• BIST 107.661
  • Altın 151,653
  • Dolar 3,6970
  • Euro 4,3417
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 10 °C

Suriye kan ağlarken...

Orhan Miroğlu

Görünen köy kılavuz istemiyordu ve Esad’ın Birleşmiş Milletler’in ona sunduğu son şansı boşa çıkarıp kitlesel katliamları sürdüreceği belliydi.

Suriyeli muhalifler bu gerçeği dünyaya anlatamadılar. Belki de anlattılar da, bu anlatılanlar dünyanın işine gelmedi.

Baas Partisi’nin siyasi mirası ve Esad ailesinin kanlı geçmişi üzerinden Suriye’de kalıcı barışın gerçekleşmeyeceği ve Esad iktidarda kaldıkça akan kanın durmayacağı bugün daha iyi görülüyor.

Oysa Türkiye’nin statükocuları dâhil, başını Rusya’nın çektiği uluslararası bir cephe, daha düne kadar, Esad’ı hâlâ bir umut olarak gösteriyor, toplumsal desteğini koruduğu yalanını yayıyor ve Esad iktidarına yönelik her eleştiriyi, içişlerine müdahale olarak tanımlıyordu.

Hükümetin Suriye politikalarına şiddetle karşı çıkan, başını CHP’nin çektiği ve bir kısım medyanın da desteklediği geniş bir muhalefet var Türkiye’de.

Siyasi partiler, Şam’a ziyaretçiler yollayıp Esad’a arkandayız mesajı verirken, kimi köşe yazarları, Esad’ın arkasındaki toplumsal güç nedeniyle Saddam gibi kolayca yenilmeyecek olmasına dair, hiçbiri diğerini tutmayan yazılar yazıp durdular.

Bazıları, Suriye’deki süreci emperyalistlerin kışkırttığı bir mezhep çatışması olarak gösterip, her fırsatta Esad yönetimini aklamaya çalıştılar.

Esad’ı ve onun kanlı rejimini koruma çabaları, vaktiyle 1917 devrimini dünya emperyalizmine karşı koruma çabalarından neredeyse farksız hale geldi.

İşi öyle bir noktaya vardırdılar ki, anlaşılan dünya Esad’ı feda etmeyecek ve üçüncü dünya savaşı galiba Beşşar Esad yüzünden kopacak diye düşünmek bile mümkün.

Daha birkaç gün önce, eli kanlı bir diktatöre karşı Türkiye’nin izlediği politikayı kendi ayağına kurşun sıkmakla eşdeğer görenler, şimdi Saraybosna hatıraları eşliğinde geleceğin Suriye’sini yazıyorlar.

Ne diyelim pes doğrusu!

Aynı çevreler, Irak Baası ve Saddam için de benzer şeyler düşünüyorlardı.

Araplar, Saddam’ı feda etmeyecek; Irak ABD’nin yeni Vietnam’ı olacak, Irak’ın işgali yeni bir Arap direnişine yol açacak ve Arap milliyetçiliği Saddam’ın liderliğinde yeniden dirilecek diyorlardı.

Bunların hiçbiri gerçekleşmedi ve Saddam’ın ordusu doğru dürüst bir direniş göstermeden teslim oldu.

Çok ironik olsa gerek, Saddam Amerikan işgaline direnmek için, en çok katlettiği bir halktan yani Kürtler’den yardım istedi. Irak’ın elinden gideceğini anladığı son anda elini Kürtler’e uzattı. Ama Kürtler o eli tutmadılar. Onun yerine Irak’ta yeni başlayan değişim sürecinin bir parçası olmayı tercih ettiler. Geçmişe değil, geleceğe baktılar. Üç büyük Kürt partisinden birinin 1970’li yıllardan bu yana liderliğini yapan Mam Celal-Celal Talabani bugün Irak’ın Cumhurbaşkanıdır.

