• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -7 °C

Sürgün ve direniş basını

Zana Farqînî

Kürt gazeteciliğinin tarihi bilindiği gibi 22 Nisan 1898 yılında Kahire’de yayın hayatına adım atan Kürdistan gazetesiyle başlıyor. O yüzden 22 Nisan Kürt Gazeteciler günü olarak kutlanıyor. Bu sene de gururla kutlamalar yapıldı. Emeği geçenler, bu yolda canından olanlar, bedel ödeyenler de minnet ve saygıyla anıldılar.

Temelleri sürgünde atılan Kürt gazeteciliği hâlâ bu durumu yaşıyor. Çünkü tam anlamıyla özgür bir şekilde kendi öz coğrafyasında mesleklerini icra edemiyor Kürt basın emekçi ve mensupları.

Bu basın bir sürgün basını olduğu kadar bir direniş basınıdır da. Onurlu bir 116 yılı geride bırakan bu direngen basın; aynı zamanda acılarla, fedakarlıkla dolu bir geçmişe sahip.

Dünyada başka bir örneği var mı bilmiyorum ama onca katletmelere, tutuklamalara, baskıya, kapatmalara ve hatta bombalamalara rağmen bükülmeyen, taviz vermeyen bir geleneğin temsilcisidir bu basın. Sadece sürgün ve direnişin değil, şehitler basınıdır da.

Elbette kendi varlığı dahi yasaklanmış bir halkın basını olmak kolay olmayacaktı. Bedelleri ağırdı, ama canından olma pahasına Kürt gazetecileri, basın emekçileri hakikatlerin karanlıkta kalmasına müsaade etmedi. Bu uğurda bedel ödemekten vazgeçmediği gibi bir direniş geleneğini de yarattı.

Bütün bunlara karşın, Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi sayesinde Kürt halkı kendi özgür basınını yarattı, muazzam bir medya gücüne sahip oldu. Dünyanın birçok yerinde yayınlanan gazeteleri, dergileri, haber ajansları, yayın yapan radyo ve televizyonları var artık. Hem de birçok dilde yayın yapan medya kuruluşlarıyla bu halk kendi alternatifini oluşturduğu gibi kuşatmışlığı da çoktan kırdı, kendi mecrasını yarattı. Kendi yasak, dili yasak bir halk gerçekliğinden bu günlere ulaşmak, bu medya gücüne sahip olmak kolay olmadı. Bunlara rağmen yine de aklıselimle bu basını değerlendirebilmeli ve ona olan eleştirilerimizi açık yüreklilikle yöneltmekten kaçınmamalıyız. Mesela Kürt basını istenilen yerde mi, periyodik yayınların tirajı hedeflenen düzeyde mi, televizyonların izleyici profili beklenen şekilde mi?

Halkı, okuyucuyu, seyirciyi, dinleyiciyi sorumlu tutmadan, kendimize yönelip eksikliklerimizi, olumsuzluklarımızı görebilmeli ona göre politikalar oluşturabilmeliyiz.

Gazeteyi, dergiyi, radyoyu, televizyonu cazip hale getirmek bu organların yetkili, sorumlu ve idarecilerinin de ellerinde. Zira içerikleriyle, programlarıyla, geniş halk kitlelerine hitap ederek cazip hale gelebilirler.

Benim özellikle eleştirilerim Kürtçe yayın yapan medya organlarınadır. Bilhassa haberlerin dili Türkçe’nin etkisi altında, bu da daha çok çevirilerden kaynaklanıyor. Öyle ki neredeyse Türkçe bilmeyen onlardan anlamıyor. Öyle gözüküyor ki onları denetleyecek yetkin editör ve redaktörler yok.

Söylemeye dilim varmıyor ama radyo ve televizyonlarda sunuculuk yapan, program sunanların bazılarının Kürtçesi ve diksiyonu iyi değil, sesleri tok ve mikrofonik olmaktan uzak, bu da izleyici ve dinleyiciyi “rahatsız” ediyor açıkçası.

Yazılı basınımız da Kürtçe Türkçe karşısında dezavantajlı, bu durumu değiştirmek, Kürtçe’ye daha fazla imkan vermek gerekiyor. Asimilasyondan, hatta oto asimilasyondan habire dem vurup duruyoruz. O zaman bunları etkisiz hale getirebilecek araçlardan biri de Kürtçe yayın yapan medyadır. Evlerimiz Kürtçenin iktidar alanlarından biri olduğundan özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik yayınlara daha fazla ihtiyaç var.

Medya organlarının çokluğundan ziyade önemli olan nitelikleridir. Bir de asimilasyona karşı bir güç olduğundan Kürtçe’yi daha etkin ve etkili hale getirmek gerekiyor.

Bu onurlu gelenekte emeği olan herkese selam olsun.

Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89