• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Suriye'de savaş,Türkiye ve Kürtler

Yasemin Çongar
Suriye’de Baas rejimi karşıtı gösteriler 15 marttan beri kesintisiz sürüyor. Geçtiğimiz cuma, bu yedi buçuk ayın en kanlı günlerinden biriydi. Beşşar Esad’a bağlı güvenlik güçleri Humus şehrine tanklarla girerek 40 sivili öldürdüler. Aynı günün gecesinde, Suriye ordusundan kaçıp isyancılara katılan bir grup, eski silah arkadaşlarıyla çatıştı ve Esad’a bağlı 17 asker öldü.

Bu tablo, bize “yeni” bir şey söylüyor: Suriye’deki isyan, Mısır ve Tunus’takinden farklı olarak “barışçı direniş” sınırlarını çoktan aştı ve —Libya’da yaşanan NATO destekli “kabile” saldırılarına pek benzemese de— şiddet giderek tırmanıyor. Barışçı gösterileri silahla bastırmayı deneyen ve bu esnada, Birleşmiş Milletler’e göre üç binden fazla insanını öldüren Baas rejimi, şimdi artık kendi içinden kopanların da katılımıyla “silahlı” bir isyanla karşı karşıya...

“Hür Suriye Ordusu” adlı muhalif grubun, Suriye Silahlı Kuvvetleri mensubu 10 ila 15 bin arasında askerin isyancıların safına geçtiği iddiasının abartılı olduğunu sanıyorum. Şam’ın resmî verilerine göre ise, sadece 350 asker üniformasını çıkardı. Gerçek rakamın, ikisinin arasında bir yerde, birkaç binle sınırlı olması muhtemel.

İsyanın başından itibaren, tek şansı hakiki bir reform planı açıklayıp geçiş sürecini hızla işletmek iken, bunu yapamayan Esad, şimdi bir yandan rejim karşıtlarının El Kaide benzeri bir “terörist” örgütlenme olduklarını iddia ediyor, bir yandan da, başta Türkiye olmak üzere çevre ülkeleri, onlara silah sağlamakla suçluyor.

Suriye’deki isyanın giderek bir “iç savaşa” doğru evrilmesinin, bölgemizde daha uzun süre yüksek gerilim hattı oluşturacağı aşikâr. Bir ucu, Esad’a destek veren Moskova’ya ve tabii Tahran’a uzanan bu hat üzerinde, Türkiye’nin tavrı da büyük önem taşıyacak. Haaretz dünkü yorumunda, “Esad’ın ipleri Erdoğan’ın elinde” diyordu. İlginçtir, bölgede benzer bir vurgu, Suriye Kürtleri için de yapılıyor; “Suriye Kürtlerinin isyana aktif olarak katılıp katılmayacağı, Şam’ın kaderini belirleyebilir” deniyor.

Barzani’nin nüfuzu

Irak Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı Mesud Barzani, perşembe günü Türkiye’ye geliyor. Ana gündem PKK. Bu konudan büsbütün ayrı tutulmayan ikinci önemli meselenin ise Suriye olacağı anlaşılıyor.

Kendi Baas rejiminden çok çeken, Saddam’ın —ABD işgalinin yaşattığı onca acı pahasına bile olsa— devrilmesine en fazla sevinen ve savaş sonrasında hakikaten yeni bir statüye kavuşan Irak Kürtlerinin Şam’a karşı tavrı net; onlar, “kardeş” Baas’ın da yıkılmasını istiyorlar.

Suriye’nin “laik” Kürtleri ise, bazı “İslamcı” unsurların da etkin olduğu isyanın kenarında aylar boyu bekledikten sonra, demokrat Kürt lider Meşaal Temo ekimin ilk haftasında Muhaberat tarafından öldürülünce, “Artık biz de varız” demeye başladılar; ilk iş olarak da Erbil’le diyalogu kuvvetlendirdiler. Bu ortamda, Irak Kürtlerinin Suriyeli soydaşlarına yaptığı “Demokrasi talebine sahip çıkın” telkini, özellikle de bölgede ciddi nüfuzu olan Barzani’nin mesajları önemli. “Baas yandaşı” PKK ile “Baas karşıtı” Barzani’nin, Suriye Kürtleri arasında iki ayrı etki kutbu oluşturduğu söylenebilir.

Barzani’nin Esad’dan gelen resmî daveti geri çevirdikten sonra, Tahran’a yaptığı üç günlük ziyaret çok önemliydi. Konu, ağırlıklı olarak PJAK ve Maliki hükümetiyle Kürtlerin ilişkileriydi ama Suriye de ele alındı ve öyle anlaşılıyor ki, İranlı yetkililerin Irak Kürdistanı üzerinden Suriye’ye “yardım koridoru” açma talebine soğuk bakan Barzani, “Şam’ın iç işine karışmayın” uyarısına da prim vermedi. Irak Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nden bir kaynak, “Biz, Suriye’deki halkın özgürlük talebine karşı çıkmayı milli ve etik açıdan kabul edilemez buluruz” diyordu dün.

Ama bütün bunlar, Ankara’nın da, Erbil’in de Suriye’deki isyana “şartsız ve sınırsız” destek vereceği anlamına gelmiyor. Esasen, Suriyeli muhaliflerin silahlanmaya başladığı, ölümlerin arttığı bir ortamda Türkiye’nin de, Irak Kürtlerinin de “bir değil, iki kez” düşünecekleri kanısındayım ben. Başbakan Erdoğan’ın annesinin vefatı nedeniyle ertelediği Hatay konuşmasındaki uzatmalı tehir biraz da bu ihtiyatın sonucu.

Hamaney’in mektubu

Türkiye’deki ulusalcı cephenin Baas aşkı ise sürüyor. Bugün sürmanşetimizde okuyacağınız “Kemalist kadın heyetinin Halep ziyareti” haberi, başta CHP olmak üzere heyette temsil edilen partilerin tıyneti hakkında ne çok şey anlatıyor, değil mi? Başlarını örterek, Baas Başmüftüsü’nün iki yanına dizilen Kemalist kadınlarımız, bu yakınlarda, İran’ın dinî lideri Ayetullah Hamaney’e de benzer bir dayanışma ziyareti yaparlar mı dersiniz? Sanmıyorum. Oysa yapacak olsalar, Esad’a destek konusunda Hamaney’le mutabık kalırlardı.

İranlı muhaliflerin sitelerinde bir haber vardı dün. Bağımsız kaynaklardan doğrulatamadık; dolayısıyla, bölgede tırmanan gerilimin bilumum yanıltıcı istihbarat faaliyetine zemin oluşturduğunu da akılda tutarak, haberi “iddia” şerhiyle aktaracağım.

Hatırlayacaksınız, Esad, haziranda Hamaney’e, Erdoğan hükümetini şikâyet eden bir mektup göndermişti. Yeni iddiaya göre, Hamaney’in, bizzat Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani tarafından Şam’da Esad’a iletilen cevabî mektubunda, “Türkiye’nin kabadayılığına cevabımız, İran’la Suriye arasındaki bağları ve güçlü birliği kuvvetlendirmek olmalıdır” cümlesi ve Erdoğan hükümetini eleştirip Türkiye’ye karşı ortak hareketten dem vuran nice bölüm var.

Ankara’nın bu mektup iddiası konusunda Tahran’da yapacağı diplomatik/istihbarî sondajda nasıl bulgular elde edeceğini çok merak ediyorum.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89