• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 12 °C

Suriyeliler için acil plan!

Ali Bulaç

Suriye'de süren trajedinin geldiği nokta ortada. Yüz bini aşan ölü, milyonları aşan mülteciler, yerle bir olmuş yerleşim birimleri, her gün biraz daha yıkıcı hale gelen mezhepçilik nefreti.

Suriye'nin bu hale gelmesine kim -cürmü kadar- etkili olduysa hem dünyada adil insanların vicdanlarında mahkûm olacak, hem asıl Din Günü'nde hesap verecek. Kanları heder olan, yerlerini yurtlarını terke zorlanan, namusları ve ırzları payimal olan, evleri haneleri başlarına yıkılan milyonlarca masum insan, küresel ve bölgesel güçlerin; tarihi kavgalarını bitirememiş cihangir ruhlu canavarların; kan akıtmayı sıradan iş haline getirmiş fırka ve örgütlerin kurbanı oldu. Allah hiçbir mazlumun âhını yerde bırakmaz. Herkes suçu bir başkasına atabilir, sorumluluğu yokmuş gibi konuşabilir; kamuoyunu da ikna edebilir. Ama “her şeyi bilen (âlim), her şeyden haberdar olan (habîr) ve mutlaka mazlumun intikamını alan (zü'l-intikam)” yüce Allah'ın adaletinden kaçamaz. 

Siyasi olarak bu meselenin bir an önce çözülmesi, akan kanın durdurulması lazım. Küresel güçler kendi aralarında belli bir mutabakata varmış; Suriye halkı umurlarında değil. Basiretsizlikleri, aralarında süren rekabetleri yüzünden bölge ülkeleri de (Türkiye, İran, Suudi Arabistan) Suriye'deki dramı sona erdiremiyorlar. Hiçbiri Suriye'de fazilet savaşı vermiyor. Tarihi rekabetleri ve bugüne ilişkin ulusal çıkar hesapları işi bu noktaya getirdi. Birbirleriyle arazideki gruplar ve örgütler üzerinden kıyasıya (vekâleten) savaştılar. Bana sorarsanız bölge ülkeleri ve onları destekleyen iç uzantılarının tamamı savaşı kaybetti. İslami yönden cürüm işlediler, ahlaki yönden iflas ettiler. Öyle de olsa artık mesele siyasi çekişme ve polemiğin ötesine taşmış bulunuyor. Bugün çok daha acil durum söz konusu. Suriyeliler gözümüzün önünde ölüyor. Irak, Ürdün ve Lübnan'daki mültecilerin sayıları milyonlarla ifade ediliyor. Yüz binlercesi de ülkemizin her tarafına dağılmış durumda. Hali vakti yerinde olanlar bir şekilde yaşayabiliyor. Ama Kur'an-ı Kerim'in “müstaz'aflar” olarak tarif ettiği yüz binler öyle değil. Şehrin göbeğinde Suriyeli kadınlar kucaklarında bebekleri, yanlarında çocukları çöp konteynerlerinden yiyecek topluyor. Sokaklarda, parklarda çaresiz, aç-biilaç kadınlar, çocuklar “Bize katından bir yardım eden gönder.” (Nisa, 75) diye yalvarıyor. O şerefli insanlar dilenci durumuna düşmüş. Fuhuş ve organ mafyası işbaşında. Sofraya oturduğumuzda aklımıza bu bedbaht insanlar geliyor, lokmalar boğazımızda diziliyor. 

Yazık ki Ensar değiliz; şehirlerimiz de Medine değil, hâlâ birer Yesribtirler. Bu bizim de sebep olduğumuz muhaceretin kurbanlarını evlerimize alamıyoruz, boş odalarımızı, süslü salonlarımızı, sofralarımızı onlarla paylaşamıyoruz. Bu trajedi böyle süremez. Yarın öbür gün bu muhacirler suç öznesi haline gelecekler, insanlıklarından çıkıp sorun üstüne sorun üretecekler. Unutmayalım Efendimiz “Yoksulluk neredeyse küfre götürecek” buyurur. Açlık, umutsuzluk, sefalet insanların bedensel ve ruhsal sağlığını bozar, akıllarını başlarından alır. Elbette hükümet bu muhacirleri barındırmaya çalışıyor, çırpınıyor. Yardım kuruluşları da öyle. Ama yetmiyor. Yöntem yanlış. Belki yardım kuruluşlarının tümü bir süreliğine Afrika'yı, Asya'yı bir kenara bırakmalılar. Zaman'ın haberinden (18 Ekim) bu sene Kızılay'ın 13; Kimse Yok mu'nun 44; Yardımeli'nin 30; Deniz Feneri, İHH, Cansuyu ve İhlas Vakfı'nın onlarca ve yüzlerce bölgede kurban kestiğini öğreniyoruz. Allah ecirlerini versin. Ama gözümüzün önünde parklarda açlıktan kıvranan, bedeni çıplak yatan on binler varken dünyanın öbür ucuna gidilmez. Öncelikle elimizin uzanabildiği yakınlıktaki çaresizleri sokak sefaletinden kurtarmamız gerekmez mi? 

1986-87'de Jivkov'un zulmünden kaçan 300 bin Bulgar Türkü'ne kucak açtık, çok da iyi ettik. Devlet onlara konut yaptı, kredi verdi, vatandaşlığa kabul etti. Suriyeliler için de aynı şeyleri yapmalı. Acil eylem planına ihtiyaç var. Hükümet, belediyeler, STK'lar ve yardım kuruluşları bir araya gelip bu insanları sokaklardan kurtarmalı. Bilelim ki bu dramı sona erdirmeyip seyretmekle yetinecek olursak “Allah'ın emri gecikmeden gelir!”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89