• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 10 °C

Suriye siyasetinin derinliği: 40 kilometre

Fehim Taştekin

Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) önderliğinde Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), İslam Devleti’ne (İD) karşı 1 Haziran’da Menbic’te başlattığı operasyon Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin rengini soldurdu.

Kısa bir süre öncesine kadar Kürt’e karşı duruş pek şahinceydi. Hükümet’e yakın Sabah gazetesi 26 Ekim 2015’te iki botla Fırat’ın batısına geçtiği öne sürülen YPG güçlerinin TSK tarafından havadan vurulduğu haberini şu manşetle duyurmuştu: “Kırmızı çizgiyi aşan PYD dersini aldı”.

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu da bir gün sonra büyük bir öz güvenle çıkışmıştı: "Biz ABD'ye de Rusya'ya da söyledik. 'Fırat Nehri’nin kuzeyine PYD'de geçmeyecek' dedik ve PYD'yi iki kez vurduk."

3 Haziran’da ise YPG’nin, Fırat’ın üzerinden sadece savaşçı değil tank ve askeri araçlar geçirirken çekilmiş görüntüleri servis edildi. Hem de Türkiye’nin yegâne toprak parçası sayılan Süleyman Şah Türbesi’nin eski yeri olan Karakozak’ta.

Hükümet bu kez YPG’nin SDG çatısı altında Fırat’ın batısına geçmesini ve operasyon yapmasını sindirmiş görüntüsü verdi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama’nın telefon görüşmesinden sonra yelkenleri indirmiş halde durumu kabullendiğini gösteren bir açıklama yaptı: “Şu anda Suriye Demokratik Güçleri olarak ifade edilen bu güçlerin içerisinde yaklaşık 450 kadar YPG’li var. Bunun dışında 2 bin 500 civarında Araplardan var. Yani toplamda yaklaşık 3 bin kişi bu operasyonun içerisinde yer alıyor ve söylenen de şudur: YPG burada Menbic’de daha çok lojistik bir güç teşkil edecek, asıl gücü Araplar oluşturacak.”

Obama’nın Erdoğan’a YPG’nin SDG’deki oranının sınırlı olacağı ve Menbic’in İD’den temizlenmesinin ardından YPG’nin çekileceği garantisi de verdiği de konuşuluyor.

Zımni kabullenişin ötesinde “İD ile mücadele eden ülke” görünümüne şiddetle ihtiyaç duyan Türkiye’nin de operasyona destek verdiği spekülasyonları yapıldı. Fakat Türkiye’nin bu konudaki kırmızı çizgisinin değişmemesinin yanı sıra karşısında bir de açmaz var.

Kırmızı çizgi TSK’nın YPG’nin içinde olduğu bir güce destek vermeyecek olması. Açmaz ise Rusya’nın düşürülen uçağına misilleme yapabileceği ihtimaline karşılık Türkiye’nin Suriye sahnesindeki operasyon seçeneğinin sınırdan top atışlarıyla sınırlı olması. Yani Türkiye’nin Suriye’deki etkinliği Obüs toplarının menzili kadar. Menbic de Türkiye sınırından yaklaşık 40 kilometre güneyde yani menzilin kıyısında yer alıyor.

Türkiye’nin verdiği ya da vereceği destek kendi oyun alanıyla ilgili. Kuzeyde muhaliflere lojistik desteğin girdiği koridoru korumak Ankara için öncelikli bir hedef. Ayrıca Türkiye’nin top atışları etkisini İD’den ziyade Kürt bölgelerinde gösteriyor. Afrin’in farklı bölgelerine atışlar yer yer sürerken, son olarak küçük bir Türk birliği de 27 Mayıs’ta Mervani ve Hamam köyleri arasındaki bir bölgeye girip çıktı.

Türkiye’nin Menbic operasyonuna zımnen onay vermesinin zorlayıcı etkeni de zaten İD’in Azez-Mare hattına dalmasıdır.

Malum, Kürtlerin Azez-Mare ya da Cerablus-Menbic hattına girmesini önlemek için Ankara, ABD’ye Türkiye destekli gruplarla İD’i sınırlardan uzak tutma seçeneğini sunmuş, ardından silahlı gruplar sınırdan obüs desteği ile El Rai’yi ele geçirmiş ama dört günden fazla tutunamayıp geri çekilmişti.

İD ise kaybettiği yerleri geri almakla kalmayıp Azez-Mare hattına yüklenerek koridoru kesti. İD’in bu beklenmedik zaferi Türk hükümetinde paniğe yol alçı ve ABD’nin SDG ile operasyon planlarına ilişkin itirazlar mecburen geri çekildi. Türkiye destekli silahlı grupların Mare’de İD tarafından köşeye sıkıştırılması Kütlerin de eline koz verdi. Bu gruplar Mare’deki ablukadan ancak SDG izin verirse çıkabiliyor. Mare’den Halep tarafına koridorun açılmasının şartı da Türkiye destekli grupların Halep’in Kürt mahallesi Şeyh Maksud’a yönelik saldırılarının durdurulması. Buradaki sıkışmışlık Türkiye destekli bazı grupların SDG’ye katılmasıyla bile sonuçlanabilir. En az iki Türkmen birliği halihazırda YPG ile birlikte hareket ediyor. Bu da Türkiye’nin Türkmen kartının yekpare olarak emre amade olmadığını gösteriyor.

