• BIST 94.655
  • Altın 144,854
  • Dolar 3,5508
  • Euro 3,8707
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 8 °C

Suriye’de limitlerinin sınırında iki aktör

Bayram Bozyel

Suriye’de limitinin sınırındaki aktörlerin ilki Türkiye.

Türkiye, işin başından itibaren Suriye ile ilgili aktörlerin ilk sıralarında yer alan bir ülke.

24 Ağustos 2016 tarihinde ÖSO güçleriyle başlattığı Fırat Kalkanı Operasyonu, Türkiye’yi bu bağlamda bir kez daha ilgi odağı haline getirdi.

Ne var ki söz konusu operasyonun da zayıf bir halkası var. O da bu operasyonun Rusya’nın onayı ile başlaması ve varacağı sınırların son tahlilde bu ülke tarafından belirlenecek olması. Başka bir ifade ile Fırat Kalkanı Operasyonu karşılığında Türkiye, Suriye politikasını Rusya’ya ipotek ettirmiş oldu.

Fırat Kalkanı Operasyonu ile Türkiye, Suriye savaşının gidişatında kendine masada bir yer edindi, ancak Rusya’nın çizdiği sınırlar çerçevesinde. Halep’in rejim tarafından düşürülmesi sırasında yaşanan insani krize dahil edildi, ne var ki Türkiye’nin bu krizde oynadığı rol rejimin işgalini kolaylaştırıcı nitelikte oldu. Türkiye, 20 Aralık 2016 tarihinde Rusya ve İran ile birlikte Moskova zirvesine katıldı ve bunu kendi iç kamuoyuna bir başarı hikayesi olarak takdim etti. Oysa Moskova Zirvesi’nde yayınlanan deklarasyon baştan sona Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin savunduğu tezleri boşa çıkartan bir içeriğe sahipti. Türkiye, bu deklarasyonla mevcut rejimin meşruiyetini tanımış oluyor, Suriye’nin çok uluslu ve çok dinli toplumsal yapını kabul ediyordu.

Son günlerde Bab’ta yaşanan gelişmeler ise ortaya ilginç bir tablo çıkartmışa benziyor. Bir yanda Türkiye ve desteğindeki ÖSO güçlerinin kenti IŞİD’ten almak için kuzeyden yürüttüğü kuşatma, diğer yandan Suriye ordusunun güneyden Bab’a girme girişimleri.

Suriye ordusu, Bab hamlesiyle bir yanıyla Fırat Kalkanı Operasyonu’nun sınırlarını çizmiş oldu, öte yandan ise Türkiye ve ÖSO ile kafa kafaya gelmiş durumda. Suriye’nin bu son girişiminin de Rusya’nın onayı dahilinde gerçekleştiğine kuşku yok.

Gelelim esas meseleye, Türkiye’nin Suriye’deki Kürtlere ilişkin hesaplarına.

Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında Türkiye’nin hanesine yazılabilecek tek şey, Kobani’den Afrin’e uzanan Kürt koridorunun kesilmiş olması. Türkiye’nin söz konusu müdahalesinden sonra, Suriye Kürt coğrafyasının birleşme ihtimali yakın vade için ortadan kalkmış görünüyor.

Bu kazanıma karşılık, Türkiye’nin Suriye’de Kürtlerin önünü kesme hesapları da sınırlarına dayandı. Suriye Kürt meselesinde Türkiye’yi hayal kırıklığına uğratacak gelişmeler dizisindeki hızın artarak devam edeceğine kuşku yok.

En başta Türkiye’nin fazlasıyla angaje olduğu Rusya’nın kendisi, Suriye Kürt meselesinde Türkiye’nin hilafına bir trafik içinde. Rus yetkilileri, 2016 yılından beri Suriye rejimi ile PYD arasında arabuluculuk yaptıklarını saklamıyorlar. Rusya, bir yanda Astana’da Türkiye ile Suriye’yi görüşürken bir yandan da PYD ile faklı bir süreç yürütmekten geri kalmıyor. Rusya, ABD’den faklı olarak Suriye için federal bir sistem öngördüğünü kamuoyuna açık bir biçimde deklere etti. Moskova, son olarak 15 Şubat’ta PYD’nin organize edeceği bir konferansa ev sahipliği yapma hazırlığı içinde.

