• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 3 °C

Taraf bir misyon gazetesi mi?

Ersin Tek

Kendi gündemimin içinde debelenirken; Televizyonda takip ettiğim bazı tartışma programlarındaki konuşma(cı)ların ve okuduğum bazı köşe yazarlarının söylediklerini düşünüyorum günlerdir.

Medyayı ve etkileri üzerine tartışmalar yapıyorlar kendilerince. Özellikle gündemi(mizi)n yakıcı sorunları üzerinden yapıyorlar bu tartışmayı. Haklı olaraktan tabi. Buraya kadar her şey tamam. Bu tartışmayı yapanlar, kendilerini bu ülkedeki sorunların tarafı olarak gören bazı kesimler ve medyanın içindeki kişiler. Bu da tamam.

Sözüm ona, bu taraflar birbirinin düşmanı ve zıttı görünen taraflar ama söyledikleri aynı olduğu gibi, istedikleri de aynı..! İlginç ve düşündürücü!!! Klişe lafları ve sanal beklentileri dillendiriyorlar hep. Burası tamam değil ama neyse bunu da geçtim… 

Benim anlamak istediğim şey; Kendi klişelerinin ve yarattıkları sanal beklentilerinin büyük düşmanı olarak gördükleri ‘Taraf Gazetesi’ hakkında söyledikleri, düşünüyorum! 

Hararetle ve büyük bir inançla söyledikleri şu: ‘‘Taraf Gazetesi bir yol ayrımında.’’ Bir kısmı da hayır: ‘‘Hayır taraf bir misyon gazetesi, değişmez…’’

Ve daha bir sürü şey… 

Şu ‘Misyon’ kelimesi kafamda çok şeyi düşünmeme vesile oldu, diyebilirim. 

Bunu açmadan önce, medya ve ölümcül etkileri üzerine birkaç söz söyleyeyim. Bu medya konusu çok işlendi, çoğu kalem tarafından tekrar edildi. Ama yine de, tekrar etmekte fayda var. Belki, bu iğrenç ve trajikomik çelişkiler, ilişkiler biraz netleşir kafanızda.

Çok farklı şeyler söylemek gerekmeyecek bu noktada. Zaten hep aynı sorun mevcut, çözümlerde aynı olmak zorunda kalabiliyor. Ya da sorunu teşhis şekli ve başlama noktası hep aynı olduğu için böyle… 

İmdi medya deyince, hayatımızın her alanına bulaşmış bir olgudan bahsediyoruz. Etki alanını epey bir genişletmiş ve bunun paralelinde de zararlı etkileri, ölümcül etkileri daha tesirli, daha baskın bir hale gelmiş bir olgudan bahsediyoruz. Bu gerçeklikten kaçış mümkün görünmediği gibi, göz ardı etmekte mümkün değil. 

O zaman ne yapmalı? Bu olguyu nasıl kavramalı, nasıl bir yaklaşım içinde olmalıyız? 

Kanaatimce, neyin ne olduğunu ve neyin ne işe yaradığını ya da neye yaraması gerektiğini sorgulamakla başlamalı işe! 

İnsanlığa hizmet etmek gibi, yüksek hedefler içermelidir medya. Medya, toplumun, bireyin menfaatlerini koruma görevini üstlenmelidir de diyebiliriz. İnsan hak ve hürriyetinin teminatı görevindedir medya. Özgür bir bilinç ve sorumlulukla hareket etmek zorundadır.

Ancak toplum özgür olmadıkça, medyanın kendisi de özgür olamayacak. Bu hakikatin, iyi anlaşılması ve kabul edilmesi gerek. 

Medya özgürlüğü savunmalı, özgür hedeflerin istikametine yöneltmeli kitleleri. Baskıcı iktidarlara karşı, halkı koruma görevini üstlenmelidir. Halkı zamanında ve doğru bilgilendirmek, en temel vazgeçilmezi olmalıdır medyanın. 

Ülke yararı gibi ortak paydalar açısından müspet yönlendirmelerde bulunmakla beraber, tek yönlü bir girişimin içine girmemeli! Bu ‘iki tarafı keskin bir bıçak’ olan bir gerçeklik, bunu unutmadan hareket etmeli. Güç dengesi içinde, kilit rolünü kaybetmeden yapabilmeli bunu. Ne sadece kendi başına bir güç olmak için, ne de güçlüden yana olmak gibi bir tuzağa düşmemeli… 

Toplumun kültür seviyesinin düşük olması, bireyin ve toplumun değer yargıları arasındaki farklılıklar, ayrıca bugünkü eğitim sisteminin çarpıklığı, medyanın daha etkili olmasına yol açtığı gibi, medyanın daha fazla sorumlu davranmasını da zorunlu kılıyor. 

