• BIST 82.300
  • Altın 148,195
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -1 °C

‘Türk sorunu’

Vahap Coşkun

Demokratik Açılım döneminde tedavüle çıkan bir kavramın öyküsü bu.

O günlerde Nuray Mert, açılım politikalarının bir “Türk sorununa yol açacağı” tezini işliyor, Kürtleri bölücü olarak gören sıradan vatandaşların zihinlerinde “okur-yazarlar bir olmuş Kürtleri kayırıyor”tablosunun oluşmasına yol açabileceğini belirtiyordu (Radikal, 10.1.2009). Mert sonradan siyasi güzergâhını değiştirdi ve bu görüşüne dair bir özeleştiri yazdı (Milliyet, 6.8.2011).

İmralı süreci başladığında kavram tekrar dolaşıma girdi. Bu kez bayraktarlığı Ertuğrul Özkök üstlendi. Ona göre: Bugün “Türküm” demek “Kürdüm” demekten daha zordu. “Kürdüm” diyen ilerici “Türküm” diyen faşist olarak adlandırılıyordu. “Kürt” kelimesi yüceltilirken “Türk” kelimesi tenzil-i rütbeye uğratılıyordu. Türk manevi azınlık duygusuna itiliyor ve Türk’ün haysiyeti zedeleniyordu (Hürriyet, 4.1.2013).

Tüm çocukların her sabah varlıklarını “Türk varlığına” adadıkları ve devlet kurumlarının “Türk” ismini taşıdığı bir yerde “Artık Türküm demek çok zor”temalı bir yazı yazmak için, insanın gerçekten mantıkla irtibatını koparmış olması gerekirdi.

“Türk sorunu”
çıkacağına ilişkin fikirlerin hepsi rahatlıkla çürütülebilirdi. Ama sorun sadece mantık sorunu değildi ve kavram da bu yüzden tedavülde kaldı.

Ahlaken ve siyaseten yanlış

“Türk sorunu”
veya “Türk haysiyeti” diyenler, Kürtlerin haklarının tanınması hâlinde Türklerin buna itiraz edeceği kabulünden hareket ediyorlar. Bu, ahlaken de, siyaseten de yanlış.

Ahlaken yanlış
; çünkü Türklerin haysiyetini, Kürtlerin haklarının gaspı üzerine inşa edilmiş statükoya bağlamanın ahlaki bir yönü yok. Kürdün hakkının tanınması Türk’te bir eksilme yaratmaz. Türkün onurunu Kürdün haklarından mahrum edilmesine bağlamak, Türkün haysiyetinin muhafazasını Kürdün hakkını tanımayan gayrı adil bir düzenin devamında bulmak, öncelikle Türklere haksızlık. Eminim, Türklerin büyük bir kısmı böyle bir onur anlayışını paylaşmıyorlardır.

Bu söylemi dile getirenlerden bazıları, suret-i haktan görünmek adına, yeni başlayan süreci desteklediklerini belirtiyorlar. Ancak sanırım birbiriyle bağlantılı iki hedefleri var: Bir yandan Türk milliyetçiliğini köpürterek Kürtlerin haklarını sınırlamaya uygun ortam yaratmayı ve taleplerinin önünü kesmeyi amaçlıyorlar. Diğer yandan Türklerin yaşananlardan çok rahatsız olduklarından bahisle iktidarı bir oy endişesine sevk etmeyi ve böylelikle taleplerin gereğini yerine getirmekten alıkoymayı istiyorlar.

Belli ki gaye, iktidarı psikolojik baskı altına almak ve adım atmasını engellemek.

İktidar buna itibar etmemeli; çünkü siyaseten yanlış. Bir kere, toplumun geniş bir kesimi artık barışın acil bir gereklilik olduğunu düşünüyor. Kürtlerin ve Türklerin ağırlıklı bölümü şiddet ve ölüm üreten bu sorundan bıkmışlar, omuzlarındaki bu yükten kurtulmak istiyorlar ve bu da sorunun çözümü için yapılanları meşrulaştırıyor. Aslında, bunu en güzel Kadir İnanır ifade etti: “Bu ülkede artık Türk veya Kürt hassasiyetinden daha büyük bir şey var: Barış hasreti. Kimse artık kavga etmek istemiyor.” (Radikal, 11.2.2013)

İkincisi; yakın siyasi tarihte, iktidarın “Türk sorunu”ndan kaynaklı bir oy kaybına uğradığını gösteren bir veri yok. Türkiye siyasetinde cari bir mit var. Buna göre, Türklerin çoğu milliyetçi olduklarından, Kürt meselesinde demokratik yöntemlere başvuran siyasi partilerin oy kaybetmesi kaçınılmaz. Oysa AKP, 2002’den beri Kürt meselesini çözmek için hukuki ve siyasi planda birçok iş yaptı ve bunların hiçbiri de AKP’nin oylarının azalmasına neden olmadı.

Başbakan Erdoğan’ın “İktidarıma mal olsa da bu sorunu çözeceğim” demesi, kararlığını göstermesi açısından son derece önemli. Başbakan’ın kaygılanmasına da gerek yok; meselenin çözümü iktidarını zayıflatmaz, aksine güçlü kılar.

Solin için teşekkür

Son günlerin en mutluluk verici olayı Solin’in annesi Hanım Onur’un tahliyesiydi. Bizi hukuk ve insanlık adına ümitvar kılan bu olayın gerçekleşmesinde büyük pay sahibi olan demokratik kamuoyuna teşekkür ederim. İlk andan itibaren büyük bir duyarlılık gösteren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e de. Böyle hassasiyetler, sadece bireysel bir mağduriyeti gidermiyor, daha insani ve barışçıl bir sosyo-politik düzene dair umutlarımızı da canlı tutuyor.

Bizi Solin’in son durumundan haberdar eden öğrencim Zeynep Altınkaynak da ayrı bir teşekkürü hak ediyor. Umarım Zeynep’i de en kısa zamanda fakültedeki dersliklerde, yani olması gereken yerde, görürüz.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89