• BIST 89.252
  • Altın 146,114
  • Dolar 3,6370
  • Euro 3,9042
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 16 °C

Tarihte kasetin rolü...

Yıldıray Oğur

İki yıl önce Kürt Açılımı’nı ihanete benzetip Kürt sorunu yoktur diye tepinen CHP’den iki yıl sonra AKP’ye Kürt sorunu çözüm paketi sunan bir CHP’ye geldik.

Bu konuda CHP’nin pozisyonunu anlatmak da devletin en kadim adamlarından Faruk Loğoğlu’na düştü. Geriye kaldı bir punduna getirip Devlet Bahçeli’yi de Türkiye’de Kürtlerin yaşadığına ikna etmek. Bana o da o kadar imkânsız gelmiyor. Bahçeli’nin MHP’si 1999’da nasıl ve hangi gerekçelerle Apo’nun idam edilmemesine ikna olduysa, yine devletin âli çıkarları için, en azından sessiz kalmaya ikna edilebilir. Olmadı Loğoğlu’nu öyle konuşturan devlet, Bahçeli ve MHP’lileri de Kürt sorunu çözülmezse Türkiye Cumhuriyeti’ni bekleyen büyük tehlikeler konusunda bilgilendirir. Alparslan Türkeş’in Ermeni açılımının hâlâ aşılamadığını düşünüp, bu devletin elinin kolunun uzun olduğunu hatırlayıp umutlu olabiliriz.

Esas CHP’yi Kürt sorununu çözmek için böyle uğraşırken görünce “Katı olan her şey buharlaşıyor” mı demek lazım, yoksa “Tarihte Kasetin Rolü” mü bilemedim. Baksanıza onca muhalif CHP’linin, CHP’ye akıl veren köşecinin yapamadığını bir kaset yapıverdi. Ayrıca sahtekârca ahlaki hatırlatmalara gerek yok. Baykal’ın kasetinin Başbakan’ından köşe yazarına kadar nasıl kullanıldığı bir arşiv kadar uzakta. Sonuçtan Önder Sav dışında kimsenin bir şikâyeti de yok. Yani rahatlıkla dün belki de 30 yıl sonra sonu barışa gidecek ilk adım olan CHP-AKP zirvesinin mimarlarından birinin bir yasa dışı seks kaseti olduğunu söyleyebiliriz.

Hükümetin bu internet çağında yasadışı kasetleri yayınlayan medya organlarına o kadar hapis cezası vermeye kalkışmasının bir nedeni de herhalde her şeyin üstünde kalın bir perde olan bu alacakaranlıklar ülkesinde kasedin bu büyük kudreti ve öngörülemezliği olsa gerek.

Büyük tesadüf: Başbakan’la hep hemfikir olmak

Siyaset Bilimi okurken doğrudan demokrasinin asr-ı saadeti kabul edilen Antik Yunan polisinde sadece varlıklı özgür erkeklerin agorada siyaset hakkı olmasına haklı olarak takılıp kalır öğrenciler. Son zamanlarda bazı köşeleri okuyunca insan Antik Yunanlıların derdini daha iyi anlıyor.

İkbal derdi insanı köleleştiriyor çünkü. İyi siyaset gibi iyi bir yazı da ancak özgür kafayla yapılabilecek bir şey çünkü. Daha dün televizyonlardan yarın tutuklanacaklar listesi açıklayanlar bugün hükümet pozisyon değiştirince Özel Yetkili Mahkemeler’in ne büyük felaket olduğunu anlatmaya başladı.

Bu yasa değişikliğiyle ilgili Gülay Göktürk’ün yazılarını herkese tavsiye ederim. Ben de mahkemeler beş yılda bir davada kim masum kim suçlu ayırt edip dışarı çıkaramıyorsa, o mahkûmların isterse çıkınca soluğu Taraf’ta alsınlar tahliye edilmelerinden yanayım. Adli hoyratlıkların törpülenmesine de destek veriyorum. Ama yarın savcıların gerekirse Genelkurmay Başkanlığı’nda arama yapmasına imkân veren Özel Yetkileri’nin budanmasına karşıyım. Normal bir ülkede zaten her savcıda de facto varolması gereken bu adli iktidarın, biz de sadece Özel Yetkilerle mümkün hale getirildiğini unutmamak gerek.

Ayrıca şunu da unutmamak gerek: Bugün Türkiye’de demokrasiyi koruyan, darbecilerin hapishanede olması değil, bütün bu davalar ve tartışmalarla darbeci zihniyetin marjinal bir grubun zihinlerinde hapsedilmesidir. Ses kayıtlarına bakılırsa dışarı çıkıp hepimizi kesmeyi planlayan askerleri de durduracak şey de polis ya da savcılar değil, bu toplumun geldiği olgunluk seviyesi olacak. En son ihtiyacımız olan şey ise zor bela kurtulduğumuz Kemalistlerin “Şeriat geliyor”una benzer bir “Darbe geliyor” paranoyaklığı olsa gerek.

Ama kimse de unutmasın, bu hükümet eli silahlı derin devlete, öyle büyük yasal reformlar, cesur hamleler sayesinde değil, şimdi bekası için tehlikeli bulduğu Özel Yetkili Mahkemeler’in devletin kozmik odasına kadar girmesiyle diz çökertti. Eğer bu davaların yarattığı alt üst oluşlar olmasaydı, Başbakan YAŞ’ta masanın başına oturmak için daha bir kaç dokuz yıl daha beklerdi bilinmez...

Madonna konserinde akşam namazı meselesi

Bu akşam TT Arena’da Madonna Konseri var. Konser 20.00’de başlıyor. En az üç saat sürmesi beklenmekte. 20.30’da da akşam ezanı okunuyor. Yatsı Namazı’nın saati ise 22.31.

Bu ham bilgiler üzerine iki şey söylenebilir.

1) Namaz kılan birinin Madonna konserinde ne işi var?

2) Madonna konserine giden beş vakit namaz kılan biri akşam namazını nerede kılacak?

İlk sorunun zihin arkasında tedavülden kalkmakta olan bir Türkiye okuması var. O yüzden demokratlığın şanına ikinci soruya cevap bulmaya çalışmak daha çok yakışacaktır. Twitter’da “İster Giovanni Operası antraktında mescide namaz kılmaya koşarım istersem Vivaldi” diyen başörtülü kadınların yaşadığı bir Türkiye’de yaşıyoruz. Ahmet Altan’a bu kez katılmıyorum ama bu yüzden Taraf’tan da istifa etmiyorum. Çünkü bizim gazetede bir gün Giovanni Operası sahnelense antraktında namaz kılınabilecek bir mescidimiz var...

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89