• BIST 97.533
  • Altın 145,969
  • Dolar 3,5805
  • Euro 3,9998
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 24 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 23 °C

Tehlikeli yanılgılar

Doğu Ergil

Söze önce birkaç genel geçer yanlışla başlayayım: 1- Düşmanımın düşmanı dostumdur. 2- Alnı secdeye değen (dindar) ahlaklı ve adaletlidir.

Bunlara bir yakın geçmişten, diğeri de günümüzden iki siyasi yanılgıyı ekleyeyim: 1- Milliyetçiler cinayet işlemez (Süleyman Demirel: “Bana milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz.” 2- Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir; ülkeleri dar-ül sulhtur. (Barış evi/toprağı.)

Bu dört önerme de insanların doğru olduğuna inandıkları için büyük bedeller ödediği ve acılar çektikleri yanılgılardır. Öncelikle düşmanın düşmanı gayrinizami, gayriahlaki ve gayriinsani şeyler yapıyorsa ona destek olmak veya göz yummak tehlikeli ve kontrol edilemez bir gücün ortaya çıkmasına neden olur.

Ahlak

Ahlak, insanların birbirlerine karşılıklı olarak nasıl davranacakları, kendileri için uygun ve iyi olanın ‘diğeri’ için de uygun ve iyi olacağı, bu ölçülerin dışına çıkılmayacağı anlayışına dayanır. Bu anlamda ahlak, karşılıklı olarak benimsenmiş ölçü ve kurallardır. Tek taraflı, zorlanan ve aşkın bir kaynağa atfedildiği için haklı, sorgulanamaz bir ahlak olamaz. Olmamalıdır.

İnanç sistemleri, bu şekilde tanımlanmış olan ahlakın önemli kaynaklarından biridir ama tek kaynağı değildir çünkü ahlakın tek kaynağı yoktur. Olursa tek inanç kümesinin değer ve ölçüleri, “tek hakikat” olarak diğerlerine dayatılır. O da ahlak değil siyaset olur.

Ahlak, hukuk haline dönüşmezse kalıcılık kazanamaz. Hukuk, ilkeleriyle herkesi eşitler ve sorumlu tutar. Hukuksallık kazanmayan ahlak, keyfi olarak uygulanır; güçlünün hem haklılık hem de iktidar aracı olur.

İnanç bireyseldir. Vicdan dediğimiz mekanizma üzerinden insan davranışlarını etkiler, yönlendirir. Din, toplumsallaşmış ve örgütlü inançtır. Ritüelleri (ibadeti), yazılı metinleri, uygulamaları (cenaze törenleri vb. ) ve kadrolarıyla sosyal-kültürel bir kurumdur. Toplumların hayatını etkiler ve ortak değerler-tutumlar üretir. Ancak bunlar büyük ölçüde manevidir.

“Din toplum hayatını yönetmeye kalktığı zaman” diye bir cümleye başlayacak olursak artık bir inançtan değil onu kullanarak birilerinin kendi siyasal programlarını uygulamaya soyunduğunu anlamalıyız.

Bir inanç sistemi olarak din yönetmez. Dini birileri, kendi haklılıklarının teminatı olarak ve iktidarlarını meşrulaştırmak için kullanırlar. Bu da bütünüyle dünyevi bir eylemdir. Çünkü iktidar dünyevi bir olgudur ve egemenlik-tabiiyet ilişkisine dayanır.

Din üzerinden iktidarını meşrulaştırmak isteyen siyasal güç, kutsala sığınarak hem vicdanlar hem de toplumsal kurumlar üzerinde tekelci bir egemenlik kurmak ister. Bunu da “kutsal” böyle emrediyor gerekçesiyle yapar. Oysa bütün yorumları dünyevidir ve kendi siyasi konumundan kaynaklanmaktadır. 

Totaliterlik 

Varlığını dinle meşrulaştıran bir otorite, kutsalın sağladığı koruma altında yaptıklarının sorgulanmasına, hesap vermeye yanaşmaz. Böyle bir otorite totaliterdir. İnsanın tüm davranışlarını ve yaşam alanlarını kontrol etmeyi amaçlar. Ona karar ve seçim hakkı tanımaz. Bu anlayıştan ne birey ne de demokrasi çıkar.

Tanrı’nın dünyaya düşen gölgesi olduğuna inanılan, hükmetmeyi O’nun adına gerçekleştiren hükümdarlara karşı halk ayaklandı ve egemenliği dünyaya indirdi. Şimdi onu gasp edip tekrar insandan çalmaya çalışan akımlar/örgütler var. Bu durum, başarısız dünyevi otoritelerin, büyük haksızlıklar, yolsuzluklar, zalimlikler ve yoksulluklar ile sonlanan iktidarlarına karşı yükselen muhalefetin mazereti. Ama derde deva mı? Gerisi perşembeye…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89