?”

Eğer silah bırakma süreci sağlıklı ilerler, bir yol kazası gerçekleşmezse, binlerce genç yeniden toplumsal yaşama dönecek, dönmeli. Bu noktada, başlığın “af”“eve dönüş projesi” mi olacağı, o kadar fark etmez... Tabii, böyle bir “büyük uzlaşma”nın içine, siyaseten mahkûm edilenler, darbecilikten yargılananlar da girmeli.

Tarafların ağırlıkları, öncelikleri ve niyetleri süreç içinde değişkenlikler gösterebilir. Ancak, uzlaşma, Türkiye’de yaşayan topluluk ve bireylerin temel arayış ve beklentisini oluşturmaya devam edecek. “Yeni bir beyaz sayfa”, “yeni Türkiye”nin bir ihtiyacı olarak zamanı geldiğinde kendisini dayatacak.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89