• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 1 °C

Türk sepetindeki Kürt yumurtaları

Cahit Mervan

Ankara rejimi ile Mesut Barzani liderliğindeki PDK’nin ‘egemen’ olduğu Hewler yönetimi arasında ilişkilerin derinliği çok merak uyandıran bir konuydu. Bu derinlik nihayet çıplak gözle görülmeye başlandı. Derin ilişkilerin hiç de Kürt ve Kürdistan halkının çıkarlarını gözetmediği, aksine zar-zor sağlanan Kürtler arası barışı da büyük bir tehlikeye attığı anlaşıldı.

Hiç kimsenin bir takım değerler, sloganlar ve simgeler arkasına kendisini gizleyerek, Kürtlerin kapısına dayanan felaketi görmezlikten gelme hakkı ve lüksü yok. Tehlike çok büyük. Adeta Damokles'in Kılıcı gibi, hem Batı Kürdistan’ın, hem de Güney Kürdistan’ın uzun yıllarca verilen zorlu mücadele ve büyük bedeller ödenerek elde edilen kazanımlarının tepesinde sallanmakta. Kılıç inerse eğer, çok kan akacak. Hiç şüphesiz lanetli bir tarihin yazılmasına da neden olacak.

Birkaç gündür Ronahi TV başta olmak üzere, Kürdistanlı basın yayın organları Batı Kürdistan sınırında büyük iş makinelerinin ve kepçelerin açtığı çukurları gündeme taşıyor. En son ANF sayfasında görüntüleri yayımladı.

Federal Kürdistan yönetiminin emri ile Batı Kürdistan sınırında büyük ve devasa çukurlar açılıyor. Onlarca kilometrelik ve dört-beş metre derinliğinde açılan çukurların Rojava Kürtlerine karşı ‘güvenliğini’ ise Peşmergeler sağlıyor. Kürdistan hendek ve çukurlarla bir kez daha parçalanıyor.

Peki neden?

Bu soruya şimdilik Hewler yönetiminin elle tutulur bir cevabı yok. Zaten olamaz da. Hiç kimsenin Türk devletinin Kuzey-Batı Kürdistan sınırına yapmak istediği utanç duvarları ortada iken, Rojava’ın arkadan kuşatılması için açılan çukurlara makul bir gerekçe bulması mümkün değil de, ondan.

PDK YALNIZLIĞI TERCİH ETTİ

Aslında PDK yönetimi Rojava Kürdistan’ın Güney Kürdistan ile olan sınırlarına kilometreler boyunca derin çukurlar açarak açık bir tercihte bulunuyor. Bu masumene siyasi bir rekabetin öngördüğü bir tercih değil. PDK, kendi ülkesinde adı yolsuzluk, rüşvet ve hatta Suriye’de sarin gazı kullandırtarak katliam yaptığı iddia edilen Türk başbakanı Tayyip Erdoğan’la iş tutarak, tıpkı partneri gibi Kürdistan’da ‘değerli yalnızlığı’ tercih ediyor. Açıkçası siyasi ve ahlaki olarak intihar etmiş oluyor.

Açıkçası PDK âdeta tüm yumurtalarını içinde bir yığını çürük ve kırık yumurtanın da olduğu Türk sepetine koyuyor. Hâlbuki Erdoğangiller kendi küfelerini kurtarmanın derdine düşmüşler.

Batı Kürdistan devrimi bir ‘zorunluluk’ olarak ortaya çıktı. Hatta erken bir doğumdu. Bu devriminin en önemli özelliği rejim güçlerinin büyük oranda direniş göstermeden ve kansız bir şekilde yönetimi devretmeleriydi. Devrim ilk andan itibaren Ankara rejiminin şimşeklerini üzerine çekti. Bu anlaşılır bir durumdu. Ankara rejiminin hem tarihsel, hem de güncel kodları bunu gerektiriyordu.

Bugün ortaya saçılan ses kayıtlarından daha net anlaşılacağı gibi, Erdoğan hükümeti ve Türk devleti dünyanın bu en masum, en temiz ve en haklı devrimini boğmak için daha ilk andan itibaren özel bir çaba içinde oldu. Rojava’ya kaşı her türlü psikolojik savaş yöntemi ve özel harp taktiklerini uyguladı. El Nusra, El-Kaide ve IŞİD gibi örgütler Kürtlere karşı savaşmaları için teşvik edildi. Türk devletinin askeri ve sivil istihbarat birimleri bu güçlere eğitim verdi, örgütledi ve savaşmaları için personel dâhil her türlü lojistik destek sundular.

Bu kirli ve uğursuz çaba tüm hızıyla devam ediyor. Son birkaç ay içinde IŞİD adlı çetenin Batı Kürdistan’ın Kobanê Kantonu’na yönelik başlattığı saldırının arkasında da şüphesiz Türk devleti var. Erdoğan yönetimindeki AKP hükümeti var.

Ancak Ankara rejiminin Rojava Kürdistanı’na karşı tüm bu numaraları para etmedi ve etmiyor. Bu nedenle Türk hükümeti Rojava devrimini çökertmek için Güney Kürdistan üzerinden bir takım politikalar devreye koydu.

İlk hesap şuydu: PYD’ye karşı psikolojik savaş yürütülecek, ekonomik ve insani ambargo uygulanacak, halk PYD’ye karşı kışkırtılacak, çeteler aracılığıyla halk bezdirilecek ve Hewler merkezli yeni bir siyasi ‘aktör’ devreye girecekti. Hepsi fazlasıyla yapıldı.

