• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin -1 °C

Tehlikenin farkındayız

Abdülkadir Selvi

Seçimler için sayılı günler kaldı. Üç gün sonra sandık başında olacağız.

8 Haziran'dan sonra yeni dengeler ortaya çıkacak.

Bu seçimlerde ön plana çıkan iki nokta var.

1- Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun AK Parti Genel Başkanı olarak ilk seçimi. AK Parti için tek başına iktidar olacak mı olmayacak mı tartışmalarının yapıldığı hayati bir seçim olacak.

Seçim sonuçları ile sadece iktidar belirlenmeyecek, parti içi güç dengeleri de bundan etkilenecek.

2- HDP'nin barajı aşıp aşmama konusu.

Barajı aşarlarsa, PKK-HDP çizgisi açısından bir ilk olacak. PKK-HDP çizgisinin tarihinde önemli sıçrama noktaları var. HEP'le birlikte bir siyasi parti olarak ortaya çıkılması, dokunulmazlığı kaldırılan DEP'lilerin Meclis'ten alınarak cezaevine konulması hareketin gelişmesinde önemli kilometre taşlarını oluşturuyor. HDP'nin barajı aşarak parlamentoya girmesi ise üçüncü evreye geçiş olacak.

Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte yakaladığı, ”Türkiyelilik” rüzgarını geliştirerek sürdürebildiği müddetçe HDP'nin önünde Türkiye'nin ana muhalefet partisi olma fırsatı duruyor. Barajı aşamadığı taktirde yönünü tekrar dağa, çatışmaya ve şiddete çevirdiği taktirde HDP açısından kayıp günler başlamış olacak.

Kürtlerin yönünün Ankara olması, mücadele zemini olarak dağları değil parlamentoyu tercih etmeleri açısından siyasi mücadelelerini hep önemsedim. HDP'nin barajı aşması, Türkiye ile gönül bağlarını koparanların yeniden kazanılmasına hizmet eder mi? Kürtlerin bölünmeyi değil Türkiye'yi yönetmeye talip olmaları sonucunu doğurur mu? Barajın aşılmasıyla birlikte bunların sağlanması demokrasimize ve milli bütünlüğümüze önemli bir katkı olacak.

Ancak barajı aşmadığı taktirde HDP'ye gönül vermiş olan Kürtlerin gönül bağlarının tamamen kopması, “İşte denedik demokrasi ile olmuyor” denilerek adresin tekrar dağlar ve çatışma ortamı olması ve 6-8 Ekim olaylarında olduğu gibi bölgenin bir yangın yerine çevrileceği endişesi söz konusu. Mardin mitingindeki pankartta yer aldığı gibi, ”Barajı aşarsak bizler Bulutuz, Güneşiz, Yağmuruz.

Barajı aşamazsak Benim meskenim dağlardır, dağlar” mı denilecek?

HDP'nin barajı aşıp aşmaması Kandil ve İmralı arasındaki güç dengelerini de önemli ölçüde etkileyecek. Öcalan'ın liderliği açısından da önemli bir sınav olacak. Öcalan, “Tek lider” ya da “Doğal lider” arasında gidip gelecek.

Seçim sonuçları iktidar ve muhalefet cephesinde birçok gelişmeye gebe. 7 Haziran sonuçlarına göre kartlar yeniden karılacak, yeni dengeler ortaya çıkacak. 7 haziran'da millet, sandıkta iktidara da muhalefete de önemli mesajlar verecek.

7 Haziran, her açıdan zor ve bir o kadar da önemli bir seçim.

Bir örnek vermek istiyorum. Bediüzzaman Said Nursi'nin yaşayan talebelerinden Abdullah Yeğin Ankara'da tedavi görüyor. Büyük alim olan Abdullah Yeğin, ”Pazar günü Ankara'dan İstanbul'a gidip oyumu kullanacağım” diyor. Abdullah Yeğin, Bediüzzaman Said Nursi 23 Mart 1960 tarihinde Şanlıurfa'da hayata gözlerini yumarken başucundaki talebelerinden biri.

Bugün 94 yaşında bir piri fani. Kur'an okumaktan, Risale-i Nuru anlatmaktan ve İslam'a hizmetten -başka bir gayesi yok.

Peki 94 yaşındaki Abdullah Yeğin'in hasta yatağından kalkıp, oy kullanmak üzere İstanbul'a gitmesine sebep olan ne?

O genel müdür olmak ya da milletvekilliği kapmak peşinde değil. AK Parti iktidar olduğunda dünya menfaatleri namına bir şey talep etmeyi de düşünmüyor.

Abdullah Yeğin gibi İslam'a hizmetten başka bir gayesi olmayan insanın endişesi ne olabilir ki?

Bediüzzaman Said Nursi'nin, “Vatan-millet ve İslamiyet namına” diyerek Demokrat Parti'ye destek vermesi gibi, Bediüzzaman'ın hayatta olan talebeleri Mehmet Fırıncı, Hüsnü Bayram, Ahmet Aytimur ve Abdullah Yeğin ortak bir yazılı açıklama yaparak aynı gerekçelerle AK Parti'ye oy vereceklerini ilan ettiler.

Burada bir şeyi anlatmaya çalışıyorum.

Seçimlerde son haftaya girildiği andan itibaren AK Parti cephesinde bir hareketlilik başladı. Adeta görünmez bir el gibi, vicdanlar harekete geçti. Biz buna Türkiye'nin çimentosu ve demokrasinin güvencesi olan milletin sağduyusu diyoruz.

Sağduyu harekete geçti. Muhafazakar-demokrat misyon, bu seçimlerin sadece AK Parti'ye bırakılmayacak kadar önemli bir şey olduğunu gördü. Türkiye 90'lı yılların koalisyon hükümetlerine dönüyor. Eyvah ülkemiz kaybedecek. Muhafazakar-demokratlar olarak bizler yılların mücadelesi sonucunda elde ettiğimiz kazanımlarımızı kaybedeceğiz endişesi hakim olmaya başladı. Milletin himmeti harekete geçti.

AK Parti'nin türlü kusurlarına, yanlışlarına ve ders vermeyi gerektirecek hatalarına rağmen millet, ”Ders verelim derken Türkiye'nin kazanımlarını tehlikeye atmayalım. Ülkemizi yeniden kaos ve kriz yılları olan koalisyon hükümetleri dönemine döndürmeyelim” dedi.

Buna milletin sağduyusu diyoruz.

Başörtüsü yasağı nedeniyle ikinci sınıf muamele gören başörtülüler kazanımlarını kaybetmek istemiyorlar.

Dindar oldukları gerekçesiyle ordudan atılan subaylar kazanımlarını kaybetmek istemiyorlar.

Çözüm süreciyle birlikte göğsünü gere gere ben Kürdüm diyen Kürtler kazanımlarını kaybetmek istemiyorlar.

Eğitimin cezalı çocuğu durumuna düşürülen İmam Hatipler kazanımlarını kaybetmek istemiyorlar.

Başörtülü oldukları için parlamentodan atılan milletvekilleri kazanımlarını kaybetmek istemiyorlar.

Evet gerçekten de kazanımlarımızı kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyayız.

Tehlikenin farkındayız. Ve kazanımlarımızı kaybetmek istemiyoruz.

Milletin sağduyusu ve vicdanı harekete geçti.

Millet kaderine el koydu
.

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89