• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin 6 °C

Tarih üzerine!

Ali Bulaç

Tarihin üzerimizde iki olumsuz etkisi var: Biri yanlış ve zararlı olmalarına rağmen geçmişten tevarüs ettiğimiz alışkanlıklardan kurtulmamızın önüne geçer, diğeri bununla bağlantılı olarak atalarımızın suç ve günahlarını meşrulaştırma çabası dolayısıyla bugün ve geleceğimiz üzerine blokaj kurulmasına sebep olur.

Tarihe karşı özgürleşmenin yolu belli kıstaslardan hareketle geçmişte olup bitene eleştirel bakmak ve tarihin esasında geçmiş yaşantılar mecmuası olarak geride kaldığını bilip dünyanın her gün yeniden kurulabileceğine inanmaktan geçer: “Onlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz” (2/Bakara, 134.)

“Gelip geçen ümmet” belli bir insan topluluğunun yaşanmış hayatlarını ifade eder. Tarih bir bakıma birbirini takip eden yaşanmış hayatlar arasındaki sürekliliktir. İlk insanla başladı, kıyametle sona erecektir. Yaşanmış hayatların tekrarı mümkün olmadığına göre, her yaşanmakta olan hayat bize yeni bir imkân, yeni bir fırsat sunar. Bu anlamda tarihin, insanın zihni tutum ve davranışları üzerinde “etkileyici rolü” var ama “belirleyici rolü” yoktur. Öyle olsaydı, tarih bizatihi kendisi kader olurdu, bu ise bizim zihnimizde kendisine bir güç, irade ve bilinç atfettiğimiz, dolayısıyla vehmimizde kudret sahibi kıldığımız bir kavramın bizi rüzgârın önüne kattığı yapraklar gibi sürüklemesi anlamına gelir. Ne iktisadi ve sosyal, ne ferdi ve devletler arası ilişkiler mutlak anlamda tarihin etkisi altında gelişemez. Tarih kader olmadığına göre deterministçe bizi belirleyemez, yargılayamaz da. En boş söz “tarih önünde hesap vereceksiniz” repliğidir. Hesap ya dünyada mahkemelerde verilir veya yargıdan kaçmayı başaran varsa hesabı din gününde Mahkeme-i Kübra'da verir. Mücrimleri tarihe havale ettiğinizde onlara en büyük iyiliği yapmış olursunuz. Hegel'in iddia ettiğinin aksine ne zamanın ruhu vardır, ne tarihin; bu retorikler insanların dünya görüşlerini içinde yaşadıkları zamana atfetmelerinden kaynaklanan edebi cümlelerdir. Tarihte zamana göre değişen ruh varsa, ruhun ebedi ve evrensel özü yoktur demektir, bu da genel, ebedi ve evrensel hakikat olmadığı anlamına gelir. Hiçbir zamanın ruhu inkârı, cinayeti, hırsızlığı, yalanı, yolsuzluğu, zinayı, eşcinselliği, zorbalığı, sömürüyü suç ve günah (cürüm) olmaktan çıkaramaz.

Tarih etkileyici faktördür; geçmişte yaşanmış hayatları belli kriterler içinde değerlendirmek lazım. Geçmişte yaşayan insanlar hangi iyiliği, güzelliği, hakkaniyeti ve adaleti temel alıp sistemler kurdu, buna bakmalı. Tarihte referans alınacak olan iyilik (birr ve takva), güzellik (ihsan), doğruluk (sıdk ve sadakat), Hakk'a ittiba (İlahi hükümlere itaat), adalet (kıst ve adl) ve Allah'a derin bağlılık (haşyet) olmalıdır. Atalarımız, ölen babamız gibi bize miras bırakır. Bu, iyi de olabilir, kötü de olabilir. Kur'an-ı Kerim, ataların bıraktığı her mirasa sahip çıkılmaması gerektiğini belirtir. Çünkü temel alınacak olan “Nesep” değil, “Sebep”tir. Her şeyin ipince ayrıntısına kadar orta yere serileceği, herkese yaptığı şeyin karşılığının verileceği Din Günü'nde “O gün, onların arasında nesep bağları olmadığı gibi (birbirlerinin durumlarını da) soruşturmazlar” (Mü'minun, 10).

Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Ey Muhammed'in halası Safiye ve ey Muhammed'in kızı Fatıma! Kıyamet günü bana yapıp ettikleriniz (amelleriniz)le gelin, neseplerinizle değil. Biliniz ki ben, Allah'ın vereceği hiçbir şeyi (hükmü) sizden gideremem. Ameli kendisini yavaşlatan kimseyi, nesebi hızlandırıp cennete götüremez” (Ebu Davud, İlim, 1).

Binaenaleyh tarihle veya atalarla övünmek değil, iyilikle övünmek gerekir. Atalarımız iyi şeyler yapmışlarsa onunla övünülür, iyilikleri devam ettirilir. Kötülük yapmışlarsa, bu onların suçu veya kusurudur. Biz yaptıklarından sorumlu değiliz, onlar adına bedel ödemek zorunda da değiliz. Onların kötülüklerine sahip çıkmak, kötülüğü devam ettirmek, onların yolundan giderek kötülüğü kalıcı hale getirmek anlamına gelir. Dahası bu zihni tutum iyilik ve kötülüğün tayininde atalarımızı kıstas olarak kabul etmek demektir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89