• BIST 96.378
  • Altın 144,129
  • Dolar 3,5608
  • Euro 4,0061
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 24 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 22 °C

Tatil sonrası siyaset notları - 1

Hasan Cemal

Artık “Kendin pişir kendin ye!” dönemi kapanıyor asker için...

17 Ağustos 2010

Mor begonvillerin üzerinden uzanan Akdeniz mavisi, ne güzel...

Siyaset düşünmek istemiyorum ama elim mahkum...

Üç hafta yazı yazmadım.

Ama yazı düşünmedim değil.

Çünkü bu yaz da siyaset penceresini kapatmak mümkün olamadı.

Ne yazık ki öyle.

Bizim siyaset tatil yapmayı maalesef bilmiyor, böyle olunca da bizim gibileri peşinden sürükleyip gidiyor tatil zamanı...

Bu yaz, havalarla birlikte siyaset de fena halde sıcak ve bunaltıcı.

4 Ağustos YAŞ krizi...

PKK ve Güneydoğu...

12 Eylül halkoylaması...

Yazı yazmıyorsun ama gözünü haber kanallarından eksik etme, bazı değerlendirmelere kulak ver. Gazete manşetlerine şöyle bir bak, yorumlara göz gezdir. Arada bir bilgisayarını aç. İşler fazla kızışmışsa, bir iki de telefon...

Evet, mor begonvillerin üzerinden güzelim Akdeniz mavisini seyre dalabilirsin. Ama eğer bu memlekette siyaset yorumculuğundan bunca yıldır ekmek yiyorsan, o vakit yaz da olsa olan biteni sen de çaresiz izleyeceksin Hasan Cemal...

Oyunun kuralı böyle.

* * *

Öncelikle 4 Ağustos’u bir kenara not ettim.

Türkiye’de siyaset-asker ilişkileri açısından, demokrasi ve hukuk devleti açısından 4 Ağustos 2010 tarihinin önemi ileride daha iyi anlaşılacak.

Demokrasilerde son sözün askere değil, ‘seçilmiş sivil siyasi otorite’ye ait olduğu gerçeği bu ülkenin siyasetine de sonunda damgasını vurmaya başladı.

Bu bakımdan, Yüksek Askeri Şura’nın 4 Ağustos toplantısı bir dönüm noktasıdır. Kimin komutan olacağını, kimin olmayacağını, olamayacağını asker kendi başına belirleyemez. Demokrasilerde böyle bir teamül yoktur. Askeri alan ‘sivil’in denetimi dışında olamaz demokrasilerde...

Elbette askerin de kendi içişleri, yazılı yazısız kuralları, eski deyişle teamülleri, gelenekleri vardır.

Fakat demokrasilerde olmayana gelince, “Kendin pişir kendin ye!” zihniyetidir. Batı demokrasilerinde olmayan ama bin yıldır bizde olan işte budur.

Bizde asker öteden beri kendi başına buyruktur. ‘Sivil’e kulak asmaz. Kendini nedense hep ‘kurtarıcı’ görür.

Örneğin kendi mahkemeleri vardır.

Askeri ve sivil olarak ikiye ayrılan, Askeri Yargıtay’ıyla, Yüksek Askeri İdare Mahkemesi’yle iki başlı yargı sistemi geçerlidir bu ülkede.

Oysa demokrasilerde buna rastlanmaz.

Ya da kısa adı YAŞ olan Yüksek Askeri Şura‘nın kararları bugün hala yargı denetimi dışındadır bizim ülkemizde.

Yine bizdeki anayasal düzene göre, genelkurmay başkanlarının başbakana bağlı olduğu bile hâlâ söylenemez.

Avrupa ve Amerikan demokrasilerinde bütün bunların esamesi okunmaz.

Genelkurmay başkanları sivil otoriteye, savunma bakanlarına bağlıdır. NATO toplantılarında bir tek Türkiye’nin genelkurmay başkanı milli savunma bakanının arkasında yürümez ve de arkasındaki koltuğa oturmaz.

