• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 11 °C

TC vatandaşı, ‘Avrupalı Kürtler’

Orhan Miroğlu

Sayın Gül’ün Almanya’da konuşma yapacağı salon için bomba ihbarı yapılması üzüntü yarattı. Eğer onların işiyse, diasporadaki Kürt siyasetinin artık bu yöntemlerden vazgeçmesi gerekiyor. O salona gitmek ve medeni insanlar gibi, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı dinlemek ve soru sormak daha ‘diplomatik’ ve daha siyasi bir tavır olurdu.

Nitekim Sayın Gül, en olmayacak sorulara da cevap vermeye hazır olduğunu söylüyordu.

Değişimin zamanıdır ve bu zamanın farkına varmak gerekiyor.

Türkiye de farkına varmalı, Kürt siyaseti de. Ezberlerle hareket etmenin vakti çoktan geçti.

Diaspora söz konusu olduğunda, Türkiye de ezberini bozmalı, Kürt siyaseti de.

Bugün Prof. Dr. İlhan Kızılhan’ın bu bağlamda gördüğüm entegrasyon konulu araştırmasından söz edeceğim.

Prof. Dr. İlhan Kızılhan Almanya’ya 1973 yılında göç etmiş bir Kürt aileye mensup, yayımlanmış kitapları ve çok sayıda makalesi var.

Araştırmanın tümünü görmek isteyenler AjendaKURD adlı Kürt internet sitesine bakabilirler.

Kızılhan’ın bu değerli çalışmasına geçmeden önce, bir iki tesbit yapmak istiyorum.

Türkiye’nin, 1990’lı yıllardan bu yana yaptığı gibi, bugün de ve hâlâ, Kürt sorunu bağlamında AB’yle olan ilişkilerini, PKK’ye karşı ‘ortak mücadele’ ile sınırlaması gerçekçi bir politika olmaktan uzaktır.

AB, PKK’yi terörist bir örgüt olarak görüyor, ama Kürt grupların, Avrupa’daki kültürel çalışmalarına da, herkes için geçerli olan Avrupa hukuku bağlamında yaklaşıyor.

Türkiye ise bu faaliyetlerin neredeyse tümünün terörizm kapsamında görülmesini istiyor ki, bu hiçbir şekilde mümkün değil.

Prof. Dr. İlhan Kızılhan’ın araştırması, Türkiye’nin Avrupa’daki Kürt vatandaşlarına karşı sorumluluklarını hatırlatması bakımından son derece önemli veriler ortaya koyuyor.

Şimdi gelelim araştırmanın sonuçlarına.

Almanya’da 800 bin Kürt yaşıyor.
Kızılhan bu rakamı, Alman makamlarından elde ettiğini yazıyor.

Bu Almanya’nın Türkiye’den gelen herkesi Türk kabul etmediğini ve kayıt tutarken etnik farklılığa saygı gösterdiğini ortaya koyuyor. Ama bu saygının henüz devletin resmî politikası haline gelmediğini de söylemek lazım.

Almanya’da yaşayan Kürtler, resmî olarak, Türk, Arap, ve geldikleri ülkelerin başka resmî kimliğine göre tanımlanıyor, Ermeni, Rus, Gürcü, ve Fars gibi.

Dolayısıyla Kürt kuruluşları, devletin entegrasyon ve göçe ilişkin program ve projelerinden çok az faydalanabiliyorlar.

Kızılhan, ‘Kürtler ve terör’ gibi kavramların, ve ‘namus’ adına işlenen cinayetlerin, Kürtler’in bu ülkede sorunlu ve suç işlemeye meyilli bir toplum olarak algılanmasına yol açtığını düşünüyor ve PKK’nin izlediği politikaların, hem Alman siyaset kurumunun hem de güvenlik birimlerinin, Kürtler’e şüpheyle bakmasına yol açtığını ifade ediyor.

