• BIST 89.695
  • Altın 145,769
  • Dolar 3,6139
  • Euro 3,9332
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 17 °C

Susmak, sessiz kalmak…

Reyhan Yalçındağ

Erdoğan, Mısır’da son günlerde yaşanan vahşete ilişkin olarak havaalanında yaptığı açıklamada şunları söylemiş: “…susanların, sessiz kalanların yüzüne o masum çocukların kanı bulaşmıştır!” Yüzde yüz doğru ama, siyaset böyle bir şey olmamalı; dilekler, temenniler her daim her coğrafya ve her an için aynı olmalı. Askeri darbeyle antidemokratik bir şekilde iktidardan alınan Mursi yandaşlarının sırf protesto ediyorlar diye, darbe karşıtıdırlar diye katledilmeleri ne kadar ahlaksızca, faşistçe ve de korkunç ise Serêkaniyê’de de Rojava’nın geri kalanında da, El Kaide bağlantılı çetelerin doçkalarla kamyonetin içindeki kadın ve çocukları katletmesi de, Kürt gençlerinin başlarını kameralar önünde gövdelerinden ayırmaları da aynı ölçüde insanlık dışıdır, vahşidir, alçakçadır.

Bir siyasetçi, Filistin’deki gıda ambargosuna, çocukların öldürülmelerine, yerleşim yerlerinin boşaltılmasına “one minute!” dediği esnada, Amed’deki gençlerin sokak ortasında polislerce katledilmelerine “hak ettiler, polisimiz de görevini yaptı” şeklinde yaklaşıyorsa ortada kocaman bir riya durumu vardır. Bu öyle bir riyadır ki, artık bunun gizlenir-saklanır hiçbir yanı da kalmamıştır.

Dolayısıyla ABD’nin yeşil kuşak stratejisiyle başlayan Kuzey Afrika ayaklanmalarının öncüsüz kaldığı muhakkak. Dolayısıyla kaynağını yıllardan alan örgütlü bir halk hareketi yerine yeşil kuşak arkaplanıyla sokağa dökülen Tahrir’in bugün yaşadıkları yürek burkan cinstendir. Çözüm olarak ileri sürülen “ılımlı İslam” sorun oluşturmuş ve Tahrir yine sokaklara döküldü. Özellikle kadının statüsüz bırakılması şeklinde özetlenebilecek süreçler, Mısır’da da Tunus’da da en temel sorunsallardan oluverdi. Sonrasında Mursi’nin devrilmesiyle gerçekleşen askeri darbe ise son olarak sadece iki gün içinde binlerce insanın katledilmesiyle yeni bir aşamaya geçti. Katliamın sınır tanımaması; muhaliflerin kız çocuklarının da polislerce sokak gösterileri esnasında direkt hedef alınması ise üzerinde durulması gereken başka bir konu. Yani her daim benzer süreçlerde olduğu gibi yine egemen faşist zihniyetin ilk pratiği, “önce kadınları vurun!” şeklinde tezahür etti.

Yine, Tunus’ta yapılan gösterilerde kadınların “Tunuslu kadınlar Müslüman’dır fakat İslamcı değildir” şeklinde sloganlar atması da tablonun özeti gibi. Kuzey Afrikalı kadınlar, aradan geçen iki yıllık süre içinde iktidarcı İslam’ın demokrasiden, özgürlükten, cinsiyet eşitliğinden uzak olduğunu anlamakta gecikmedi ki Müslüman olmakla “İslamcı” olmayı reddetmekteler.

Diyeceğim şu ki, Rojava devrimi, tüm bu durumlar irdelendiğinde ve de “kapitalist moderniteye karşı 3. çizgiyi” yaşama geçirmede son derece tarihi bir rol almış görünüyor. Yeşil kuşak İslamcılığa da, halkları tüketen neo-liberal duruşa da, cinsiyetçi çizgiye karşı da başarı şansı olan ve hızla son noktayı koymaya yaklaşan tek çizgi!

Dünyanın neresinde olursa olsun, sessiz kalanların da, susanların da, zalimi destekleyenin de suratına masum çocukların kanı sıçrar!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89