• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 31 °C

Takiyyecilik ve yoldan çıkma hali

Yalçın Akdoğan

İslami oluşumlar, hareketler, akımlar içinde zaman zaman ana düşünce akımına aykırı inanç ve kabuller ortaya çıkmış, bu kabuller üzerine açılan yollar dindar kitlenin zararına sonuçlar doğurmuştur. Özellikle kapalı gruplar umumun kabullenmeyeceği yol ve yöntemlere savrulmuştur. Kendisini hakikatin merkezi gibi konumlandıran gruplar kendi amaç ve hedeflerini İslam’ın ve ümmetin yegane seçeneği gibi görmüş ve hatta dayatmaya kalkmışlardır. Kendi istişarelerini ümmetin istişaresi, kendi menfaatlerini ümmetin menfaati, kendi taktik ve stratejilerini ümmetin taktik ve stratejisi olarak algılamışlardır. Bunun sonucu olarak ortaya ana akımdan farklı hareket eden, öncelikle diğer İslami grup ve oluşumları ayak bağı olarak gören, her yaptığına kutsiyet atfeden ve her yolu mübah gören anlayışlar çıkmıştır.

Hatırlanırsa bir dönemler Türkiye’de kendisini ‘İslamcı’ diye adlandıran bir örgüt, öncelikle Müslüman cemaatlere ve din adamlara zarar veren eylemlere girişmişti.

Amaca ulaşmak için her yolu mübah gören, kendi ajandasını mutlak, kendi eylemlerini kutsal gören anlayışlar öncelikle içinden çıktıkları kitleye ve bir şekilde destek aldıkları iyi niyetli insanlara haksızlık etmektedir. Takiyyenin bir yöntem olarak kabulü yalan başta olmak üzere türlü günahları sıradanlaştırmakta, ekip çıkarları için her şeyin kurban edileceği mantığı ise kirli yol ve yöntemlere kapı açmaktadır. Rakipleri sindirmek, muhalifleri bastırmak, alternatifleri karalamak ahlakı,adaleti ve vicdanı hiçe sayan eylemlere sebep olmaktadır.

Bilindiği gibi “Takiyye”, saklamak, gizlemek anlamına geliyor ve kafirlerin arasında kalan Müslüman bireyin yaşadığı zulümler karşısında inancını gizlemesi anlamında kullanılıyor. Hayati bir risk altında belli sebeplerle mazur görülecek bir durumun dünyevi makam, mevki, güç, iktidar, istikbal, ekip çıkarı gibi sebeplerle kullanılması vahim istismarlara zemin hazırlar. Yalanla başlayan yolculuk iftiraya ulaşır, savunma düşüncesiyle atılan adımlar saldırıya dönüşür.

Yurtdışında yaşayan bir hoca bir zamanlar yaptığı bir konuşmada zaruretle meşruiyetin bir arada gitmesi gerektiğini şöyle vurguluyor, Allah Resulü’nün ‘aldatan bizden değildir’ sözünü hatırlatıyordu: “Yoksa zaruret adına gayri meşru bir fiil yapılmış olur ki bu çok yanlış olur. Meşruiyet, İslam’ın en önemli meselesidir. İslam dini asla gayrı meşru bir çizgiye müsaade etmez. Faydalı bir iş yapacağınıza inansanız da, meşru alanın dışına çıkamazsınız. Zarurette meşruiyeti aramaktır zaten mesele. Yani hep meşruiyet çerçevesi içinde kalınmalı.”

Taha Akyol ise bir söyleşisinde kapalı grupların “Bizden olanlar iyidir”, ama “karşıdakiler düşmandır” gibi bir tür asabiye duygusu taşıdıklarını, bu asabiye duygusunun bazen ırkçı milliyetçilik, bazen dar bir dini cemaatin diğer Müslümanları ‘kafir’ olarak suçlaması biçiminde ortaya çıktığını söyler.

Haricilerde de görülen hoşgörüsüzlük, fanatiklik, kendinden olmayanlara kapıları kapatmak, kaba kuvvete, şiddete başvurarak politik değişmeyi etkilemek ve dar kafalılık gibi özellikler zamanla kapalı yapıların temel karakteristiği halini almıştır. Çok şükür İslam toplumunun umumi efkarı bu sapmaları zamanında tespit edebilmiş ve zararlı etkilerinden korunabilmiştir.

Atasoy Müftüoğlu kapalı yapıların yanlış yollara sapmasını sorgulama yetisinin kaybolmasına bağlar: “Hiçbir sorgulamaya ihtiyaç duymaksızın kayıtsız şartsız itaat geleneği, Müslüman toplulukları kişiliksizleştiriyor, düşünsel sorgulamalar yapma ihtiyacı duymayan kalabalıklar köleleştiriliyor. .. Karşı karşıya bulunduğumuz düşüncesizlikler sebebiyle, ideolojik, hizipçi, cemaatçi, mezhepçi günahlar işlemekten hiç çekinmiyoruz. Eleştirel düşünme geleneğimiz olmadığı için, günümüzde dini hayat efsanevileştirilmiş/putlaştırılmış kişilerin tahakkümü altındadır.”

Bugün eleştiri konusu olan kimi paralel yapıların kendisini hakikatin merkezine yerleştirmekten dolayı her yolu mübah gördüğü ve sayısız haksızlığa imza attığı görülüyor. Kendi ilahiyatını üreten bu tür yapıların teorik zeminde ciddi şekilde analiz edilmesi ve sorgulanması gerekir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89