• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin -4 °C

Şuur

Ahmet Altan

Çok sevdiğim genç bir arkadaşım var.

Zeki, bilgili, yaratıcı bir adam, dünyaya açık, zihni özgür, tabuların esaretinden sıyrılmış biri.

Önceki gün bana dedi ki, “Murat Belge’nin ve sizin yazılarınızı okudum, bu kez de kültür alanında yeni bir kavga başlayacağını söylüyordunuz, size karşı değilim, söylediklerinize de karşı değilim, Türkiye’de iyi şeylerin olduğunun da farkındayım ama artık gazete okumamaya karar verdim”.

“Niye”
dedim.

“Burada kavga bitmeyecek,”
dedi. “AKP iktidara geleli on yıl oldu, çok iyi işler de yaptılar ama bir türlü gelişmişlik çizgisini aşamıyoruz, o çizgiye yaklaşamıyoruz bile, çok ümitlendik ama olmuyor işte...”

“Eee”
dedim sözünü tamamlamasını bekleyerek.

“Ben Türkiye’yle ilgilenmekten vazgeçiyorum... İleride bir gün nasılsa her şey düzelir ama o güne dek burayla uğraşmak bana anlamsız geliyor artık. Ben kendi hayatıma dönüyorum, kendi somut sorunlarımla, kendi işlerimle, kendi meraklarımla uğraşacağım.”

Söyleyecek bir söz bulamadım.

Lafı değiştirdim, bokstan ve müzikten konuşmaya başladık.

Sonra, ona ne demeliydim diye düşündüm.

Ümitsizliğe kapılıp ülkesiyle zihinsel bağlarını kesen bu genç insana nasıl bir öğüt vermeliydim?

Kibarlığından açıkça söylemiyordu ama benim gibi insanların hayatlarını ahmakça ziyan ettiğini düşünüyordu.

Sanatla, resimle, yazıyla ilgilenecekti.

Zamanını ve enerjisini bu ülkeyle ilgilenerek boşa harcayacağına inanıyordu.

Ben ona, hayır,Türkiye’yle ilgilen” mi demeliydim?

“Ümidini kesme, yakında herşey çok daha iyi olacak”
mı demeliydim?

Desem, inanır mıydı?

İnansa ve ona göre hayatını bu ülkeye adasa, ona doğru olan yolu mu göstermiş olurdum?

Yoksa yanıltmış ve hayatını ziyan etmesine mi yol açmış olurdum?

Ben ona “herşeyin düzeleceğini” söylesem ve o da gazete okumaya devam etse, bugün bizim gazetede Atatürk’ün İsmet Paşa’yı “Dersim katliamından” dolayı nasıl kutladığını okuyacaktı.

Böyle insafsız ve vahşi bir katliamın Atatürk tarafından yüksek bir “şuurun” neticesi olarak değerlendirildiğini görecekti.

Dersim dağlarında insanların öldürülmesinin üstünden yetmiş yıldan fazla geçti.

Bugün Dersim dağlarında “yüksek şuur” neticesinde hâlâ insanlar öldürülüyor.

Şuursuzluğun “şuur” sanıldığı bir toplumda genç insanlara ne önereceğiz?

Atatürk, zorla, zorbalıkla, insanları öldürerek sorunları çözebileceğini sanmıştı.

Çözemedi.

Ondan sonra gelenler de aynı yöntemi denedi, onlar da çözemedi.

Hâlâ aynı sorunlarla uğraşıyoruz.

Kaç kuşak hayatını harcadı bu ülke düzelsin, sorunlar çözülsün diye.

Olmadı.

Kemalizm büyük bir zafer kazandı ve bu ülke kaybetti.

Bugün, sisteme karşı çıkanların, sistem tarafından ezilenlerin istisnasız biçimde “Kemalist” olduklarını görüyoruz.

Hepsi, Kemalizm’in “tek adam yönetimine”, hepsi “tek tip” insan yetiştirmek gerektiğine, hepsi “tek tip” insan için de en iyi örneğin kendileri olduğuna, hepsi de “demokrasinin” topumu bozacağına inanıyor.

Askerlere bakın, muhafazakârlara bakın, “modernlere” bakın, Kürtlere bakın, Alevilere bakın, solculara bakın, sağcılara bakın, herkese, her yere bakın, göreceğiniz değişik renklerde ve biçimlerde Kemalistlerdir.

Kemalist sistem çöküyor ama Kemalist zihniyet kazanıyor.

Herkesin herkesle kavga ettiği şu ülkede kimin kazanmasını istersiniz, kim kazanırsa “demokrasi” gelecek, kim kazanırsa Kemalist zihniyet yerine insanların özgür bireyler olduğu bir düzen kurulması için uğraşacak?

Öyle biri gözükmüyor ortada.

Atatürk’ün büyük bir katliamı “şuurlu hareket” sanma yanılgısı kuşaklar boyunca sürüyor.

Öyle şizofrenik bir tuzağın içine düştük ki bu ülkede herkes Seyid Rıza, bu ülkede herkes Atatürk, her mazlum potansiyel bir zalim, her zalim potansiyel bir mazlum.

Zalimle mazlum aynı ruhun içinde birlikte varolduğunda sorunları nasıl çözeceksiniz?

Mazlumun kurtulmasını, güçlenmesini istiyorsunuz, kurtulup güçlendiği anda zalime dönüşüyor.

Atatürk’ün “şuuru” bütün toplumun şuuru oldu.

O “şuur” öldürmenin, yok etmenin, ezmenin, bireyleri itaatkâr kölelere döndürmenin en iyi yol olduğuna inanıyor.

Kendinden olmayanın hakkına da, eşitliğine de, özgürlüğüne de sahip çıkan kim var?

Kendinden olmayanı ezmeye “şuur” diyen anlayışın dışında kim var?

Dersim dağlarında yetmiş yıldır insan öldüren anlayıştan sıyrılmamız, bu “kısır döngüden” çıkmamız için Kemalizm’in “tek tip” insan inancından kurtulmamız gerekiyor ama bizi bu tuzaktan çıkartacak farklı bir “şuur” gözükmüyor ortada.

Toplumu bu şuursuzluktan çekip çıkartacak çok kuvvetli bir demokratik huruç hareketi gerekiyor ama o hareketi yapacak biri yok.

Bir gün burası da değişecek elbet.

Ama o güne kadar genç insanlar ne yapacak?

Ne demeliyim genç dostuma, ne önermeliyim?

Hayatını bu ülke için yakmasını mı söylemeliyim yoksa “dünyaya doğru koş, kurtuluş dünyada” mı demeliyim?

Hangisini söylersem hakkaniyetli davranmış olacağım?

Ben bilemedim, bilen var mı onu da bilmiyorum.

Onun yerine bokstan ve müzikten konuştum ben de.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89