• BIST 96.400
  • Altın 144,467
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 20 °C

Tatil öncesi siyaset notları (1)Erdoğan’a dönük ‘kuşatma’ yine var ama..

Hasan Cemal

Dünya Kupası, futbol derken üç hafta Güney Afrika’daydım. Memlekete avdet edince gördüm ki siyaset bıraktığım yerde duruyor.

Çok fazla değişiklik yok.

Belki cepheler daha belirginleşmiş, kutuplaşmalar daha keskinleşmiş, hepsi o kadar.

Tarafların birbirlerine karşı halleri yine asabi. Bakışlar yine ters, burun delikleri yine gergin. Sözler bazen acıtıcı, bazen kışkırtıcı, genellikle imalı...

Ve siyaset sahnesi bazı açılardan 2007’nin izlerini taşıyor.

2007 yılı, Tayyip Erdoğan’ı zayıflatmaya, partisini bölmeye ve iktidardan düşürmeye dönük ‘tertipler’le başlamıştı.

İlk aşama, Abdullah Gül’ün Çankaya yolunu kesmekti.

İkinci aşama, Ak Parti’yi seçim sandığında tökezletmek, en azından tek başına iktidar olmasını engellemekti.

Perde arkasında bir CHP-MHP koalisyon hükümetinin hesapları yapılıyordu.

Bugün de yapılıyor.

Politika kulisinin kuytuluklarında, örneğin Mehmet Ağar’ın DYP’sini de koalisyon ortağı olarak görmek isteyenlere bile rastlanıyordu.

Bugün de değişik koalisyon arayışları yok değil.

2007’de bir de Ergenekon’cular vardı, seçim sandığına soğuk ve uzak duran...

Bunlar darbeci takımıydı.

İflah olmaz ‘cuntacı’lardı.

Siyasal cinayetlerle, suikastlerle, bombalarla Türkiye’yi istikrarsızlaştırmanın, bir darbe ortamına daha sürüklemenin ve mümkünse demokrasiyi bir kez daha askıya almanın gizli kapaklı tertipleri içindeydiler.

Bugün bu takım 2007’deki gibi etkili değil. Bir kısmı yakayı ele vermiş durumda, yargı önünde hesap veriyor. Kendilerini hukuk üstü sanan bazı asker kişiler yargı sahnesine çıkarılmanın şaşkanlığını yaşıyorlar.

Asker de bugün 2007’nin askeri değil. Üç yıl önceki kadar siyasetin içinde oynamıyor ya da oynayamıyor.

2007 sürecinde demokrasi ve hukuk devleti açısından kötü bir sınav vermiş olan yüksek yargı da bugün kendi içinde çatladı. Bu bakımdan, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa paketiyle ilgili son kararı demokrasi ve hukuk adına önemli bir gelişmedir.

2007 ile mukayese edildiğinde bugün altı çizilmesi gereken bir konu daha var:

Deniz Baykal...

2007’nin Çankaya Savaşları’nda ve Tayyip Erdoğan’ı etkisiz kılma mücadelesinde Baykal’ın CHP’si, askerle, yüksek yargıyla, Ergenekon’la aynı cephedeydi. 27 Nisan Muhtırası’nın, 367 formülünün yanındaydı.

Bugün Baykal yok, Kılıçdaroğlu var.

CHP’nin yeni Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu acaba Baykal’ın 2007 sürecindeki ‘askerci’ rolünü aynen devam ettirir mi?

İhtimal vermiyorum.

Kılıçdaroğlu’nun darbeler, 28 Şubat ve 27 Nisan’la veya ‘asker’le ilgili bazı açıklamalarına bakınca, Baykal’a göre daha farklı, daha ihtiyatlı, daha demokratik bir duruşun sinyalleri geliyor.

Kılıçdaroğlu’nun böyle bir tutum sergilemesi, önümüzdeki siyasal sürecin meşru, demokratik kanallarda yürümesi açısından önemlidir. İktidarla muhalefetin demokrasiyi ortak bir platform olarak benimsemeleri, Türkiye’de gerçek istikrarı kapısını daha çok açar.

Yazıma başlarken, bugün siyasetin gelmiş olduğu noktada 2007 ile benzeşen bazı noktaların varlığından söz etmiştim.

Erdoğan’ın ayağını kaydırmak... Ak Parti’yi iktidardan devirmek... En azından tek başına iktidar olmasını önlemek, bir başka deyişle, koalisyon hükümetleri dönemini yeniden açmak...

Bunlar 2007’de de vardı.

Bugün de var.

Bir CHP-MHP koalisyonu nasıl gerçekleşir? Oy ağırlığı Kılıçdaroğlu’nun arkasına nasıl konur? Ak Parti’nin oyları hangi yolla bölünür?

Bu arayışlar şimdi de var.

Ama bugünün üç yıl öncesinden, 2007’den farkı, 2010’da sonuç sadece ‘seçim sandığı’nda alınmak isteniyor, ‘halkın oyu’yla sonuca gidilmek isteniyor.

2007 süreci böyle değildi.

Demokrasi ve hukuka sığmayan perde arkası tertipler, muhtıralar, 367 gibi hukuk ucubeleri, parti kapatma davaları vardı sahnede...

Evet, bugün Baykal’ı CHP’nin başından götüren bir kaset olayı, bir komplo yaşandı. Mustafa Sarıgül parti kurmaktan caydırıldı. Ya da Erbakan Hoca’nın Saadet Partisi’ndeki gölgesini silip Numan Kurtulmuş’un 2000’lerin başındaki bir Erdoğan gibi sahneye çıkışı sağlandı,(ki bunun arkasında Ak Parti oylarını bölme düşüncesi de yatıyor).

Ancak, bugün tarafların genellikle bir noktada buluştukları söylenebilir:

Sonucun seçim sandığında alınması...

Evet, üç yıl önceki gibi yine Tayyip Erdoğan ve partisi ‘kuşatılmak’ isteniyor ama bugün farklı olan, sonucun halkın oyuna bırakılmış olması. Bir başka deyişle, bu seferki demokratik bir kuşatma...

Bu ‘kuşatma’yı yarmak ya da daha beter kuşatılmak ise öncelikle Tayyip Erdoğan’ın meselesi sayılır.

Ve bu kuşatmada birinci aşamanın 12 Eylül referandumu, ikinci aşamanın en geç 11 Temmuz 2011’de yapılacak olan genel seçimler olduğu biliniyor.

Tatil öncesi siyasal notların ikincisi yarın.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89