• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 8 °C

Terörün doğru tanımı

Ali Bulaç

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, “Sadece bireyleri değil, yine devletleri, kurumları ve uluslararası örgütleri de derinden sarsan terörist akımların önüne geçme konusunda ne kadar başarılıyız?.. Bugün uluslararası tanınmış bir terör tanımı yok. Şimdi AB diyor ya ‘Terörle ilgili yasanızı değiştirin’. Neye göre değiştireceksiniz? Uluslararası ya da Avrupa genelinde ya da özelinde kabul edilmiş bir terör tanımı varsa, bunu bizimle paylaşın, biz de istişare edelim…” diyor.

Ortak bir terör tanımının olmayışından yararlanan devletler, kendilerince tanım yapıp siyasi muhalifleri “terörist” kodlayıp diledikleri zulmü yapabiliyorlar. Uygulanmayan 1937 Cenevre Sözleşmesi, “doğrudan bir devleti hedef alan kişi, topluluk veya halkın geneline yönelik tasarlanmış veya hesaplanmış her türlü cezai eylemi terör eylemi” sayıyordu. BM’ye göre ise terör “savaş suçlarının barış zamanına karşılık gelmesi”dir.

Batı dünyasının kolluk kuvveti hükmünde rol oynayan NATO, Batı hakimiyetini; politik, ekonomik ve askeri üstünlüğünü tehdit eden her gelişmenin belirdiği yeri “kriz bölgesi” ilan eder. NATO, her kriz bölgesine askeri müdahaleyi gerekçe sayar.

Evrensel ölçekte ortak bir tanım yoksa da AB mevzuatının altını çizdiği terör tanımı ile bizdeki arasında temel fark var. AB’ye göre terörün esas mağduru ve hedefi “insan/birey” iken, bizde “devlet” olmaktadır. Kısaca devleti hedef alan eylemler terör tanımına girmiş olur. Nitekim, “silahsız terörist” ifadesi bu tanımı daha da genişletip ağırlaştıran bir kavram olarak literatüre girmiş bulunmaktadır. Mart 2016’da gündeme gelen söz konusu yeni tanıma göre “Elinde silahı olan, bombası olan teröristle, konumunu, kalemini, unvanını, amacına ulaşabilmesi için teröriste emir verenin de hiçbir farkı yoktur. Akademisyen olması, gazeteci olması, STK yöneticisi olması, aslında o kişinin terörist olduğu gerçeğini değiştirmez.” Tanımı yönlendirecek bu ifadelerden çıkan iki sonuç var: Biri bir grup (dini veya laik fark etmez) muhalif ise “silahsız terör grubu” kapsamına girecek; şu veya bu örgütle ilişkisi olmamasına rağmen şahıslar da bireysel davranış ve faaliyetlerinden dolayı “terör suçlusu” olarak yargılanabilecek.

Bu yeni tanımdan hareketle muhaliflerin susturulup sindirilmesi, günün aktüel gelişmeleriyle ilgili değil, devletin daimi korku ve tehdit algısının her zaman ve şartlarda her şeyin önünde ve üstünde olmasıyla ilgilidir, yerleşik politik zihniyetin ürünüdür. Siyasi ve toplumsal desteğin en yüksek olduğu 2005 yılında da AK Parti hükümeti “silahsız terör örgütü” ve “bireysel terör” kavramını yasalaştırmak istedi. Eğer o zaman haklı tepkiler gösterilmeseydi iktidara itaat etmeyen her toplumsal grup terör örgütü kapsamına sokulacak; suçun cebir, şiddet ve baskıyla işlenmesine ilişkin yöntem şartına yer verilmediğinden herhangi bir örgüte mensup olmayan şahıslar da (gazeteci, akademisyen, STK/cemaat üyesi, siyasetçi) “terörist” addedilecekti. Bugün “legal görünümlü illegal örgüt” ibaresi de tüm faaliyetleri kanuni mevzuata ve devlet denetçilerine açık gruplar sırf iktidar veya egemenler istiyor diye “terörist muamelesi” görmektedirler.

Siyasi iktidarın kendi anlayışına göre terör yapmasının biri siyasi, diğeri ahlaki/hukuki iki sonucu var: Siyasi sonuçlarından biri, tanımın siyasi iktidarın değişmesi durumunda yeni iktidarın bir silah olarak terör suçlamasını ona karşı kullanması. “Ayarı bozulan kantar” mekanizmayı bozanı da tartar. Muhaliflerin terörist addedilmesi siyasi rejimi yozlaştırır, otoriterlikten diktaya doğru yolu açar. Vicdani sonucu ise insan ruhunu derinden yaralar. Hilmi, kibarlığı, çalışkanlığı ve ihlasıyla tanınan dünya çapında bir tefsir alimi Prof. Suat Yıldırım’ın ve hayatını İslami hizmete, Risale-i Nur’un tanıtımına adamış dünya iyisi, takva sahibi, üstelik hasta yatağında Cemal Uşşak gibi mü’minlerin dahi “terör örgütü üyesi” diye evlerinden, yurtlarından mahrum bırakılmasına yol açar. Bu, hakikaten Allah’ın gücüne gider!

Şiddet ve silah kullanmadıkça muhalefet meşrudur ve haktır. Meşru bir yönetimi silahla devirmeye kalkışan “baği”dir. Dini, siyasi, iktisadi, etnik, ideolojik veya başka her ne sebeple olursa olsun, masum sivilleri hedef alan her eylem “terörist eylem”dir. Biz Müslümanların kabul edebileceği yegane terör tanımı bundan ibarettir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89