• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 15 °C

Taraf'ın Misyonu Neydi?

Oya Baydar

Ahmet Altan ve kurucu ekibin gazeteden ayrılmasıyla yoğunlaşan Taraf gazetesi tartışmaları küçük çaplı bir cephe savaşına dönüşerek sürüyor. Taraf’a cephe alanların asıl hedefi: gazeteye bugünkü kimliğini kazandırmış ve şimdi gazeteden ayrılmış bulunanlar. Onlar suskunluklarını koruyorlar; iyi de yapıyorlar. 

Gazetede neler olup bittiğini yapılan yorumlara, dedikodulara, içerden sızdırıldığı söylenen bilgilere , son olarak da gazetenin patronunun hiçbir açıklık getirmeyen açıklamalarına karşın, anlayabilmiş değilim. Çalışanlara ücretlerinin aylarca ödenememesi, yönetim görevini omuzlamak zorunda kalmış olanların malî kısıtlamaların yükünü taşıyamaz hale gelmiş olmaları, ekip içi dayanışma ve vefa, Ahmet Altan’ın AKP’ye, özellikle de Erdoğan’a karşı sert muhalefetinin gazete içinde, patron katında ve tabii iktidarda yaratmış olduğu hoşnutsuzluk... hepsi olabilir. Bir de kendi benzer deneyimlerimden bildiğim çok kişisel ama çok da saygıdeğer bir ruh hali: “İçerden dışardan yaylım ateşi altında görevimi iyi kötü yaptım, kendimle tutarlı kalmak uğruna kendimden çok şey yitirdim, usandım, artık başka türlü yaşamak, başka işler yapmak istiyorum” duygusu... 

Taraf gazetesinde yazarlığa kendim talip olup yazmaya başlamamın tek nedeni vardı: Darbeci - vesayetçi zihniyete, bu zihniyetin hayata geçirilmesine çabalayan derin güçlere, onların himayesinde ülkemize, geleceğimize, özgürlüğümüze kastetmiş odaklara karşı mücadelede bir tutam tuzumun bulunması, demokratik bir dayanışma göstermek. Taraf’tan ayrılmamın nedeni ise Genel Yayın Yönetmeni konumundaki Ahmet Altan’ın bana ve benim gibi soldan gelenlere karşı kullandığı üsttenci, eril, küçümseyici ifadeydi. Ayrılmam kişisel duygusal yanı ağır basan bir tercihti. Bütün yazarlarıyla, bütün haberleriyle, manşetleriyle, zaman zaman dozu kaçan, kişi yıpratmaya dönüşen çıkışlarıyla mutabık mıydım? Tabii ki hayır. Ancak; vesayetçi devletçi rejimin ömrünün tükenmekte olduğunu fark eden odakların iktidarlarını korumak için her yola başvuracaklarının ayan beyan olduğu; çeşitli provokasyonlarla, psikolojik harekâtla, saldırılarla geçen o günlerde, bu gidişata karşı durmak, mücadele edenlerin yanında yer almak demokratik bir görevdi. En azından ben böyle düşünmüştüm, fikrimi şimdi de değiştirmiş değilim. 

Taraf’ın Misyonundan Söz Ederken...

Taraf gazetesi daha yayına başlamadan CIA desteğinden Gülen Cemaati desteğine kadar her türlü tezviratın, çeşitli komplo teorilerinin hedefi haline getirildi. O günlerin koşullarında, başlangıçta “acaba mı?” diye düşündüğümü itiraf etmeliyim. Böyle olmadığı, gazetenin içine düştüğü malî bunalımın kısa zamanda su yüzüne çıkmasıyla anlaşıldı. Birbirinin gözünü oymaktan, hele de öteki mahalleden olanı, farklı düşüneni karalamaktan zevk alan kötücül bir toplum olduğumuzu düşünüyorum zaman zaman. Özellikle de okumuş yazmış, siyasete, ideolojiye bulaşmış, kendini aydın sayanlarımız bu konuda daha sert ve adaletsiz oluyorlar. Kendi düşüncemizi anlatmaya çalışmak yerine ötekinin düşüncesini eleştirmek bile değil kişiliğini yıpratmak, itibarsızlaştırmak daha kolay geliyor. Belki düşüncelerimize yeterince güvenmediğimiz, belki ezberlerimizi gözden geçirecek, kendi mahallemizi eleştirebilecek cesarete sahip olmadığımız için, belki de düpedüz kötücül ruh halimiz yüzünden... 

Bugünlerde Taraf gazetesine ve gazeteden ayrılanlara yönelik, eleştiri sınırlarını aşarak kindar bir saldırıya varan söylemin ortak noktası, özellikle Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın “misyonlarını tamamladıkları” ve kendilerini kullanmış olanların şimdi onlara kapıyı gösterdikleri yolunda. Bu yorumları, haksız olduğu kadar vicdansız da buluyorum. 