Burada ABD Türkiye’nin sinir tellerine dokunmadan cerrahi bir operasyon yapmaya çalışırken, meselenin Kürt cephesinde ilginç bir hesap var. Bir kere Kürtler, ABD’nin Türkiye’yi teskin etme siyasetine uygun olarak Menbic operasyonunda YPG yokmuş gibi davranıyor. Yani Ankara’yı avutmada Kürtler de Amerikalılar kadar siyasi davranabiliyor. PYD’ye yakın medya organları ısrarla operasyonu Menbic Askeri Konseyi’nin yürüttüğünü, SDG’nin de lojistik destek verdiğini söylüyor. Bu kaynaklara göre Menbic Askeri Konseyi’nin başlattığı operasyona “Şems El-Şimal Taburu, Suvar Menbic, Fırat Tugayları Topluluğu (Cund El Haremeyn, Fırat Şehitleri ve El Kevsî Tugayı) ve Menbic Türkmen Tugayı katılıyor.

Hiçbir yerde YPG’nin adı geçmiyor. Operasyonun omurga gücü Menbic’e doğru buharlaşmış gözüküyor!

Kuşkusuz Tel Ebyad ve Şedadi’de olduğu gibi İD’e karşı temizliğin yapıldığı yerlerde Kürtler etnik realiteye uygun olarak yerel meclis ve yönetim tesis ettikten sonra ‘koruyucu, kollayıcı ve düzenleyici’ bir role çekiliyor.

Al-Monitor’a konuşan PYD’li yetkililer de Menbic’te aynı yol haritasının izleneceğini söylüyor. Unutulan bir saha gerçeği var: Bu bölgede 134 tane Kürt köyü bulunuyor ve buralar YPG’ye doğal üstlenme imkânı sunuyor. Buradaki Kürtlerin YPG armasını taşıması da şart değil! Haliyle Menbic’teki çekilme göreceli ve çift anlamlı bir durum.

Pazarlıklar konusunda Al-Monitor’a bilgi veren PYD’li kaynaklar, Kürtlerin Şehba diye andıkları Fırat’ın batısından Afrin ve Türkmen Dağı’na kadar olan koridorla ilgili ucu açık bir stratejiden bahsediyor. O strateji de şu: Tişrin Barajı’nın güneybatı ve kuzeybatısından iki kol olarak Menbic’e ilerleyen SDG, İD’i yenilgiye uğrattıktan sonra bir süre bekleyecek. Menbic’te güvenlik ve sivil idare tesis edildikten sonra durum değerlendirilmesi yapacak. Ki Menbic görece büyük bir yer ve burada düzen kurma çabaları hemen bitmeyebilir. Menbic’ten sonra Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin alacağı yeni renk kuzeye çıkmaya elverirse Cerablus’a operasyon başlayacak. Eğer Türkiye obüs toplarıyla Kürt güçlerinin sınırlara yanaşmasına izin vermezse Türkiye sınırlarına yatay bir hatla El Bab’a operasyon yapılacak. El Bab güvenceye alındıktan sonra Afrin’in güneyine bir koridor açılmış olacak. Tabii El Bab’ın güneyinde Suriye ordusu var. Kürtlerden önce Suriye ordusunun El Bab’a girmesi bu oyun planını bozabilir.

Kürt kaynak ABD’nin El Bab ve Cerablus ile ilgili alacağı tutuma ilişkin “ABD Türkiye’den dolayı Cerablus operasyonuna yardım etmeyecek” dedi. Peki, ABD engeller mi? Yanıt şöyle: “Engellemeyecek. Bir nevi ‘Kendi başına yaparsın ve sonuçlarına katlanırsın’ deniyor. Menbic’ten sonra yeni bir durum ortaya çıkarsa planlar değişir. Orta Doğu geceden gündüze her şeye gebe. Mesela İD ani bir baskınla Azez’i alıp Afrin’e yönelirse o zaman bizi kimse tutamaz, kimsenin kırmızı çizgisini dinlemez Afrin’e kadar gideriz. O noktada hem Rusya hem ABD bizi destekler.”

Gelişmeler bölgenin sıcak bir yaz geçireceğini gösteriyor. Kürtlerin fırsatlara göre şekillenen hesapları, Suriye siyaseti çökmüş bir ülke olarak Kürtlere karşı ‘acaba kiminle ortaklık’ kurulabilir diyen Ankara’nın kestirilemeyen çıkışları, İD’in Irak ve Suriye coğrafyasına yayılan ahtapotvari kollarının bir yerde sıkıştığında başka bir yerde geri tepen hali, Rusya’nın bazı kara unsurları dahil daha güçlü savaş takımlarıyla tekrar Suriye’ye dönme hazırlığı, Suriye ordusunun Rusya, İran ve Hizbullah’ın desteği ile Halep, İdlib ve Rakka’nın güneyine yönelik yeni hamleleri Orta Doğu’nun yarını için söz söylemeyi zorlaştırıyor. (Al-Monitor)

Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89