• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -5 °C
  • Ankara -8 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin -2 °C

Taksim, elbette ki Tahrir değildir

Şahin Alpay

Marwa Maziad, Mısır’da yayımlanan Almasry Alyoum gazetesinin Ortadoğu konularında uzmanlaşan bir yazarı. 

ABD’nin Washington Üniversitesi’nde “Mısır ve Türkiye’de Asker-Sivil İlişkileri” üzerine doktora tezini tamamlamak üzere. Şimdilerde İstanbul Şehir Üniversitesi’nde konuk araştırmacı olarak bulunuyor. Bu parlak genç akademisyen hanımla, Tahrir Devrimi’nden sonraki ilk ziyaretim sırasında Kahire’de tanıştım. 

Bu kez Taksim gösterileri sırasında İstanbul’da buluştuk ve El Cezire web sitesinde 5 Haziran günü yayınlanan “From Tahrir to Taksim Square / Tahrir’den Taksim Meydanına” başlıklı yazısını konuştuk. Yazı şu cümlelerle bitiyordu: “2011 Mısır devriminin bazı unsurları Türkiye’de bugün yaşanan ayaklanmayla bazı bakımlardan mukayese edilebilirse de, ikisi farklı şeyler… Taksim, sağlıklı ve dayanıklı bir demokrasi için gerekli muhalefet dozunu temsil ediyor.” 

Maziad’ın yazısı Taksim ile Tahrir’i karşılaştırmak için mükemmel bir çıkış noktası sağlıyor. İkisi arasında, gençlerin özgürlük ve demokrasi talepleriyle ortaya çıkmaları ötesinde hiçbir ortak nokta olmasa da, bu mukayese Taksim’de ne olduğunun anlaşılmasına yardımcı olabilir. İkisi arasındaki kontrast oldukça açık:

1) Tahrir protestoları, 1952-2011 arasında Mısır’ı tek başlarına, halka seçme özgürlüğü tanımadan yöneten otokratların sonuncusu Hüsnü Mübarek’e karşı bir devrimle sonuçlandı. Kendisi Kemalist otoriterliğin bir mağduru olan Tayyip Erdoğan ise, adil ve özgür seçimlerle 2002’de iktidara geldi ve 2011’de oyunu yüzde 50’ye çıkardı. Büyük bir reformcu olarak, Türkiye’de çok-partili hayatın en sevilen liderlerinden biri oldu. 

2) Mübarek yönetimi altında Mısır ekonomisinin durumu hayli kötü iken, Erdoğan’ın hükümeti genellikle sağlıklı ekonomi politikaları izleyerek ortalama geliri yaklaşık üç katına çıkardı ve orta sınıfları önemli ölçüde genişletti. AB’ye katılım sürecinde yapılan reformlar sayesinde Türkiye sadece daha müreffeh olmakla kalmadı, temel siyasi sorunlarını özgürce tartışma imkânını buldu, her anlamda daha açık bir toplum haline geldi. Erdoğan yönetimi Kürtlerin inkârına son vermekle kalmadı, PKK ile barış görüşmelerini de başlattı. 

3) Batı’nın malî ve askerî yardımlarına bağımlı olan Mübarek’in Mısır’ından çok farklı olarak Erdoğan Türkiye’yi giderek daha kendi imkânlarıyla büyüyen, esas olarak bağımsız bir dış politika izleyen ülke yaptı. 

O halde Türkiye’de çok farklı siyasi görüşlerden gençler neden Taksim parkındaki ağaçların yerine bir otel ve alışveriş merkezi olarak kullanılacak eski kışlanın inşasına karşı birleştiler ve protestolar niye bütün ülkeye yayıldı? Bunun temel nedeni, 2011’deki üçüncü seçim zaferinden sonra Erdoğan’ın yüzde 50’nin oyu arkasında olduğuna göre her istediğini yapabileceğini, sadece seçimden seçime hesap vereceğini varsayan aşırı kibirli bir tutum takınmasıdır. Kendisine çeşitli şekillerde bağımlı büyük medya patronlarını kullanarak eleştirel sesleri bastırması, kendisini (rol modeli olarak gördüğü) Putin’den de daha güçlü kılacak “Türk usulü” başkanlık sistemini dayatmaya girişmesidir. 

Erdoğan’ın reformları Türkiye’yi zenginleştirdi, orta sınıfları genişletti ve belki amaçlanmamış bir sonuç olarak, genç kuşakları demokrasi, insan hakları, seçme özgürlüğü, azınlıklara saygı ve çevrenin korunması gibi materyalizm-sonrası kaygılara duyarlı hale getirdi. Dolayısıyla eğer Erdoğan 2011 öncesindeki duyarlılıklara saygılı tutumunu yeniden kazanmazsa, siyasi kariyerinin sonunun başlangıcına gelmiş olabilir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89