• BIST 97.717
  • Altın 144,131
  • Dolar 3,5713
  • Euro 3,9962
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 25 °C

Tarihi barış mı, seçim ve iktidar mı?

Muzaffer Ayata

Türkiye büyük bir barış imkanı yakaladı. Yüzyıllık Kürt sorunundan kurtulacak ve tarihi barışını yapmış olacaktı. Ancak barış süreci ne yazık ki sağlıklı yürümüyor. Bundan sonra ne olacağı da tam bilinemiyor. Konu tamamen hükümetin, Erdoğan’ın iktidar ve seçim hesaplarına kalmış gibi.

Kürt tarafından kaynaklı bir olumsuzluk yok. Ateşkes sağlanmış ve gerilla güçlerinin geri çekilmesine başlanmıştı. Buna paralel olarak hükümet de yasal düzenlemeler yapacak ve normalleşmenin ortamını yaratmaya çalışacaktı. Ancak hükümet operasyonları durdurma dışında herhangi bir adım atmamış, yasal anayasal değişiklikler için harekete geçmemiştir.

Yasal değişimler bir tarafa pratik, idari önlemlerle güven artırıcı adımları atabilirdi. Bu konuda da herhangi bir gelişme olmadı. Seçilen milletvekilleri ve belediye başkanları, politikacılar hala hapishanelerde. Koruculuğun kaldırılması için herhangi bir niyet beyanı veya yasal çalışma yapılmadı. Bunların yanında karakol ve baraj yapımlarına hız verildi.

İmralı üzerindeki tecrit devam etti. Normalde Kürt halkını temsil eden ve onlar adına hükümetle görüşmeleri sürdüren Rêber Öcalan’ın önünün açılması ve barış için kamuoyunu harekete geçirmesi için tecridin kaldırılması gerekirdi. Ancak bunlar olmadı ve Öcalan hala kendi avukatlarıyla bile görüştürülmüyor. Süreci ayakta tutmak için Erdoğan izin verdiği oranda BDP heyetinin gitmesi sağlandı. Heyete de istediği gibi müdahale etme hakkını kendisinde gördü. Sayın Ahmet Türk, Sırrı Süreyya Önder ve en son Selahattin Demirtaş heyetten çıkarıldı. BDP heyetinde bile kimlerin yer alacağına bu kadar rahatlıkla müdahale ettiler.

Kürt tarafının söyledikleri ve beklentileri dikkate alınmadı. Sunulan öneriler ve belirlenen yol haritası pek de dikkate değer görülmedi. En son hükümetin hazırladığı ve kamuoyuna sunduğu “demokratikleşme paketi” İmralı görüşmelerinin tamamen devredışı bırakıldığını gösterdi. İmralı’nın ve Kürt halkının dikkate alınmadığı ve sürecin tümüyle dışlandığını söylemek çok yerinde bir belirleme olacak.

Son İmralı görüşmesine Erdoğan’ın açıklamaları, işin ne kadar keyfi ve ben iktidarım anlayışıyla yürütüldüğünü gösterdi. Erdoğan “BDP’liler dikkat etsin, adalet bakanıyla arayı bozmasınlar, yoksa ipler kopar” dedi. Bu, ortada karşılıklı görüşmelerin ve iki taraflı yürüyen bir sürecin olmadığı anlamına gelmektedir. BDP’lileri ve Kürt örgütlerini, liderlerini bir taraf olarak görmemenin açığa vurulmasıdır. Demek ki, istediği zaman kimsenin İmralı’ya gitmesine izin vermeyecek. Bu durumda süreç doğal olarak bitecek. İmralı kuşlar üzerinden haberleşemeyeceğine göre, hükümet süreci bitirecek.

Süreç yürüyor muydu ki bitsin diyenler de var tabi. Bu tür yaklaşım ve tartışmaların da olacağı açık. Nitekim tartışılıyor da. Çünkü hükümet süreci gözetleyen ve hakemlik yapan üçüncü tarafı kabul etmedi. Tamamen tek yanlı ve istediğimi yaparım tutumunda. Savaş ve çatışma durumunda böyle tek yanlı barış görüşmeleri olmaz. Dünyada da benzer örnekleri yok. Hükümetin kontrolünde ve gizli saklı biçimde tarihi, toplumsal sorunlar ve çatışmalar çözülmez. Bütün bunlara rağmen sayın Öcalan büyük bir risk de alarak ama tarihi bir sorumluluk üstlenerek sorunu çözmek ve barışı bu topraklara getirmek için harekete geçti.

Hükümet, Öcalan’ın bu duyarlı ve sorun çözücü yöntemine “egemenim, hükümetim istediğimi yaparım” biçiminde yaklaşıyor. Öcalan’ı da Kürt halkının bir lideri olarak görüp onunla müzakere ederek sorunu karşılıklı adımlarla çözme yerine tutsak ve rehin olarak görmeye devam ediyor. Herşey kontrolümde olacak, istediğim zamanda istediğim miktarda düzenleme yaparım. Seni dikkate almam, seninle müzakere etmem, demektedir. Demokratikleşme paketi bunun en iyi örneği. Tamamen kendi ihtiyacına yani seçime dönük bir paket hazırlayıp kamuoyuna sundular. Kürtleri rahatlatacak, beklentilerini karşılayacak tek bir düzenleme yok. Bunu da büyük bir gelişmeymiş gibi halka yutturmaya çalışıyorlar.

Sayın Öcalan bütün bu tepeden bakan, tek yanlı irade ve egemenlik dayatan tutumlara rağmen olağanüstü bir sorumluluk duygusuyla hareket ediyor. Yine de aradan çekilmiyor ve barış için dayanmaya ve hükümeti bu zemine çekmeye devam ediyor. Yeni bir hayal kırıklığı yaşanmasın diye çabalıyor ve hükümetten cevap bekliyor. Ancak hükümetin havası hiç de bu tarihi duruşa uygun değil. Erdoğan ve yandaş medya herşeyi iktidar ve seçime havale ederek yürütmeye çalışıyorlar. İktidar onlar için herşey. İktidar merkezli politika yaptıkları için barış ve demokrasi onların önceliği değil.

Kürt halkı ve demokrasi güçleri de barışa ve demokrasiye sahip çıkarak ancak AKP’ye alternatif olabilir. Örgütlenmek ve bunu pratikleştirmek, yenilmemek ve sonuç almak için olağanüstü çalışmak gerekmektedir. Hükümet hala Kürt tarafını zayıf düşürmeye ve alternatif olmaktan çıkarmaya çalışıyor. Öyle olmasa binlerce insanı hapishanelerde tutma ihtiyacı duymaz. Hükümet merkezli psikolojik hareketleri bertaraf etmek için hak, hukuk ve özgürlük mücadelesini yükseltmekten başka seçenek yok.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89