• BIST 97.533
  • Altın 145,969
  • Dolar 3,5805
  • Euro 3,9998
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 24 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 23 °C

Türk ve Kürt ilişkilerinde silaha devam mı?

Muzaffer Ayata

Başbakan Erdoğan, İmralı ile görüşmelerin başladığını açıklamasından sonra Fethullahçı ve yandaş basından büyük bir psikolojik harekat başlatıldı. Öyle bir hava yarattılar ki, hükümet adım atmış, artık herşey hal olmuştu, geriye PKK’nin silah bırakması kalmıştı. PKK silah bırakmasa, oyun bozanlık yapmış olacak ve mahkum edilecekti. Ayrıca kaç PKK var, Kandil ve diğer birimler Öcalan’ı dinler mi, tartışmaları başlatıldı.

İmralı görüşmeleri Kürt sorununu çözme ve Kürt-Türt ilişkilerine yeni bir biçim vermekten çok PKK’nin nasıl bölüneceği, nasıl devre dışı bırakılacağı üzerine döndürülmeye çalışıldı. Öcalan elimizde bir enstrüman, onu bir rehin olarak Kürtlere ve PKK’ye karşı kullanırız, aralarına kalın duvarlar öreriz ve giderek dağınıklık, çok başlılık ortaya çıkar hesapları yaptılar.

Ancak bu propagandalar ve psikolojik savaş fazla uzun ömürlü olmadı. Kürt tarafının bütün birimleri ve çevreleri İmralı görüşmelerini, barış ve dialogla sorunun çözümünü desteklediğini açıkladı. Kürtler liderlerinin ve olabilecekse barış görüşmelerinin arkasında durdu.

Sayın Öcalan arkadaşlarıyla, sorunun çözümene katkı sunabilecek kimselerle ilişkilenemiyor. Ortaya atılan silah bırakma, sınır dışına çekilme vb. haberler Türk basınında bolca yazılıp konuşuluyor. Bu haberlerin tümü de manipülasyana dönük ve kaynağı belirsiz. Çoğunlukla Ankara’nın karanlık dehlizlerinden piyasaya sürülüyor.

Hükümet hem görüşürüm hem bombalarım açıklamalarıyla süreci tehlikeli ve kırılgan bir çizgide tutuyor. Nitekim bu bulanıklaştırıcı tutumlarının ortasına Paris Katliamı düştü. Hükümet olayın dışında kendisini göstermeye çalıştı. PKK düşmanlığı nedeniyle de hemen PKK’yi suçladılar. Ancak yakalanan kişinin tüm izleri Ankara’ya gidiyor. Kürt tarafı basından beri Ankara dışında başka bir gücün kendilerini böyle hedeflemeyeceğini açıkladı. Çünkü başbakanın açıklamaları bu tür suikast ve cinayetlere açık kapı bırakıyor. Ayrıca PKK’li ve tanınan Kürt politikacıları ortadan kaldırmaya Türk hükümeti para ödülü koyan düzenlemeler yaptı. Gelişkin savaş araclarıyla Rüstem Cudi örneğinde olduğu gibi imha operasyonları yaptılar.

Bütün bu psikolojik ve askeri harekatlara rağmen Kürt tarafı birlik içinde kaldı ve liderlerinin arkasında durdu. Beklenenin aksine hükümet sürecin altında kalacak gibi görünüyor. Kamuoyunda da çözüme dair beklenti, destek ve olumlama eğilimi güçlü biçimde ortaya çıktı. Gelinen noktada hükümetin sürecin ilerlemesi için daha ciddi olması ve ona uygun adımları atması gerekiyor. Uzun zamana yayarak, kitleleri beklentiye sokarak pasifize etme hesapları yapılıyorsa, bu da tutmaz. Çünkü Kürt tarafı barışa hazır olduğu gibi direnişi de sürüdürecek güce ve donanıma sahiptir.

Hükümetin özellikle KCK adı altında kitlesel tutuklamaları sürdürmesi tüm söylemlerini ve samimiyetini test edecek bir halkadır. Erdoğan şimdi generallerin hapishanede tutulmasında rahatsız olduğunu ve hakimlerin zihniyet değiştirmesini söylüyor. Ancak halkın seçtiği milletvekileri hala hapishanelerde ama bu konuda Erdoğan rahatsızlığını belirtmiyor. Daha önceki açıklamalarında bunları niye aday gösterdiniz diye partilarine kızıyordu.

Bütün dünyada barış ve çözüm görüşmelerine bakıldığında Türkiye’nin yaptığı yine Türk işi bir görüşme. Erdoğan kendi tarafını belirlediği gibi Kürt tarafını da belirlemeye ve onlar adına da karar vermeye çalışıyor. Ada’nın anahtarını eline almış, istersem yasaklarım, istersem birilerini gönderirim, diyor. Bu tarzla sürecin sağlıklı ve hızlı ilerleyemeyeceği ve güven artırıcı içerik kazanamayacağı açıktır.

Kürt- Türk ilişkilerinde silahı aradan çıkaralım sözleri çok önemlidir. Ancak görüldüğü gibi Erdoğan bu sözlerin tarihsel anlamına göre davranıp içi doldurma yerine güncel olarak bu “bela”dan kurtulma derdinde. Kürtlerin tüm hak arayışları silah ve şiddetle karşılığını bulmuştur. Devletin ordusu ve silahlı birimleri, yasaları hep namluyu Kürtlerin kafasına dayamıştır. Tedip ve tenkil bu devletin alışkanlığı olmuştur. Artık Kürt ve Türk ilişkilerinde silahı ve şiddeti aradan çıkarmak, esitlik ve adalet temelinde birlikte yaşama iradesi ortaya koymak zamanıdır. Sorun olgunlaşmış, tüm boyutlarıyla kendisini ortaya koymuştur. Erdoğan bu tarihsel görevden kaçarsa, sorunu kendisinden sonrakilere aktarmaktan başka birsey yapmış olmayacaktır. Olanak varken bu sorunu Kürtlerle birlikte çözerek iki halkın ilişkilerine kalıcı bir barış getirerek tarihe geçmeyi günlük politikaların getirisinin önünde tutması gerekir.

Geçenlerde Filistin’li Leyla Halit’in bir röportaji yayınlanmıştı. O röportajda dikkat çeken bir konu vardı. Ona dikkat çekmek gerekir. L. Halit “Oslo görüşmeleri başladıktan sonra, intifada hareketimiz giderek etkisizleşmeye başladı” diyordu. Görüşmelerle halkı pasifize etmemeye dikkat etmek çok önemli. Beklentili ruh hali yapılacak işleri aksatmaya götürür. Tüm alanların işlerini aksatmaması barışı daha kazanılır hale getirir.

Son olarak sayın Öcalan’ın “halk ayakta olmalıdır” uyarısı da bu tehlikeye dikkat çekme amaçlıdır. Egemenler barış ve adalet bahs etmezler. Bu kavramların yaşam bulması için mücadele ve örgütlenmekten başka garantili bir yol yoktur.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89