• BIST 89.496
  • Altın 146,559
  • Dolar 3,6433
  • Euro 3,9136
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 12 °C

Suriye’de kirlenen vicdanlarımız

Amberin Zaman

Amerika’nın müdahalesine günler kala Suriye’de yaşanan trajedinin yarattığı vicdan kirliliği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi.

İktidarıyla, muhalefetiyle, aydınlarıyla, Kürtleriyle, Türkiye’de hiçbirimiz masum değiliz...

Esad
’ın baş hamisiyken Ağustos 2011’den beri kendisini düşürmek için her türlü yönteme başvuran iktidarın yaptıkları malum. Sünni mezhepçi güdülerle Müslüman Kardeşler’i sürekli kayırmak. 2012 yılında siyasi çözüm imkânı mevcutken o günkü BM temsilcisi Kofi Annan’ın yürüttüğü mekik diplomasisine çelme takmak. Suudi Arabistan ve Katar’a uyup her nevi cihatçının eline silah tutuşturup topraklarımızın geri üs olarak kullanılmasına izin vermek. Suriye için demokrasi arzu ettiğini savunurken muhalifleri Rojava’daki Kürtlere karşı kışkırtmak. Amerika’yı Ortadoğu’daki müdahaleciliğinden ötürü en sert dille kınarken bu kez Suriye’ye müdahale etmediği için ahlak dersi vermek... Liste uzayıp gidiyor... Sahi, Suriye için madem bu kadar dertleniyoruz neden kendimiz müdahale etmiyoruz? Neden “Conilerden” imdada yetişmelerini bekliyoruz? Gücümüz yetmediği için elbette. Şimdilerde de ise “her türlü koalisyonda varız” diyen iktidar tam olarak neyi kastediyor? Bu konuda Meclis’e, halka bilgi vermeyi düşünüyor mu? Yoksa kapı gibi yüzde 50 oyum var bildiğimi okurum ve basındaki çatlak sesleri nasıl olsa bir telefonla sustururum mu diye hesaplıyor?

Peki, ya iktidarın Suriye politikasına saydıranlar?

(Silahlı muhaliflere kucak açmak dışında Esad rejiminin her türlü tecrit edilmesi gerektiğine inananları tenzih ediyorum.)

Bir gün olsun Suriye halkı için ne yapabiliriz diye kafa yorduklarını görmedim. Ne de Türkiye’ye sığınan mültecilere nasıl bir katkımız, yardımımız olur, dediklerine.

Aslında dillendirmeye (herhâlde utandıkları için) cesaret edemedikleri “çözüm” formülü şu: “Suriye gibi memleketlerde demokrasi hayal. Hem Esad baskıcı olsa dahi laikliğin garantisi. Biraz zaman tanınsaydı muhalefeti bastırırdı, olaylar bu kadar büyümezdi. Hepimizin başı da bu kadar ağrımazdı.

Şimdi ise kendi halkına etmediği zulmü bırakmayan Esad’a “kimyasal kullanacak kadar aptal olamaz” diyerek müdahaleye karşı çıkıyorlar. “Ah, vah insanlar ölecek” diye dizlerini dövüyorlar. İki yıldır her gün onlarca kadın, çocuk ekmek kuyruklarında can verirken vicdanlarız neredeydi?

Kürtlere gelince...
Suriye’deki krize hep kendi ulusal çıkar pencerelerinden baktılar. Tarih boyunca maruz kaldıkları baskı ve zülüm karşısında bu elbette anlaşılır ve gerekli bir tutum, ama bir yere kadar. 1988 yılında Halepçe’de Saddam’ın emrettiği kimyasal saldırı sonucu en az beş bin Kürt öldü. Ve 21 Ağustos günü üçte biri çocuk olmak üzere en az bin Suriyeli sivil, kuvvetle muhtemel Esad rejiminin attığı kimyasal bombalar neticesinde can verdi. Böylesi bir katliamı en gür sesle kınayanların başında Kürtler gelmeliydi. Ama Kürtler olası bir müdahale karşısında Rojava’daki kazanımları nasıl etkilenir, elleri rahatlayan muhalifler daha da mı üstümüze gelirler, bunun hesabındalar.

Kendi adıma şunu söyleyebilirim: Defalarca yazdık çizdik. Suriye’de taraflar masaya oturmadan bu kan durmaz. Türkiye şiddeti daha da körükleyen beyhude rejim değişikliği çabalarına son vermeli. Muhalefet üzerindeki nüfusunu müzakereye ikna etmek için sarf etmeli. Fakat 21 Ağustos günü Suriye’de tüm dengeler değişti. İnsanlığa karşı suç işlendi. Müdahale her şeyi daha da beter hâle getirir argümanı havada kaldı. Kimyasal imha karşısında eli kolu bağlı seyirci kalmak barbarlığa açık çek vermekten öte bir şey değil. Reelpolitik kaygıların bir kenara itilip küresel vicdanın derhal devreye girmesi gerektiği noktadayız. Esad’ın hiçbir şüpheye mahal vermeksizin bu vahşetten sorumlu olduğu kanıtlandığı taktirde ki verili durum buna işaret ediyor , mutlaka cezalandırılması gerektiğine inanıyorum. Bir daha asla kimyasal silah kullanmaya cesaret ettirtmeyecek biçimde. Net.

  • Yorumlar 5
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89