Günümüzde ise medya(özellikle de televizyon) gerçek bilgi ve iradenin birey üzerindeki tesirini kırmış ve bireyin özel hayatı olsun, toplumsal hayatı olsun, bireyin tüm gelişim sürecinde kendisine ağırlıklı bir yer edinmiş gibi. Bireyler, medyanın acımasız pençesine takılmış görünüyor. Çırpınıyor görünüyor olsalar da, bireyler yeni bir çözüm aramadığı gibi bu ayartıcı, tehlikeli durumun tadını çıkarıyorlar, trajik…

 Sözün özü, daha fazla ilgi çekme, daha yüksek oranda tutsak etme ve daha fazla kafa kirliliği yaratma uğruna, her şeyi göze almış bir durumda işliyor bu medya. 

Sonuç olarak da gayesiz, gayesiz olduğu için de ne yapacağını bilemeyen, kimsenin kendisini anlamadığını düşünen (bunda haksız da sayılmaz) genç insanlar, sorumsuz ebeveynler, ahmak vatanseverler, ucuz kahramanlar, cahil edipler, kendini aşamayan akademisyenler, tutucu, dar kafalı kalemler türeyip gidiyor. 

Sokak anarşisinden futbol çılgınlığına, uyuşturucu kullanma merakından araba çalma macerasına, sokak ortasında adam öldürmekten ideolojik angajmanların heyecanını tatma isteğine kadar çok geniş bir tehlike yelpazesi açılıyor yeni nesillerin önüne. Bütün bu olumsuz yönelişler, şiddet eğilimlerini körükleyen, cevap getirilemeyen her türlü tatminsizlik örneğini sıkça işleyen, futbolu insan hayatının en önemli konusuymuş gibi gündemin birinci maddesi haline getirip, toplumun öncelikli sorunlarını unutturmak ya da çarpık bir bakış açısı ile verip, toplumun cehaletini, gerilimini artıran medya terörünün ürünü olarak çıkıyor bütün bunlar karşımıza... 

Gayesiz hale gelen bireylerin anormalliklerini, yanlış yerde durmalarını, sakat yapılanmalarını ve aşırılıklarında aşırılığına kaçan düşünce ve eylemlerini dizginleyebilecek gerçekçi hiçbir fren sistemi de bulunmuyor elimizde, ne yazık ki… 

Ben yine kafamdaki o soruya döneyim. ‘‘Taraf Gazetesi bir misyon gazetesi mi?’’ 

Yukarıda saydığım tüm olumsuz durumların bilincinde olan ve de bu ülke insanı adına olumlu bildiğim şeyleri savunan ve bu doğrultuda mücadele veren bir(belki de tek) gazetenin ‘Taraf’ olduğuna inanırken, neden bu soruya takıldım? 

Çünkü biliyorum ki, bu sorunun doğru cevabı; bu ülkedeki karanlık, kanlı ve kirli bir tarihin üzerine ışık tutuyor. Bu ülkedeki insanların suskun ve duyarsız beyinlerinde, yüreklerinde bir kırılma noktası olacak bu! Gerçi bu kırılma Taraf’ın, kirli yapılanmaların ilk belgelerini yayınlaması ile başlamıştı zaten… 

Ülke yıllardır kan ve gözyaşı içinde ve bu hale gelmesinin de en büyük günahı medyanındır. En rasyonel ifadesi budur işin. Kıvırtmaya gerek yok. Ve lütfen çokbilmiş gazeteci, köşe yazarı ağabeyler aksini savunmaya kalkışmasınlar. Çamurun içinde çamura methiyeler dizmesin kimse ve de bahaneler bulmasın. Her şey apaçık ortada... Bu yazının içine kalkıp medyanın geçmişte(şimdi bile devam ediyor!) yaptıklarını sıkıştırmayayım. Arşivler orda, isteyen bakabilir.

Aslında işin püf noktası da burada saklı… Tarafla birlikte geçmişte yapılanlar hatalar, klişe sözler, karanlık yüzler, gerçekçi olmayan beklentiler, ölüm tüccarları, çelişkiler, yanlışlar, yalanlar, çarpık ilişkiler, kandırmacalar hepsi birer birer döküldü ortaya. Tabi bunlar olunca da bazıları deşifre oldu ve rahatsızlık başladı. Bu ülke insanın yeniden sorgulama yetisini kazanması, bazılarının işine gelmiyor/du. Birleri bu kötü(onların istedikleri) gidişata dur diyebilir ve bu sömürücülerin tekeline çomak sokabilirdi. Endişelenmeye başladılar birden. Bizi mahkûm ettikleri gri kapı, gri söylemler netti artık. Bütün bu gelişmeler, bu kesimlerde varolma yok olma meselesine dönüşmüş oldu. Onun için her şeyi yapabilirler/di. Ama Taraf belgelerle bu niyetlerini aşikâr etmişti bir kere. Bu kabul edilebilir bir şey değildi bu kesimler için ve bunlar gibi düşünenler diğer kesimler için… 

Tabi unuttukları bir şey daha vardı; bu halk da eski halk değildi. Değirmen eskisi gibi dönmüyordu artık. Ve kimse bu saatten sonra, yeni ve bilinçli olan bu gidişatı geri döndüremez/di. Ama birileri kabul etmek istemediler, istemiyorlar, onun için hâlâ diretiyorlar. 

