• BIST 107.041
  • Altın 143,274
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 34 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 33 °C
  • Berlin 17 °C

Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan

Hilal Kaplan

Erivan
Hrant Dink Vakfı'nın davetlisi olarak, Ermenistan-Türkiye Gazeteci Diyalog Programı çerçevesinde çeşitli medya kuruluşlarından kalabalık bir gazeteci-yazar grubuyla beraber Ermenistan'dayız. Diğer katılımcılar gibi benim de Erivan'a ilk ayak basışım bu vesileyle oldu. Daha uçağa alınmayı beklerken bile yanımdaki yolcuların yanlarında getirdikleri domates-biber-peynir üçlemesiyle karınlarını doyurduklarını görmemle uzak olduğumuzun belletilen bir bilgi olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Ardından elleri tespihli erkekler, daha çok taksilerde çalınan davul-zurnalı türküler, onların Ermeni, bizim Türk dediğimiz ama aslında adı Osmanlı olması gereken geleneksel kahvemiz ve uzağı yakın eden daha pek çok şeyle karşılaşıyorsunuz.

Şimdilik kişisel izlenimleri bir kenara koyup Ermenistan'da dün gerçekleşen genel seçim sonuçlarından bahsetmek istiyorum. Dokuz partinin yarıştığı seçimlerden iktidardaki Cumhuriyetçi Parti, oylarını azaltarak da olsa (%44) tek başına iktidar olabilecek oyu garantileyerek çıktı. Daha ilgi çekici olan oylarını iki katından fazlasına çıkaran Müreffeh Ermenistan Partisi (%30) oldu. Üçüncü olan Ermeni Ulusal Kongresi %7'de kaldı. Diğer üç parti -ki içlerinde 1915'e ilişkin ultra milliyetçi politikasıyla tanıdığımız Taşnak Sütyun da var- %5'lerde sıralandı. Seçimlerin adilliğine ilişkin oldukça fazla şaibe olsa da geçen seçimlerde olduğu gibi muhalifler bu kez sokaklara dökülmedi.

İşin Türkiye'yi yakından ilgilendiren kısmına gelince... Parlamentoya giren tüm partiler gerek 1915 gerek Karabağ meselesine ilişkin benzer görüşleri paylaşıyorlar. Türkiye'nin 1915'i soykırım olarak tanıması ve Karabağ meselesinde Azerbaycan'la Ermenistan'ı kendi haline bırakmasını istiyorlar. Bu noktadaki tek oyun değiştirici (game changer) özne Türkiye gibi görünüyor. Türkiye, inkâr politikası dışında herhangi bir olumlu adım attığı takdirde siyasî partiler arasındaki görüş farklılıkları da gün yüzüne çıkacak aslında. Aynı protokoller zamanı Taşnak Sütyun'un koalisyondan ayrılmasına rağmen Cumhuriyetçi Parti'nin protokollerden vazgeçmemesinde olduğu gibi... Hatırlanacağı üzere Eylül 2009'da başlatılan 'futbol diplomasisi' sonucu Davutoğlu ve Sarkisyan protokolleri imzalamışlardı. Fakat sürecin nihayetlenmesinin öncesinde Başbakan Erdoğan, protokollerinin tam tersi istikamette "Azerbaycan topraklarının işgali sona ermeden sınır kapısı açılmayacaktır" açıklamasını yaptığında tüm süreç tepetaklak olmuştu.

Ermenistan özetle "Sınırımız Türkiye'ye açık, hiçbir ön şartımız yok. Savaş zamanında bile değiliz. Sınır açılıp ilişkiler normalleştikten sonra geçmişi konuşalım" diyor. Süreç çökmeye yüz tuttuğunda yan çizse de diaspora ve Taşnak Sütyun gibi milliyetçi akımlara rağmen Ermenistan'ın protokollerdeki 'ortak tarih komisyonu'nu kabul edişi de bundandı.

Türkiye, Ermenistan'la ilişkilerini normalleştirdiği nispette 1915 meselesinin aşılması noktasında da zemin kazanacak. Ancak bunun için Azerbaycan'ın doğalgaz tehdidini aşabilecek kadar bağımsız ve güçlü bir ülke olmamız gerecek sanırım. Zira Mavi Marmara şehitlerinin ardından İsrail'le ilişkilerini artırmakta ve anlaşma üzerine anlaşma imzalamakta beis görmeyen, FİFA kuralları gereği Bursa'daki Ermenistan rövanş maçına Azerbaycan bayrakları sokulmadığı gerekçesiyle, 1918'de işgali kaldırırken ölen Osmanlı askerlerinin yattığı Türk Şehitliği'ndeki Türk bayraklarını direkleriyle birlikte sökmüş olan Azerbaycan yönetimiyle işbirliğimizin sadece 'dost ve kardeş' ülke olmamızdan kaynaklandığı iddiası bana hiç de açıklayıcı ve inandırıcı gelmiyor. Karabağ'da zulmedilenler bizim kardeşimiz ama Mavi Marmara'da zulmedilenler Azerbaycan'in kardeşi değil mi yoksa?

Türkiye, Azerbaycan'la Ermenistan arasinda Karabağ meselesinin çözümü için arabulucu olacak kadar etki sahibi olabilir ve üç ülkeye de ayak bağı olan bu sorunun aşılmasına öncülük edebilir. Ancak bunun olması için merhum Aliyev'in deyimiyle 'ya kapısı ya borusu' ('Sınır kapısı açılırsa, Baku-Ceyhan boru hattını kısarım) tehditkar politikasına prim verilmemesi gerekiyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89