• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 13 °C

Tekerrür eden devlet!..

Selma Irmak

Bazen tarihin sırlı yapraklarını açıp bakmakta yarar vardır. Tarih bazen günümüzde saklıdır. Ve sırlı yüzünü yüzümüze aksettirir. Bu sırlı aynanın sırına dayanabilene...

Kürtler 19. yy. sonundan neredeyse günümüze kadar bütün mesailerini bu ülkenin demokratikleştirilmesine ayırmışlardır. Eğer Türkler bu işe bu kadar kafa yormuş, bu kadar can siperane çabalamış, en az Kürtler kadar vatansever olmuş olsaydı bu ülkeyi kimse tutamazdı herhalde.

Botan Miri Bedirxan Bey’in oğullarından bazıları sürgün yılları boyunca Kürt davasını, Osmanlı devletinin demokratikleştirilmesi çerçevesinde yürütmüş, bu minvalde çabalamışlardır.

Mısır’da yine sürgündeyken Miktad Midhad Bedirxan, 1898’de Kahire’de “Kürdistan” gazetesini çıkarıyor. Gazete Kürtçe-Türkçe yayın yapıyor. Ayrılıkçı değil ortak ama eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaşamı savunan bir çizgi izliyor. Sürgün Kürt beylerinin İstanbul aydını, Jön Kürtler olarak isimlendirilen çocukları Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’ni kuruyorlar. Cemiyetin temel amacı; Kürt dilini geliştirmek, Kürtler arası dayanışmayı güçlendirmek, Kürt dilini eğitim dili haline getirmek, okullar açmak vs. biçiminde özetlenebilir. Yani demokratik haklar çerçevesinde bir uğraş göze çarpar. İlk Kürt öğrenci derneği olan Hêvi Talebe Cemiyeti de hakeza, daha radikal söylemlerine rağmen, Osmanlı vatanseverliğinin sınırlarında samimiyetle kalır. Kürdistan Teali Cemiyeti ve daha sayabileceğimiz pek çok dernek, örgüt, yayın organı, temelde demokratik hakları savunur. En fazla Kürdistan’ın otonom olması, Osmanlı’nın ademi merkeziyetçi bir sisteme geçmesi; idari-siyasi özerkliğin 20. yy.ın vebası olan ulus-devlet ve milliyetçilik sorununun kalıcı çözümü olduğunu dillendirirler.

1.Dünya Savaşı’nda bu aydınlar başta olmak üzere yüz binlerce Kürt genci Osmanlı cephesinde gönüllü savaşır. Beş yüz bin Kürt’ün bu savaşta; savaş sırasında çete saldırılarında, göçertilirken göç yollarında, hastalıktan vb. nedenlerle öldüğü tarihçiler tarafından söylenir.

Balkan, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, Yemen, Kore vs. savaşına bu ülkenin bir ferdi olarak katılan ve hayatını kaybedenleri de eklersek, Kürtler neredeyse nüfusunun yarısını en az bir kere, bu ülkenin müdafaasına feda etmiş bulunuyorlar.

Ne var ki insanın boynuna bir yafta asılmaya görsün! Silmek mümkün değildir artık. Einstein boşuna, “bir önyargıyı kırmak, atomu parçalamaktan zordur” dememiştir. Kürtler de tüm bunlara rağmen, devletin bilinçli, politik bir tutumu olarak “ayrılıkçı”, “hain”, “dış güçlerin maşası”, “Kürdistan kurmak için fırsat kollayan hinoğlu hinler” olmaktan kurtulamadılar.

20. yy. ve 21. yy. en modern, ilerici ve gelişmeye açık hareketi olduğu sosyal bilimcilerce de tespit edilen PKK hareketi, tüm Kürtleri ve dahi Aryen kültürü ortaklığında, eş halklar olan Yukarı Mezopotamya halklarını ortak duyguda, ortak paydada ve zeminde buluşturmayı başaran ilk siyasi oluşumdur. Salt siyasi bir organizasyon olmaktan çıkıp, toplumsal bir harekete dönüştüğü artık bir realitedir. Bu tespitten hareketle, esasında PKK’nin farklı bir yol izleme imkanı, gücü ve konjonktürel koşulları bulunmasına rağmen, bu topraklar üzerinde yaşayan tüm halkların ortak çıkarını Sayın Öcalan’ın çözüm perspektifinde cisimleştiği şekliyle; demokratikleşmede ortak ama eşit ve özgür bir birlikte görmüş ve bunun çabasını samimiyetle sürdürmektedir.

Bu açıdan baktığımızda, Kürtlerin tarihsel tavrı bir diyalektik arz ediyor, bir tutarlılık söz konusudur. Gel gör ki, tutarsız davranan, güven vermeyen, aldatma yoluna giden, günübirlik ve yasak savıcı davranan hep devlet olmuştur. Devlet, tutarsızlık konusunda tutarlı bir tavır sergilemiştir. Gördüğümüz gibi tilkinin dostluğuna benzeyen bu kurnaz tutum, sorunu çözmemiş, bilakis ağırlaştırmış, kangrenleştirmiştir.

Aylardır tek bir silah patlamamasına, tek bir cenaze gelmemesine, gerilla koşullarını olağanüstü zorlayarak sınır dışına çıkmasına rağmen “yok efendim ikinci aşamaya geçilecek koşullar oluşmadı” deniliyor. Kanımca bu, devletin gözünde Kürtler hiç ikinci aşamaya geçemedi zaten! Hep sıfır aldı, sınıfta kaldı! Ne kadar çabalasak da bir türlü gözüne giremedik, kendimizi beğendiremedik. Kaderimiz kahverengi, ne yapalım?

Buna karşın, devletin kurşunuyla bizden apansız koparılan kaçıncı genç için ağıt yakıyoruz? Ali İsmail Korkmaz capcanlı gülüşüyle hâlâ aramızda sanki. Üç annenin bir tabutun başındaki görüntüsü, Medeni Yıldırım’ın taziyesinde buluşmaları acılarda da ortaklaşmayı ve halklarımızın katettiği aşamayı göstermektedir. Devletinse kaçıncı aşamada çakılı kaldığının resmini ortaya koymaktadır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89