• BIST 107.673
  • Altın 151,891
  • Dolar 3,7069
  • Euro 4,3562
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 11 °C

'Suriye Kürdistanı' meselesi

Hilal Kaplan

Suriye'deki Baas rejimi lideri Başşar Esed, devrim sürecinde Kürtlerin kilit bir rol oynayacağını öngörerek protestoların ilk aylarında Kürtlerin vatandaşlık haklarını tanıdı. Bununla da yetinmeyip Demokratik Değişim Partisi (PYD) mensubu tutukluları serbest bıraktı. Tabii PYD yazılır ama PKK okunur. Ki o günden bu yana PKK'lı liderlerin Suriye'ye ilişkin sözlerini Hizbullah Lideri Nasrallah'ınkilerden ayırt etmek pek de mümkün değildi.

PKK, Esed desteğiyle gücünü bölgede tahkim ederken Mişel Temo gibi önemli Kürt liderlerini öldürmekten, muhalif gösterilere katılan Kürtlere göz dağı vermekten imtina etmedi. Hatta Özgür Suriye Ordusu bu baskılara ilişkin ezilenleri koruyacakları teminatını veren bir bildiri bile yayınladı. Yer yer PYD güçleriyle diğer Kürt oluşumları da karşı karşıya geldi. Ancak çıkar odaklı her ilişki gibi 'PKK-Esed' ittifakının da son kullanma tarihi geldi ve Esed yardımıyla bölgede hakimiyetini güçlendiren PKK, Suriyeli Kürtlere birleşmeye karar verdi.

Geçtiğimiz haftalarda Irak Kürdistan bölgesel yönetimi lideri Barzani'nin öncülğünde bir araya gelen PYD'nin de bünyesinde olduğu Halk Meclisi ile genelde Barzani'ye yakın olan 16 Kürt örgütten mülhem Suriye Kürt Ulusal Konseyi bir anlaşma imzaladı. Buna göre Kürtler kendi aralarında eşit şekilde temsil edilecekleri 'Yüksek Kürt Konseyi'ni kuracaklar, kararları ortaklaşa alacaklar. Ayrıca bir bölgeye bayrak asılacaksa, bu PKK değil, Kürdistan bayrağı olacak (Güzide medyamız sayesinde iki bayrak arasında fark olduğunu bile pek çok kişinin şu anda öğrendiğine eminim.)

Bu gelişmeyi müteakip Esed rejimi, geçtiğimiz hafta gerçekleşen saldırıyla sadece üç 'has adamı'nı değil; önemli ölçüde siyasî gücünü de kaybetti. Esed rejiminin zayıflamasıyla oluşan güç boşluğundansa ilk Kürtler istifade etmiş oldu ve kimsenin burnunun dahi kanamasına gerek kalmadan Kobani, Afrin, Amude gibi pek çok yerleşim bölgesinde hükümet binalarını ele geçirerek yönetime el koydu. Tabii bu gelişmeler karşısında zaten başından beri Suriyeli muhaliflere ve hükümetin Suriye politikasına karşı çıkan yazarlar için gün doğdu. Ne yazık ki Oda TV yazarlarıyla bazı Müslüman yazarlar da aynı telden ses verdi. Eskiden Kemalistler 'millî birlik ve beraberlikği' tesis üzerinden bizi Kemalist rejimin devamına iknaya çalışırdı. Şimdi de ne yazık ki bazı Müslümanlar 'Suriye'nin birlik ve beraberliği' üzerinden Esed rejimine güç kazandırmakla meşgul...

Kürt meselesinin aynı zamanda bir Ortadoğu meselesi olduğunu kavrayamayanlar için zor olabilir ama bu zaten öngörülmesi güç olmayan, bölgede PKK olmasaydı bile eninde sonunda gündeme gelebilecek bir gelişmeydi. Ne yani, Suriye özgürleşecekti de Suriye Kürtleri bundan mahrum mu kalacaktı? Suriyeli Kürtlerin statü mücadelesinin nasıl bir seyir izleyeceğini hep beraber göreceğiz. Ancak bu noktada Türkiye'nin izleyeceği politikanın 'hararetli' olmamasında fayda var.

Zira Suriye Kürdistanı'nın karşı tarafında yer alan Mardin'in Nusaybin tarafına füze bataryalarını da içeren askerî yığınak yapıldığı haberleri bir göz dağından fazlasına işaret ediyorsa pek de hayra alamet değil. Irak Kürdistanı kurulurken devletimizin gösterdiği tepkiden geldiğimiz noktaya bakıp meseleye yaklaşmakta ve bölgede Barzani'nin de siyasi gücünü bertaraf edecek türden heyecanlı işlere girişmemekte hayır görüyorum. Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun dediği gibi tarihin akışının karşısında durmak ne mümkündür ne de siyaseten sonuç vericidir.

Bugün MHP lideri Devlet Bahçeli'nin dahi pasaportuna Kürdistan mührü basılacağı, 'Kürdistan'a hoş geldiniz' tabelasıyla karşılaşacağını bile bile Kerkük'e gittiğini anımsatalım.

Böylesi bir vasatta Türkiye'nin kendi Kürt meselesini 'idare etmek' adına daha ne kadar İdris Naim Şahin zihniyetiyle hareket edeceğini de sorgulamak gerekiyor doğrusu.

Esed sonrası Suriye'nin izleyeceği yolda, Türkiye kilit önemi haiz bir ülke olmayı sürdürüyor. Ancak ülkemizin bugüne kadar izlediği 'yumuşak güç' politikasından edindiği prestijden rahatsız olanlar onu zorla bir çatışmanın içine çekmek isteyebilirler. Kürt meselesini kaşımak bu stratejinin en güçlü ayağı olacaktır. Evet, sonuna kadar tedbirli olalım ama 'saldır(g)an taraf' olmayalım.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89