Bu şüpheler Alman kamuoyunun Kürt algısını olumsuz yönde etkiliyor. Almanların önemli bir kısmı, Kürtler’in entegrasyonu düşünmediklerini ve demokratik bir sistemde yaşamak istemediklerini düşünüyor.

Fakat Kızılhan yine de bu algıya katılmıyor.

Çünkü, 1344 kişiyle yapılan görüşmelere göre entegrasyona karşı olduğunu söyleyenlerin sayısı sadece yüzde 10.

Kürt nüfus inanç bakımından homojen bir nüfus değil. Almanya’daki Kürt nüfusun, yüzde 78’ı Sünni mezhebine bağlı, yüzde 16 Alevi ve yüzde 6’sı Êzidiler’den oluşuyor.

Peki din Kürtler’in günlük yaşamlarında nasıl bir rol oynuyor?

Deneklerin, yüzde 50’si dinine bağlı olduğunu ama radikal ve fanatik olmadığını ama yüzde 20’si de, dinin günlük yaşamlarında belirleyici ve önemli bir rol oynadığını söylüyor.

Yüzde 24’ü kendisini aşırı ‘dindar’ olarak görmüyor. Yüzde 6’sı ise dinin günlük yaşamlarında önemli bir rol oynamadığını söylüyor.

Sünni kesim içinde 2000’li yıllarda kendisini dindar olarak görenlerin sayısı yüzde 55’ti, şimdi bu sayı yüzde 74’e çıkmış görünüyor.

Kızılhan, Türkiye ve Güney Kürdistan’ın İslami referansları çağrıştıran politikalarının bu sonuçta etkili olduğunu, hatta Afganistan, İran ve Pakistan’ın bile, bu bağlamda rol oynadığını ifade ediyor.

Eğitim alanında çarpıcı sonuçların ortaya çıkmasını sağlayan bu araştırmaya göre, Êzidi ve Alevi Kürt nüfus içinde okuma oranı Almanlar kadar yüksek. Fakat hem Türk hem Kürt Sünni kesim içinde bu oran çok düşük. (Sünniler arasında da son on yılda okuma oranlarında artış var.)

Almanlarla ilişkilere gelince:

Deneklerin yüzde 27’si Almanlarla her gün hayati ilişkiler içinde olduğunu söylüyor.

Arkadaşça ilişkiler içinde olduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 46.

Yüzde 23’ü haftada bir, yüzde 25’i ayda bir Almanlar’la görüştüğünü ifade ediyor.

Yüzde 37’si ise Almanlar’la çok az ilişki içinde.

Kürt örgütleri ve kültürel kurumlarda çalışan ve ‘Programlarını Kürdistan’a göre’ düzenleyen Kürtler’in de, Almanlar’la ilişkileri az.

Alman örgütlerinin kültür-spor faaliyetlerine ilgi duyan ve buralara üye olan Kürtler’in sayısı da çok az. (Kızılhan bu durumun artık değişmeye başladığını yazıyor)

Öte yandan Kürtler’in yüzde 32’si Almanya’da herhangi bir Kürt örgütüne üye değil; yüzde 42’si, ise Kürtler’in kurduğu derneklere, örgütlere üyeler.

Almanların kurduğu örgütlere üye olanların oranı da yüzde 12.

Deneklerin yüzde 20’si hem Alman hem Kürt örgütlerine üye olduğunu söylemiş.

Deneklerin yüzde 20’si YEK-KOM’un üye veya taraftarı olduğunu ifade ediyor. Bu üyeler YEK-KOM’un, ‘Kürdistan’ın özgürlüğü’ için Almanya’da önemli bir rol oynadığını düşünüyor. Ve böyle düşünen Kürtler, Kürdistan için çalışmayı, entegrasyon için çalışmaktan daha değerli buluyor.

Peki, Kürtler Almanlar için ne düşünüyor? O da haftaya, yerim kalmadı.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89