Bizde asker darbe yapar.

Parlamentonun kapısına kilit vurur.

Başbakanları, bakanları asar.

Bizde asker muhtıra verir.

Hükümet düşürür. Cumhurbaşkanı seçimlerine karışır, yüksek yargıya karışır.

Bizde asker siyasetin daniskasını yapar, siyasi parti lideri gibi konuşur, hiç üstüne vazife olmayan konularda uluorta açıklamalar yapar.

Darbe tertipleri düzenler.

Asker bizde bütün bunları yapar ama hesap vermez.

Şimdi değişmeye başlayan budur.

Artık hesap veriyor asker. Hukuk askere de dokunmaya başladı. Darbeciliğin de, cuntacılığın da, siyasetle haşır neşir olmanın da hesabı artık askerden soruluyor.

Ergenekon Davası’yla, Kafe Davası’yla, Balyoz Davası’yla yargı sahnesinde işlemeye başlamış olan, işte bu hesap verme sürecidir.

Kökleri Genelkurmay karargahına uzanan İrtica.org internet siteleri ya da Ak Parti ve Gülen Cemaati’ni bitirme planları ile siyaseti etkilemeye çalışan askeri odakların yolu bugün artık kesilmeye başladı.

Kısacası:

Asker için meydan boş değil.

4 Ağustos tarihi de böyle bir çerçevenin içine oturuyor. Kendini hukuk üstü görebilen ve devlet içinde devlet gibi davranan askere, seçilmiş sivil siyasi otoritenin dur diyebildiği bir tarihtir 4 Ağustos...

Ayrıca 4 Ağustos, 2007’de askerle sivil arasında patlayan ‘Çankaya Savaşları’nın ya da askerin Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına karşı çıkışının gerçek nedenine de ışık tutar. Asker, Çankaya’yı neden ‘bir başkası’na kaptırmak istemez sorusunu aydınlatır.

Gül’le Erdoğan, 2003-2004 dönemindeki AB‘ye uyum reformlarında ya da 27 Nisan Muhtırası’nda olduğu gibi 4 Ağustos’ta da demokratik hukuk devletinin gerektirdiği doğru yerde durmuşlardır.

Türkiye’de sistemin demokratikleşmesi ve devletin ‘hukuk’la daha çok tanışması açısından önemli bir duruştur bu...

Buna karşılık, 4 Ağustos konusunda hukukun üstünlüğü ile ‘teamül’ü birbirine karıştıranlar da, bu kritik tarihi ‘güçler arası kavga’ gibi görenler de var sahnede...

Bunların bir bölümünde demokrasi mefhumu yoktur, çünkü genlerinde askercilik yer etmiştir.

Bir kısmı ise işin özündeki ‘değişim’i göremiyor, atlıyor.

Asker için kendin pişir kendin ye döneminin kapanmaya başladığını, bunun Türkiye’de demokrasi ve istikrar açısından ne kadar önem taşıdığını ne yazık ki hâlâ kavramıyorlar.

Kafaları karışık!

Türkiye’de devletin, sistemin demokratikleşmesi ile, hükümete muhalefet etmeyi öteden beri birbirinden ayıramadıkları için veya bu konuyu anlayamadıkları için oluyor bu kafa karışıklığı...

Olabilir.

Ama bir kenara bir kez daha not etmekte yarar var.

Bu ülkede demokrat olabilmenin yolu öncelikle yerleşik sisteme, hukuktan fazla hazzetmeyen devlete muhalefet etmekten geçiyor.

Sadece hükümete kafa tutmak yetmiyor demokrat olmak için. Sistemi demokrasi ve hukuka uydurmadan bu ülkenin kapısını gerçek demokrasi çalamaz çünkü...

‘4 Ağustos dersleri’nden 12 Eylül referandumuna uzanan yola ilişkin siyaset notlarının ikincisi yarın.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89