• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 28 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 27 °C

‘Türk kimliği’ meselesi

Vahap Coşkun

Sonunda, gerçekten özgürlükçü bir anayasaya kavuşabilir miyiz bilmem ama yeni anayasa yapma sürecinin kendi başına çok yararlı olduğu kanaatindeyim. Zira bilhassa 2007’den sonra yoğunlaşan tartışmalar sayesinde herkes eteğindeki taşı dökmek durumunda kalıyor. Böylece her bir aktörü ve onların siyasi tahayyüllerini daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz.

“Herkese özgürlük”
diyenler ile sadece kendisine özgürlük talep edenler ayrışıyor. Adaletsizliği apaçık olan mevcut düzeni değiştirmek isteyenler ile imtiyazlarını kaybetmemek için sistem muhafızlığına soyunanların kimlikleri belirginleşiyor.

Maskeler düşüyor; hak, hukuk ve hürriyet sözcüklerini dillerine pelesenk edenlerin, somut taleplerle karşılaştıklarında nasıl da savruldukları görülüyor. Demokrasi üzerine en afili cümleleri kuranların, ötekilerin hakları sözkonusu olduğunda ne denli otoriter bir bünyeye sahip oldukları açığa çıkıyor.

Önyargılar yıkılıyor; bir yanda yeni birlikteliklerin harcı karılıyor, diğer yanda kader ortaklarının yolları ayrılıyor. Hep aynı cephede durdukları sanılan kişilerin aslında farklı düşündükleri ortaya çıkıyor. Birlikte hareket edeceklerine asla ihtimal verilmeyen şahısların gerçekte müttefik olduklarına tanıklık ediliyor.

Ezcümle, sağlıklı bir öğrenme süreci bu; Türkiye’nin yakıcı meselelerinde kimin ne düşündüğü hakkında ilk elden bilgilere sahip oluyoruz. Farklı taleplerle karşılaşıyor, kendi kabullerimizi sorguluyor, çevremizi gözden geçiriyoruz. İyi oluyor.

“Türk Milletine Çağrı”

Yeni yayınlanan bir bildiri, bu öğrenme sürecimizi daha bir zenginleştirdi. “Türk Milletine Çağrı” başlığı altında yayınlanan metnin imzacıları arasında Halil İnalcık, İlber Ortaylı, Alev Alatlı, Hasan Celal Güzel, Edip Başer, Hüsamettin Cindoruk, Osman Pamukoğlu ve Talat Şalk gibi isimler var.

Mustafa Kafalı
, Bican Ercilasun, Ümit Özdağ, İskender Öksüz ve Sadi Somuncuoğlu’nun tertiplediği bildirinin altına bürokrasi, siyaset, edebiyat ve akademi camiasından toplamda 300’den fazla kişi imza koymuş.

İmzacılar “Türk Milleti adına hareket edenleri uyarma” ihtiyacı hissetmişler ve üç maddede taleplerini sıralamışlar. Özetle; Anayasadan “Türk” ifadesinin çıkarılmasına karşı duruyorlar; Türk Milleti” kavramının bir üst kimlik olarak muhafazasını, vatandaşlık tarifinin “Türklük” üzerinden yapılmasını ve “Türk mili devletinden” taviz verilmemesini istiyorlar.
(http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22907816.asp)

Bildiri, Kürt meselesinin demokrasi ve siyaset zemininde çözülmesine çalışılmasından rahatsızlık duyan insanlar tarafından kaleme alınmış. Tek bir amacı var: Statükoyu korumak. Bildiri sahipleri, süreç içinde anayasal ve yasal düzeyde Kürtlere biraz nefes aldıracak birtakım düzenlemelerin yapılmasını Türklüğü yaralayan hareketler olarak yorumluyorlar.

Ortada bir çatışmanın olduğunu ve bu çatışmada Türkler sürekli kaybederken Kürtlerin hep kazançlı çıktığını iddia ediyorlar. İmzacılardan İlber Ortaylı, geçenlerde katıldığı bir programda, bu düşünceyi açıkça dile getirmişti: Türkiye’de etnik gruplar arasındaki çatışmada özellikle hâkim görünen grubun tahribine gidiliyor. Bu çok ilginç bir şey.”

Bildiri sahipleri, cari eşitsizliğin olduğu gibi devam etmesini arzuluyorlar. Onların indinde, hukuki eşitliliği sağlamaya dönük tedbirlerin alınması, Türklerin kaybına tekabül ediyor. “Türk” üst-kimliğinin tartışmaya açılmasını ve muhtemelen değişecek olmasını ise en büyük kayıp olarak lanse ediyorlar.

Siyasi ve ahlaki sorunlar

“Üst kimlik-alt kimlik”
hiyerarşisinin sorunlu olması bir yana, bu görüş en az iki açıdan yanlış: İlki, siyasi bakımdan, bir kimliğin toplumda üst-kimlik olarak işlev görebilmesi, ancak diğer kimlik sahiplerince benimsenmesine bağlıdır. Böyle bir kabul olmadığında ise, üst-kimlik dayatması toplumsal çatışmalara sebebiyet verir. Türkiye’de olan budur; Türk üst-kimliği sorunun kaynağıdır, bunun devamını savunmak çatışmanın ve toplumsal yarılmanın değirmenine su taşımaktır.

İkincisi, bir kimseyi taşımak istemediği bir kimliğe zorlamak ahlaki açıdan da kabul edilemezdir. Şahin Alpay, buna işaret ediyor, “Türkiye Cumhuriyeti’ni, Kürtleri de kapsayan, her etnik ve dinsel kökenden Türkiye milleti kurduğunu” belirterek “üst-kimlik olarak Türk’ten vazgeçilemez” diyenlerin ahlaki açmazının tek bir soruyla ortaya çıkarılabileceğini gösteriyor: “Türklere, ‘Türk değil Kürt’sünüz, Kürtleşeceksiniz’ denseydi acaba ne yapardınız?”

Hakikaten ne yapardınız?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89