Oysa yeni bir umut, yeni bir yol göründü biz fanilere. Barış, kardeşlik, demokrasi, insanca yaşamanın imkânsız olmadığı gerçeği… Eski filmin etkisinden tam olarak çıkamadık belki ama bir daha seyretmek derdinde de değiliz. Bu son günlerde olan kanlı olaylardan ve çatışma ortamından hareketle bizi eskiye dönüş ile tehdit edenler ve bundan kendisine rant sağlamaya çalışanlar, yine sahnede. Ama nafile bütün bu çabalar. Hiçbir yanlışı bize kabul ettiremezler…

Şimdi iyi düşünün bu kesimler neden misyon kelimesini kullanıyor? 

Misyon kelimesi sözlükte; ‘Bir şahıs veya heyete verilen hizmet. Geçici ve belirli vazife’ olarak açıklanıyor. 

Bu ‘misyon’ kelimesini iyi düşünün bence! Bu kelimenin altında çok şey çıkacak, bu kelime söyleyenlerin bilinçaltına götürecek bizi… 

Bu ülke de, devlet dâhil herkes diğerinin bir misyonu(yani tabir caizse birilerinin uşağı olmakla, başkasına hizmet etmekle, kötü ve gizli bir amacının olduğunu, vs.) olduğunu söyleyerek, karşıdakini yalnızlaştırmaya çalıştı. Böylece kendini haklı çıkarmış, çelişkileri ve yanlışları görünmeyecekti, kimse üzerinde durmayacaktı bunların… 

Ama artık bunlar da sökmüyor… İstedikleri kadar bağırıp çağırsınlar, bekledikleri gibi olmuyor ve de olmayacak… 

Ne tuhaf bir dünya! Düne kadar Ahmet Altan’ın yazılarını gazetelerinde, televizyonlarında eksiltmeyenler ne çabuk Altan’a ve diğerlerine bir misyon biçtiler? Ne değişti? 

Tarafa yüklenenlere sormak gerek; Madem bu kadar çabuk değişen insanlardı bunlar, neden dün bir şey demediniz de bugün saldırıyorsunuz? Peki, bilmiyordunuz, kabul ettik. Ya bugün sordukları sorulara ve yayınladıkları belgelere neden yalan diyemiyorsunuz? Hatta bu belgeler üzerinden siyaset yapıyor, bunlar üzerinden haklı olduğunuzu ispatlamaya çalışıyorsunuz! Bu yaptığınız Taraf’ın doğru bir iş yaptığını ve doğru yolda ilerlediğini göstermiyor mu? 

Birileri bana bu çelişkileri anlatabilir mi acaba?… 

Elbetteki benim de taraf’a sorularım ve onlara katılmadığım, desteklemediğim yönleri çok ve böyle olması da gayet normal. Ama bunlar, şimdiye kadar taraf’ın yaptıklarını küçümsemeyi, hiçe saymayı, farklı niyet okumalarına başvurarak, onları bir düşman pozisyonuna iterek, onlara saldırmayı gerektirmiyor. Böyle yapanlar yanlış yapıyor. Böyle yaparak kimse haklı ve doğru olduğunuzu gösteremez. 

Bu yazıya, sözünü ettiğim tüm kesimlerin o kadar çelişki, yalan, yanlış dolu sözlerini ve misallerini alabilirdim ama almadım, gerek yok. Sadece bir noktadan bakmaya alışmış olanlara ve kendi misyonlarını bilmeden konuşanlara küçük bir hatırlatma idi bu sözlerim… 

Taraf’ın misyonu tam olarak ne, onu bilemem, herkes istediği gibi düşünedursun… Ve sanırım bunun cevabını en iyi Ahmet Altan verir. O versin cevabını.

Benim bildiğim ve inandığım tek şey şu; bu ülkenin demokratikleşme sürecinde, barış ve özgürlük dolu yarılara ulaşmasında ‘Taraf Gazetesi’nin katkısı ve ismi çok önemli bir yer tutacak… 

Aksini düşünmek bile; şu an içimin sızlamasına, özgürlük hayallerimin bir an’da yıkılışına ve hayata karşı büyük bir isyanımın başlangıcı olmaya yeter…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89