• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 10 °C

Suriye krizinin son kurbanı Chuck Hagel

Ceren Kenar

ABD Savunma Sakanı Chuck Hagel, Başkan Obama'nın isteği üzerine istifa etti. Uzun zamandır Obama'nın Suriye ve Irak politikalarına ve IŞİD'e karşı operasyonun dar kapsamlı olmasına yönelik itirazlarını açıktan dile getiren Hagel'in istifası, Obama'nın özellikle Suriye politikasındaki çizgisini korumakta kararlı olduğunu gösteriyor.

Hagel'ın savunma bakanlığına atanma süreci epey olaylı olmuştu. 14 Ocak 2013 tarihinde yayınlanan “Amerika mı İsrail’i, İsrail mi Amerika’yı yönetiyor?” yazımdan uzun bir alıntı ile Hagel'in atanmasının oluşturduğu tartışmayı hatırlatmak gerekirse:

"Ve Amerikan Başkanı Barack Obama tüm baskılara ve yoğun bir karşı propagandaya rağmen Savunma Bakanlığı için eski Nebraska Senatörü Chuck Hagel’ı aday gösterdi...

Obama’nın eskiden Cumhuriyetçi partide siyaseten yapmış bir ismi bu makam için aday gösteriyor olması en çok Cumhuriyetçileri memnun eder diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hagel’ın adaylığına en şiddetli muhalefet Cumhuriyetçi Parti'nin şahin kanadından geliyor.

Peki, Hagel ismi neden tartışmalı?

Chuck Hagel başarılı bir iş adamı, deneyimli bir siyasetçi ve sözü dinlenen bir dış politika uzmanı. Ancak Hagel’ın Savunma Bakanlığı için uygun bir isim olup olmadığı tartışması sırasında masada olan gündem maddeleri bunlar değil. Vietnam gazisi Hagel, savaşın acımasızlığını ve Amerika’nın uzak diyarlardaki maceralarının bedelini yakından bilen bir isim. Göğsünde hâlâ Vietnam savaşından hâtıra şarapnel parçaları taşıyor.

Ve belki de bu yüzden, savaşın son çare olduğuna inanıyor Hagel. Destekçileri kendisinin 'tavuk şahinlere' (yani savaşı hiç tecrübe etmeden savunuculuğunu yapanlara) karşı mücadele eden bir 'cesur güvercin' olduğunu söylüyor. Hagel ısrarla pasifist olmadığını ancak askerî müdahalenin de ancak ve ancak tüm diplomatik seçenekler denendiğinde ve bunların tükenmesi hâlinde başvurulacak bir istisnai araç olduğunu savunuyor.

Bu bile başlı başına Hagel’ı mevcut Amerikan siyaseti için sıra dışı kılmaya yetiyor. Bazı görüşleri neo-con fırtınası ile zehirlenen ve iyice sağa kayan Amerikan merkez siyaseti için marjinal bulunuyor. Örneğin İran meselesinde askerî bir çözümden ziyade siyasi diyalog çağrısı yapan, hatta ve hatta İran’a konulan ambargolar konusunda bile eleştirel olan bir siyasetçi Hagel. Savunma Bakanlığı’nın bütçesinde kısıntıya gidilmesini savunuyor. Afganistan’dan Amerikan birliklerinin çekilmesi gerektiği kanısında. Irak ve Afganistan müdahalelerine en başta destek vermiş olsa da, bu konuda en erken eleştirel pozisyon alan isimlerden.

Ancak asıl mesele Hagel’ın İsrail konusundaki görüşleri ve zaten tartışma da bu noktada dönüyor. İşi gazetelere çarşaf çarşaf Hagel karşıtı ilanlar verme noktasına getiren İsrail lobisi izansız suçlamalarla Hagel’ı itibarsızlaştırma kampanyası güdüyor. Senatör Lindsay Graham Hagel’ın Amerikan tarihinde 'İsrail devletine en düşmanca tavır alan savunma bakanı' olacağını iddia etti. Hatta ve hatta Hagel anti-semitist olmakla itham ediliyor. Hagel’ın suçu Edward Said ile kol kola İsrail sınırına taş atmak falan değil, yanlış anlaşılma olmasın. Bu suçlamanın arkasında yatan sebep Hagel’ın İsrail lobisi ifadesi yerine bir keresinde Yahudi lobisi demiş olması. İsrail düşmanı olduğunun en büyük 'kanıtı' olarak ise 'Bir Amerikan senatörü olarak benim işim İsrail lobisinden emir almak değil, Amerikan çıkarlarını savunmak' sözleri gösteriliyor.

Hagel’ın Savunma Bakanı olduktan sonra icraatlarının ne olacağı, mevcut Amerikan siyasetinden ne ölçüde sapıp sapmayacağı bir yana, bu tartışmanın asıl vahameti Amerikalı bir siyasetçinin rüştünü ancak ve ancak İsrail’e şartsız liyakat göstermek üzerinden ispat edebileceğinin bir kere daha açık seçik ortaya çıkmış olması.