Sadece ticari amaçla hareket etmeyen irili ufaklı bütün yayınların, gazetelerin, dergilerin bir yayınlanma amacı ve kendine biçtiği bir misyon vardır. Örneğin Cumhuriyet gazetesi uzun yayın hayatıyla, hele de Taraf’ın çıktığı darbe hazırlıkları döneminde hep bir misyon gazetesi olmuştur. Tabii ki tümü değil, ama gazeteyle özdeşleşmiş yazarlarının bir bölümü o misyonu güçlü şekilde savunmuştur. Şimdilerde aynı misyonun farklı kesimlerinin, az satan Aydınlık’tan çok satan Sözcü’ye çeşitli yayın organları var, Oda TV ve benzeri internet siteleri var. Öte yandan, kendini daha solda tanımlayan Birgün, Evrensel, yayın hayatına yeni atılan Sol gibi gazeteler var. Bir de misyonunu mevcut iktidarın propagandasını yapmak, AKP iktidarını pekiştirmek olarak tanımlamış yayınlar var. Bunlardan ayrı olarak Cemaat’in milyon tirajlı Zaman gazetesi var. Hepsi kendine göre misyon sahibi. Ben de ömür boyu sosyalist, komünist partilerin yayınlarında çalıştım, misyon sahibi oldukları ve o misyonu benimsediğim için oralarda yer aldım. Yeni Ortam gazetesi gibi aslında patronun Babıâli’de var olma tutkusunun ürünü olan bir gazeteyi de kendi ideolojik-siyasi hattım çerçevesinde misyon sahibi kılmak için elimden geleni yaptım, büyük ölçüde başarılı da oldum. 

Demem o ki, Taraf’ı ve onu Taraf yapanları misyon sahibi diyerek eleştirirken, hele de ordunun darbeye hazırlandığı, vesayetini çeşitli yollardan güçlendirmeye, seçilmiş iktidarı demokratik olmayan yollarla bertaraf etmeye çalıştığı günlerde “Genç Subaylar Rahatsız” veya “Tehlikenin farkında mısınız?” türünden sürmanşetler atan gazetelerin yöneticileri ve yazarları, daha önce “post-modern” tâbir edilen darbenin andıçlarını yayınlayan gazetelerin, o andıçları emir kabul eden genel yayın yönetmenleri ve yazarları, “misyon sahibi” yıpratmasını yaparlarken bir kez daha düşünmek durumundadırlar. 

Mission Impossible: Demokraside buluşmak 

Mesele misyon sahibi olmak değil, misyonun ne olduğu. Tartışmalar da bu yüzden böylesine sert. Evet, tarafın bir misyonu vardı: Askeri vesayetin, bürokratik oligarşik sultanın, darbe tehdidinin yaşanmayacağı sivil, demokratik bir toplumun tesisine hizmet etmek. Bu misyonu zaman zaman benim de çok rahatsız olduğum hatalar, haksızlıklar da yaparak, saldırgan ve rencide edici manşetler, üsluplar kullanarak, hatta bu misyonun doğruluğundan yararlanmaya çalışan kimi karanlık odakların manipülasyonlarına kapıyı açık tutarak da olsa, özünde yerine getirdi. En önemlisi de cesur ve bağımsız bir gazeteciliğin, korkusuz haberciliğin mümkün olabileceğini gösterdi. Bu yüzden de 40-50 bin satışla Türkiye’nin en önemli yayın organı haline geldi. Bugün Taraf gazetesi bitti diye el ovuşturanların, gazetenin özel görev (misyon) sahibi olduğunu yazanların da bir misyonu vardı, hâlâ da var: Askeri darbe ve vesayetin yeri geldiğinde gerekli olduğu; seçilmiş iktidarların demokratik olmayan yollardan alaşağı edilmesinin meşru ve vatana millete yararlı olabileceği düşüncesini toplumda yaygınlaştırmak. Siyasi-ideolojik açıdan muarız olunan güçlere karşı psikolojik harekat yürütmek. Ve toplumu derinden bölen cepheleşmeyi derinleştirmek. (Şimdilerde bu görevi AKP iktidarının ve asıl Tayyip Erdoğan’ın yüklenmiş olduğunu not etmeden de geçmeyelim.) 

Otuz - otuz beş yıl kadar önce Görevimiz Tehlike diye bir televizyon dizisi vardı. Asıl adı Mission Impossible, yani İmkânsız Görev’di. Çok ihtiyacımız olan misyonun, hangi cephede yer alırsak alalım demokraside buluşmak olduğunu düşünüyorum. Nitekim, darbeciliğe, vesayete, ordunun dokunulmazlığına, vesayetçi devlet geleneğine ve bu toplumu cendere gibi kuşatmış yüzyıl önceden kalma zihniyete karşı bir misyon yüklendiği için eleştirilen, düşman olunan Taraf çizgisi, özellikle Ahmet Altan’ın kaleminden AKP’ye ve Erdoğan’a karşı da en sert ve içerikli muhalefeti yapıyordu. Ahmet Altan ve gazetede onun çizgisini izleyenler, asıl misyonlarının demokratik bir Türkiye olduğunu; darbelere karşı oldukları kadar otoriterleşmeye, bağnaz muhafazakârlığa, bireysel ve toplumsal özgürlüklerin kısıtlanmasına, ötekileştirmeye, AKP iktidarının gidişatına karşı tavizsiz duruşlarıyla gösterdiler. Onların Taraf gazetesinden ayrılmalarına ve gazetenin kan kaybetmesine en çok sevinenler kervanının başında şimdi Tayyip Bey’in olduğunu düşünüyorum. 

Türkiye’de en imkânsız görev ama’sız demokrat olabilmek galiba. Demokratik, özgürlükçü, adil ve barışçı adımlar kimden, nereden gelirse gelsin desteklemek; eski cepheleşmeleri aşıp, geniş cepheyi demokrasi-özgürlük-adalet paydasında yeniden kurmak... Birbirimizle didişmek, düşmanca hesaplaşmak yerine dinleyip anlamak, ödeşip her türlü vesayete ve otoriterliğe karşı laik, Müslüman, solcu, liberal, demokrat, dindar, inançlı, inançsız; ortak paydası demokrasi, sivilleşme, özgürlük, adalet olan bir anlayışta birleşmek...Beceremezsek, tam da o soruyu tekrarlama zamanıdır: Tehlikenin farkında mısınız?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89