Saddam sonrası Irak’ta yeni bir devlet nizamı kurmak hiç kolay olmadı. Yeni Irak Kürtler’e özgürlük getirdi. Ama Kürtler’in tadına vardığı özgürlüğün aynı ölçülerde bütün Irak’ta yaşandığını söylemek çok zor. Kürtler ulusal manada ne kadar birlik içinde görünüyorlarsa, Araplar da o kadar bölünmüş görünüyorlar.

Şimdi benzer bir durum Suriye’de yaşanıyor.

Suriyeli muhalifler, 1994’ten beri İsveç’te sürgün yaşayan bir Kürt akademisyen-siyasetçiyi, Abdulbasit Seyda’yı, kendilerine lider olarak seçtiler.

Suriye muhalefetinin karizmatik bir lidere sahip olmadığı söyleniyordu.

Hatta muhalefet’in bu yönlü zayıflığı, Esad’ın ömrünü uzatıyor diyenler de vardı.

Suriye Milli Konseyinin yeni seçilen başkanı Abdulbasit Seyda liberal fikirleriyle tanınıyor.

SMK başkanlığına seçildikten sonra dünyaya bir çağrı yaptı ve sivillerin katliamlardan korunmasını talep etti. Esad sonrası Suni-Müslüman çoğunluktan korkan Hıristiyan ve Nusayri halka seslenen Seyda, Esad sonrası Suriye’de etnik ve dinî ayrımcılık yapılmayacağını vaat etti.

Açıkçası her şey Irak’taki siyasi süreci andırıyor.

Kürtler’in Irak’ın geleceğinde üstlendikleri rolün bir benzerini, Suriye Kürtleri Esad sonrası yeni dönemde, üstlenecek gibi görünüyor.

Kürt siyasi partileri, etnik çeşitlilik ve farklı dinî inançlar bakımından, Irak’ı hiç aratmayan Suriye’de, başka grupların güven duyduğu bir siyasi misyona, sürecin ilerlemesinde işlevsel bir role sahip olabilirler..

Irak’ta Saddam’ın devrilmesi, aslında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başlayan Arap Baharı’nı tetikleyen gelişmelerin başlangıcıydı.

Irak işgali ve Saddam’ın devrilmesi belli başlı Kürt partilerinin izledikleri politikaları kökten değişime uğrattı. Suriye’de ikinci Baas’ın devrilmesi bu değişimi daha da hızlandıracak gibi görünüyor.

Doğrusu Irak’ta ve Suriye’de Kürtler hata yapmadılar ve saflarını doğru yerde belirlediler.

Tıpkı Türkiye gibi. Türkiye de hata yapmadı.

Ve Türkiye’nin son yirmi yılda izlediği siyaset, Suriye ve Irak’taki Kürtler’in çıkarlarıyla büyük oranda örtüştü.

Türkiye’nin kendi içindeki Kürt sorununa yaklaşımı hâlâ büyük açmazlar barındırıyor olsa da, devletin, Irak Kürdistanı’yla Özal döneminde geliştirdiği ilişkilerin ne kadar isabetli olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Suriye politikasının da ne kadar isabetli olduğu önümüzdeki yıllarda daha iyi anlaşılacaktır.

Türkiye’de Kürt siyasetine hâkim olanların temel sorunu ise, 2000’li yıllardan bu yana oluşan yeni siyasi şartları ve jeopolitiği anlamamış olmaları ve Irak, Suriye ve Türkiye’deki yeni süreçle bir çeşit intibak sorunu yaşamalarıdır.

Çünkü, bu süreci, reel-politika üzerinden değil, ideolojik tercihleri üzerinden okudular; bu da onların, Suriye’de Baas’la, Türkiye’de ise Kemalistlerle aynı saflarda yer almalarına yol açtı.

Her üç ülkede de değişim sürecinin dışında kalmakta ısrar etmenin, statükodan yana durmanın, ağır bir maliyeti oldu, ve bu maliyeti en çok da Türkiyeli Kürtler ödedi, hâlâ da ödemeye devam ediyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89