Hagel’a şiddetle muhalefet yapan İsrail lobisi de biliyor ki Hagel Savunma Bakanı olduktan sonra ilk iş olarak Mescid-i Aksa’da namaz kılmayacak. Veya Hamas lideri Halid Meşal onuruna Beyaz Ev’de resepsiyon vermeyecek. Mesele somut siyasi ayrılıklardan öte bir durum. Mesele Amerikalı bir siyasetçinin Amerika ve İsrail’in çıkarlarını her durumda ve şartsız olarak özdeş görmüyor olması. Mesele Amerika’nın İsrail’e bağımlılığının sorgulanıyor olması. Mesele 'efendiye' karşı gösterilen 'cüretsizlik' ve 'hadsizlik'...”

Ancak ilginçtir, Hagel'ın istifa etmeye zorlandığı sürecin sebebi İsrail'e bakışı olmadı. Suriye konusunda Obama hükümetinin bir fiyasko olduğu aşikâr olan politikası oldu.

Suriye meselesinde Obama'ya en sert eleştiriler takım arkadaşlarından geldi.

İlk olarak Robert Ford isyan bayrağını kaldırdı. ABD'nin eski Suriye büyükelçisi, Obama yönetiminin Suriye meselesinde kilit insanlarından olan Ford. “Artık ABD'nin Suriye politikasını savunamıyorum” diyerek açıkladı, görevinden istifa nedenini. “Birkaç sene önce ılımlı muhalefet silahlandırılmış olsa el-Kaide türevi grupların şu anda sahada rekabet şansı olmazdı” ifadesi özetliyordu aslında Obama ile Suriye meselesinde hangi konuda ayrıldığını. Gelişmeleri okuyamadığını söylüyordu Ford, Obama yönetiminin ve sahadaki dinamikleri geriden takip ettiğinden yakınıyordu. Rusya ve İran'ın Esad'a yardımlarını giderek arttırmasına rağmen, Obama'nın pasif kalması ile Suriye'nin bir felakete sürüklendiğini itiraf ediyordu takım arkadaşı Ford.

Ford'un istifası, Suriye konusunda kilit rol oynayan bir başka üst düzey diplomatın istifasından sonra gelmişti. Hillary Clinton'ın özel Suriye temsilcisi olan Fred Hoff, Ford'dan yaklaşık bir sene önce aynı gerekçeler ile görevinden ayrılmıştı.

Obama'nın Suriye politikasında, Amerikan Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon'dan ayrı düştüğü o dönem sır değildi, ancak kulis bilgisiydi. Bu kulis bilgisi en üst ağızdan doğrulanınca artık kamusal bilgi olacaktı.

O en üst ağız Hillary Clinton'ın kendisi olacaktı.

Clinton, Suriye meselesi başladığında Amerikan Dışişleri Bakanıydı. Obama'nın en yakın çalışma arkadaşlarından oldu. Fakat Suriye krizinde Obama ile ayrı düştüklerini artık saklamayacaktı.

Clinton da el-Kaide türevi yapılanmaların Suriye'de alan kazanmasının sorumlusunun Obama'nın Suriye politikası olduğunu düşünüyordu. "Zamanında Esad rejimine karşı çıkan muhalifler içerisinde İslamcılar, laikler ve birçok farklı grup vardı. Bunların silahlandırılmasına yeterince destek verilmediği için zamanla yerlerini radikal İslamcılar aldı" diyen Clinton, IŞİD'in Irak ve Suriye'de güçlenmesinin arkasında Obama'nın başarısız stratejisi olduğunu açık şekilde söyledi.

Sonra, Leon Panetta, eski Savunma Bakanı ve CIA direktörü, Obama'yı eleştiren eski takım arkadaşları kervanına katıldı. Anılarını kitap olarak basan Panetta'nın Obama'ya yönelik ağır ifadeleri var. Esad'ın kimyasal silah kullanmasını kırmızı çizgisi olarak belirleyen Amerikan yönetiminin bu konuda bir şey yapmaması, Irak'tan askerlerini plansız programsız çekmesi, Maliki üzerinde yeterince baskı kurmaması eleştirilerinin başında geliyordu.

Tüm bunlardan sonra ise Hagel'ın istifası geldi...

Sıra kimde? Suriye meselesinde Obama ile ters düştüğü sır olmayan Amerikan dışişleri bakanı John Kerry'de mi?

Sabah gazetesinin Washington muhabiri Ragıp Soylu'ya göre “Hagel ile Obama yönetiminde Türkiye'ye yakın tezler savunan isim Dışişleri Bakanı Kerry. Onun da görevden alınacağı dedikodusu var. Fakat Kerry'nin avantajı İran müzakerelerindeki başarısı. Ayrıca IŞİD karşıtı koalisyonu da onun yardımlarıyla kurduklarını düşünüyorlar.”

Obama'nın Suriye meselesindeki duruşunun Suriye'ye bedeli bir yıkım olurken, Amerikan politikasındaki bedeli kendi takım arkadaşlarının bile şiddetli bir muhalefeti oldu. Obama'nın Suriye politikasının kurbanı 200.000 ölen Suriyeli ve kendi kabine arkadaşları...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89