Türkiye, Suriye Kürt meselesinde yeni ABD başkanı Trump’tan da umduğunu bulmuş değil. PYD’ye verdiği desteği kesmesi yönündeki Türkiye’nin ısrarlı çağrılarına karşın, yeni ABD yönetimi PYD destekli SDG’ye ağır silah yardımı kararı verdi. Dahası yeni ABD yönetimi Türkiye ile PYD’yi yakınlaştırma gibi bir yaklaşım içinde. Bu kapsamda Türkiye’yi, SDG (siz PYD olarak okuyun) ile birlikte Rakka operasyonuna katılmaya davet ediyor. 

Özetle, Türkiye Suriye Kürt meselesinde sınırlarının sonuna dayandı. Türkiye, şimdilik Kürt koridorunun birleşmesini engellemeyi başardı, ancak onun Suriye’de federe ya da özerk bir Kürt oluşumunun inşa sürecini seyretmek dışında başka bir seçeneği yok.

Limitinin sınırında olan bir diğer aktör PYD. 

PYD, geçen dönem içinde IŞİD’e karşı verdiği savaşta büyük bir başarı grafiği çizdi. Birçok Kürt yerleşim yerinin IŞİD’ten temizlenmesinde etkili bir rol oynadı. Kobani’de sergilediği direniş onun prestijini artırdı, içerde ve uluslararası alanda geniş bir sempati toplamasına yol açtı.

Buna karşın, PYD, Suriye iç savaşından bu yana nerede durması gerektiğine karar vermiş değil. Esat rejimiyle ilişkilerinin sınırlarını bir türlü belirleyemedi. Suriye muhalefetiyle ilişkileri hep zikzaklı oldu. Hem Rusya-İran hattını hem de ABD’yi aynı anda idare etmeye yeltendi. İşe, Batı Kürdistanı kantonlara bölerek başladı, daha sonra bu sistemi ne idüğü belirsiz Rojava Yönetimi’ne son olarak da Kuzey Suriye Federasyonu’na çevirdi.

PYD’nin en büyük yanlışı, Kürt bölgesinde kendi mutlak tekelini kurma sevdasına kapılması oldu. Diğer Kürt partilerine karşı izlediği baskıcı ve dışlayıcı tutum Kürt hareketine zarar verdi. Erbil ve Duhok’ta imzalanan mutabakatlara uymaması Suriye de ulusal ölçekli bir siyasetin önünü tıkadı. IŞİD’in yoğun saldırılarına maruz kalan Batı Kürdistan’ı savunmak için hazır bekleyen Rojava Peşmergesinin bölgeye girişini engelledi. PYD’nin söz konusu tekçi ve hegemonyacı yaklaşımı en başta Türkiye’nin müdahalesini kolaylaştırdı, ama aynı zamanda Kürt hareketinin uluslararası görümüne zarar verdi.

Gelinen aşamada ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon’un, Suriye’de yürütülen IŞİD savaşında Rojava (Roj) Peşmegesinin desteğine baş vuracağı belirtilmekte.  Bu kapsamda Rojava Peşmergesinin eğitilip Suriye’ye geçirileceği iddia edilmekte. 

Söz konusu gelişmeler, PYD’nin bölgedeki hegemonik yaklaşımının sadece Kürtleri rahatsız etmekle kalmadığını, aynı zamanda uluslararası aktörler tarafından da kabul görmediğini gösteriyor.  Aklı başında hiçbir güç, Suriye Kürt bölgesi gibi her açıdan stratejik bir alanı PKK aklı ile hareket eden bir aktörün tekeline bırakmaz. Hiçbir uluslararası aktör, Suriye Kürt meselesinde bütün yumurtalarını tek bir sepete koymaz.

Batı Kürdistan’da geniş kapsamlı bir ulusal mutabakat ve buna denk düşen (Roj Peşmergesinin de içinde bulunduğu) bir askeri yapılanma hem Kürtlerin geleceği bakımından önemli hem de Kürt dostu uluslararası aktörlerin tercih edeceği bir durumdur.

Böylesine geniş tabanlı ve çoğulcu bir siyasi ve askeri yapılanmanın, Suriye Kürt hareketinin geleceğini olumlu yönde etkileyeceğine kuşku yoktur. 

Görünen o ki, Suriye Kürt hareketinin hem siyasi statü talebi hem de ulusal birlik meselesi dış aktörlerin etkisiyle hal yoluna girecektir. 

Güney Kürdistan deneyimini çeyrek yüzyıllık bir arayla Batı Kürdistan’da yeniden yaşıyor olmak tarihin bir ironisi olsa gerek.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89