• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 2 °C

Sürecin sağlığı…

Reyhan Yalçındağ

Dünyada eşi benzeri görülmemiş koşullarda İmralı Adasında 14 yılını tamamlayan Sayın Abdullah Öcalan’ın ailesiyle yaptığı görüşmenin ardından, Adalet Bakanlığı’nın bugüne kadar tek bir adım atmaması, sürecin geleceğiyle doğrudan bağlantılıdır. Bulunduğu ağır tecrit koşullarına rağmen, her daim barışçıl çözüm sürecini başlatan taraf olan Sayın Öcalan’ın sağlık ve cezaevi koşullarının düzeltilmesine dair bugüne kadar atılan tek bir adım yok.

Son bir haftadır İHD’nin, Türk Tabipler Birliği’nin, Bölge Tabip Odalarının, DTK’nın Adalet Bakanlığına yaptığı başvurulardan hala bir sonuç alınmış değil. O nedenle de bölge tabip odalarının bugün belirttiği gibi, "sürecin sağlığı Öcalan’ın sağlığına bağlıdır” saptaması son derece yerinde olan bir saptamadır. Bir kere olsun bu konuda ulusalüstü insan hakları belgeleri esas alınsa, bağımsız bir doktorlar heyetinin İmralı’ya giderek gerekli olan muayeneleri gerçekleşecek ve kamuoyu da rahatlayacaktır. Eğer her şey yolunda ise o zaman Hükümetin, uzman doktorlarca yapılacak olası bir muayeneden çekinmemesi gerekir. Kaldı ki, bünyesinde ciddi riskleri barındıran böylesi bir süreci omuzlayan bir halk önderine verilecek yanıt da, onu avukatlarıyla görüşmekten alıkoymak, barış sürecinin tüm taraflarıyla bir araya gelmesini engellemek, sağlık koşularını düzeltmemek olmamalıdır.

Şu andan itibaren tek bir dakika kaybetmeden yapılan bu başvurulara olumlu bir yanıt verilmelidir. 14 yıllık ağır bir izolasyon durumunun kendisi bizatihi bir işkence yöntemi iken, bu koşullarda bulunan birinin sağlıklı muayene ve tedavilerinin yapılması elzemdir, hayatidir, ivedidir. Aksi takdirde Hükümetin "sürecin sağlıklı yürümesi” konusunda bir handikap yaşadığı açığa çıkmış olacaktır.

Kürdistan’da yatılı yurtlar gerçekliği…

Köşe yazımı gününde yazamamamın nedeni, Midyat Ağır Ceza Mahkemesinde görülen çocuk tecavüzü dosyasıydı. Bu dava bakımından da, aslında ele almamız gereken konu, köyleri yakılıp boşaltılan, tüm üretim araçlarından zorla kopartılan, devletin ciddi bir yoksullaştırma ve "terbiye etme” politikasına tabi tutulan bir halk ve onun çocukları gerçekliğidir. Nitekim Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana asimilasyon politikalarının merkezinde yer aldı YİBO’lar. Militarist zihniyetle askeri bir kışla gibi kullanılan YİBO’larda yaşananların benzerleri bugün Siirt’de, Midyat’da, Bingöl’de, Şırnak’da farklı biçimlerde tezahür ediyor. Yoksulluk nedeniyle çocuklarını yatılı yurda gönderen ailelerin 12, 13 yaşındaki erkek çocukları, yurttaki tüm yetkilerin kendisine teslim edildiği Kur’an dersi hocası tarafından defalarca tecavüze uğruyor. Çocukların şikayeti üzerine Midyat’ın orta yerindeki bu yurda polis tenezzül edip ayak basmıyor, çocuklara tecavüz öncesinde odasında zorla porno film izlettiği bilgisayar aniden ortadan kayboluyor, aileler, yurdun müdürü ve bazı polisler tarafından şikayetlerini geri alması için tehdit ediliyor.

Dahası var; bu şahsın iş sözleşmesi Kur’an dersi hocası olarak değil de, temizlikçi-kaloriferci olarak yapılıyor. Ama yurdun müdürü, tecavüz failinin 24 saat yurtta kalan bir Kur’an dersi hocası olduğunu kendi ifadelerinde de belirtiyor. Üstelik, tecavüze uğrayan çocukların aynı zamanda sırtlarında opa kırılmak suretiyle fail tarafından dayağa maruz kaldığını söylediklerinde de aynı müdür efendi, "çocuklar yaramazlık yaptığında onları dövmüştür” demek küstahlığında bulunabiliyor.

Bununla da bitmiyor bu skandallar serisi. Çocukların bazılarının müdür hakkında yaptığı cinsel taciz şikayetleri ise Savcılık tarafından "kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” verilerek, kapatılıyor… ama şu bilinsin; ne bu dosya ne de diğerleri bizim için kapanmadı.

Çocuklarımız sahipsiz değildir.

Bingöl’de, Siirt’de, Mardin’de, Kürdistan’ın neresinde olursa olsun, bu halk, tecavüzcülerin ve çocuk katillerinin peşinde olacaktır. Bize göre, bu çocukların bedeninde yaşatılan vahşet sadece tecavüz değil; bir çeşit ölümdür. Kendi bedenine, diline, çocukluğuna yabacılaştırılmaya çalışılan bu çocuklar bizim geleceğimizdir. Çocuklarımızın minicik bedenleri ve kocaman yürekleri üzerinde yaşanan bu vahşet, üzerimizde oynanan bu oyunlar, karartılmaya çalışılan geleceğimizdir.

Geleceğimiz sahipsiz değildir. Biz burada; mahkeme salonlarında, alanlarda, yaşamın her yerinde tecavüzcülerin ensesinde olacağız.

Yeryüzü ağız dolusu gülen çocukların oluncaya dek…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89