• BIST 83.106
  • Altın 146,948
  • Dolar 3,7641
  • Euro 4,0426
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -4 °C

Türkiye Batı’nın değer sisteminden koptu!

Ergun Babahan

12 Mart da, 12 Eylül de darbe yoluyla ortaya çıkan faşizan rejimlerdi. Ancak darbe sonucu gelen rejimlerin ortak noktaları NATO'ya bağlılık sözüydü. Darbeciler Batı'nın güvenlik ve ticari sisteminin dışında kalmak istemiyordu. O dönemin tek patronu olan Amerika da Sovyetler Birliği'ne karşı ortak cepheyi koruma adına, insan hakları ihlallerini görmezden gelebiliyordu.

Sovyetler Birliği'nin yıkılması, sadece güvenlik anlayışına dayanan bu ittifakın değerler anlayışını yıktı. Demokrasi, insan hakları, serbest rekabet ve bunun varlığını sağlayan bağımsız, güvenilir ve saygın bir hukuk sistemi anlayışı öne çıktı. NATO ittifakı içinde yer almak için sadece ortak güvenlik anlayışını savunmak yetersiz kaldı.

Bu arada başka bir şey de oldu. Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından yeşeren demokratik rejimler güç kaybetmeye başladı.

Gerçek demokratik rejimlerin sayısında bir gerileme görüldü. Yerleşik düzenin değişiminden endişe eden yerleşik güçler, konumlarını tehdit eden kesimleri yine baskı altına alma, ülke kaynaklarını yolsuzluk ve hukuksuzlukla yağmalama yolunu seçtiler.

Türkiye, 2010 yılına kadar yerleşik güçlerin, yeni gelen ve Avrupa'ya açılım sağlayan AKP iktidarını darbe ve komplolar yoluyla tasfiye çalışmalarına tanıklık etti. Bugün kimileri inkara çalışsa da Ergenekon ve Balyoz davalarında ortaya çıkarılan yapı da tam buydu.

Ancak 2010'dan sonra yeni gelen ve kendisini demokrasi maskesi altında gizlemeye çalışan rejimin de en az eskisi kadar yolsuzluk içinde olduğunu ortaya koydu. Yeni gelen ve çalan kesim, sadece çaldığının biraz daha fazla kısmını sağlık hizmeti, konut desteği, sadaka ve yardımlarla geniş kesimlerle paylaşmaya razı olmuştu ama bu arada pasta ile birlikte yolsuzluğun boyutu da yükselmişti.

Bu tablo, yenilerin eskilerle ittifakı ile sonuçlandı ama ittifak iki kesimin de Batı karşıtı unsurları arasında gerçekleşti. Bugün AKP ve derin devlet denilen yapı arasındaki ortak cephenin en büyük özelliği, Batı karşıtlığında birleşiyor olmalıdır. Erdoğan'ın her Batı karşıtı söylemi bu ittifakı güçlendirmekte, derinleştirmektedir.

Obama'nın kameralar önünde gerçekleştirdiği Türkiye ve Erdoğan eleştirisi, bu tablonun açık bir dille ifadesidir. Batı, bugün için Türkiye'ye mecburdur ama bu mecburiyetin ne kadar daha devam edeceği belirsizdir. Söylemi, yaşamı ve eylemi ile Batı'nın her türlü değerinden hızla uzaklaşan Türkiye'nin başta NATO olmak üzere Batılı kurumlar içinde kalması giderek imkansız hale gelecektir. Türkiye'nin NATO'da kalması, Suudi Arabistan'ın NATO'ya üye olması ile eşdeğer ifade eder anlama gelecektir.

NATO ve Avrupa Birliği, Türkiye'nin serbest pazar ekonomisine, iyi-kötü demokratik bir düzen içinde yaşamasına, laiklik ilkesine bağlı kalmasını sağlayan en önemli iki demirdi. Bu geminin güvenli sularda kalmasını, derin denizlerde başıboş sürüklenmemesini sağlıyordu. Türkiye bu iki demiri kaybetmek üzere.

Yolsuzluklara bulanıklığını giderek artan bir dincilik maskesi altına gizlemeyi başaran, bunun için çocuk tecavüzü dahil her türlü ahlaksızlığa sahip çıkmak zorunda kalan bir zihniyetin ülkeyi götürdüğü nokta, koyu bir karanlıktır. Bu kadar büyük suçları organize bir şebeke gibi işleyenlerin iktidarı demokratik yöntemlerle bırakmasını beklemek safdilliktir. Bir mafya grubunun güç ve etki alanını kendiliğinden başka gruplara bırakmasını beklemek kadar safça bir yaklaşımdır bu.

AKP'nin Kürt sorununu yeniden şiddet alanına sürüklemesinin bir nedeni de budur: Demokratik tartışmayı bitirmek, müzakereyi bir çözüm yolu olarak devreden çıkarmak ve şiddeti her alanın tek çözümleyicisi olarak devreye sokmak. Obama'nın açık ve net eleştirilerinin ardından bir takım gazetecilerin yaptıkları haberler, attıkları manşetler nedeniyle gözaltına alınması, önümüzdeki dönemde neler yaşanacağını açık göstergesidir.

Bu gerilim, Batılı değerlerden kopuş, Kürt meselesinin demokratik yöntemlerle çözülememesi gibi gelişmeler, Türkiye'yi yeniden ‘‘Avrupa'nın Hasta Adamı'' konumuna getirmektedir. Gelinen nokta da hem Rusya, hem de Batılı ülkelerle gerilim yaşanıyor olması, bu tanımı daha da haklı kılmaktadır maalesef. Yakın zamanda hastalığın tedavi olması imkansız biçimde bütün vücudu sarması kaçınılmaz görülmektedir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89