PYD başta olmak üzere Rojavalı güçler ve dahası halk baskı altına alındı. Ekonomik ambargo uygulandı. PDK, Batı Kürdistanlı güçlerin üzerinde uzlaştığı Hewler Anlaşması hiçe sayarak, geçişleri engelledi. PYD lideri Salih Müslim bile çetelere karşı Yurt Savunması’nda şehit düşen oğlunun taziyesinden dönerken Federal Kürdistan’a girişine ‘izin’ verilmedi.

PDK yönetimi Suriye rejimine ve çeteci işgalcilere karşı Yurt Savunması yapan YPG güçlerinin yanı sıra uzaktan kumandalı yeni bir askeri güç yaratmak için çok çaba sarf etti. PYD karşıtı ve çoğu da marjinal olan, ‘liderleri’ Hewler’deki otellerde yiyip içen ve sahada hiçbir etkinliği olmayan bazı ‘güçleri’ bir araya getirerek politik bir güç yaratmaya kalktı. Hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. En son dört partinin birleşmesiyle Hewler’de yeni bir ‘parti’ kurulduğu söyleniyor. Bu göle çalınan mayanın da tutmayacağını peşinen söyleyebiliriz.

PDK ÇUKUR AÇARAK KÜRDİSTAN’I KAYBEDİYOR

Şimdi Hewler yönetimi tam da Ankara rejiminin istediği gibi Rojava Kürdistanı’nı kuşatmak için yeni bir hamle yapıyor. Bugüne kadar denediği ve başarısız olduğu hamleyi çukur açarak devam ettirmek istiyor.

PDK Güney-Batı Kürdistan sınırında çukur açarak sadece Rojava Kürdistanı’nı kuşatmak ve Türk devletinin işgal etmesi için uygun zemin yaratmakla kalmıyor. Kürdistan’da PKK karşısında giriştiği liderlik kavgasını da esasen kaybetmiş oluyor. Çünkü bindiği bütün dalları da bu çukur hamlesiyle bir bir kesmiş oluyor. Kürdistan’da hızla kendisini yalnızlığa mahkûm ediyor. Bütün Kürdistan halkının tepkisini ve giderekten nefret ve öfkesini çeken bir merkeze dönüşüyor. Kürt ve Kürdistan düşmanlarının işini kolaylaştıran, neticede kendisi açısından da çok büyük tehlikeler taşıyan yeni ve kanlı bir sürecin kapsını aralıyor.

KÜRDİSTAN’DA YENİ ÇEKİM MERKEZİ

Barzani ve yönetiminin son bir yıla dönüp bakması gerekiyor. Abdullah Öcalan’ın başlattığı barış ve çözüm süreci ile birlikte Kürtler arası ilişkilerde bir ‘bahar havası’ esti. Bu olumlu iklimde ilk kez Barzani’nin başkanlık ettiği ve bütün Kürdistanlı güçlerin katıldığı bir zirve yapıldı. Ulusal kongre için karar alındı. Ama sonra? Sonrası gelmedi.

Açık söylemekte yarar var. Ulusal Kongre’nin toplanmaması ve Rojava Kürdistan’ına karşı yürütülen bu düşmanca politikanın esas nedeni, PDK yönetiminin Kürtler arası ilişkiyi Ankara’ya, Erdoğangillerle olan ilişkiye tercih etmesinden kaynaklanıyor.

O kadar ki aylar önce yapılan seçimlere rağmen Güney Kürdistan’da hükümet kurulamıyor. Veya kurulmuyor. Neçrivan Barzani günü birlik Türkiye’ye ‘iş görüşmesi’ için gelip-gidiyor. PDK Ankara ile olan sıkı-fıkı ilişkisine sadece Rojava’yı değil, Güney’i de feda ediyor. Bu ilişkilerin ‘derinliği’ akıllara daha başka ne tür kirli pazarlıklar yapıldığı kuşkusunu getiriyor.

Bu kuşku sadece Kuzey ve Batı Kürdistanlı politik güçlerde ve kamuoyunda yok. Mesut Barzani ve yönetiminin Ankara ile olan ilişkileri bizzat Güneyli güçler arasında da kuşku ve endişelere yol açıyor. Bu nedenle PDK yalnızlaşırken, esasa olarak ta politik öncülüğünü PKK’nin yaptığı, Goran Hareketi ve YNK’nin de içinde olduğu yeni bir çekim merkezi oluşuyor. Rojava Kürdistanı’na karşı tutum burada stratejik önemde rol oynuyor. Bir anlamda tüm Kürdistanlı güçler Rojava Devrimi’nin yanında yer alırken, PDK onun karşısında yer alıyor. Ankara’nın işgal planının bir uzantısı ve enstrümanı görüntüsü çiziyor.

HALKIN KARŞISINDA BEÇARE POLİTİKALAR

Görünen o ki PDK yönetimi Kürt halkından çok Erdoğangillere güveniyor. Bu nedenle Ulusal Kongreyi hiçe sayıyor. Rojava devrimini kuşatan güçlere destek için Kürdistan sınırlarında dev çukurlar kazıyor. Kürdistan’ın savunma gücü Peşmergeleri Rojava Kürtlerine karşı Çukur bekçisi yapıyor. Hem kendisini, hem de Kürtleri bölge ve dünya kamuoyu önünde küçük düşürüyor. Yazık ediyor.

Bu yanlış ve utanç verici politikanın bir an önce düzeltilmesi gerekiyor. Yoksa tel örgüler, utanç duvarları, çukurlar, abluka ve özel harp politikaları bir yere kadardır. Örgütlü, inançlı ve özgürlüğe kilitlenmiş bir halkın karşında tarihte çokça görüldüğü gibi çaresizliğin sonucudur. Tel örgüler, duvarlar, çukurlar, mayınlı tarlalar direnen bir halkın karşısında beçaredir. (anf)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89