• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 4 °C

Sürece karşı olmak nasıl olur?

Fehim Işık

Hükümet ile HDP heyetinin ortak açıklamasından sonra yaşananları çarpıtmaya ve kendi hedeflerine yontmaya dönük ilk açıklama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Cumhurbaşkanının açıklamasını bir talimat gibi algılayan yandaş medya buna ‘mal bulmuş Mağribi’ gibi sarıldı. Erdoğan’ın başlattığını akabinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç sürdürdü. Bazı hükümet üyeleri ve AKP milletvekillerinin de katıldığı bu koronun, esasen PKK liderini Kandil ve özellikle de Selahattin Demirtaş ile karşı karşıya getirmeyi amaçladığı gözlerden kaçmıyordu.

Vurgulamakta yarar var: Bir tek Demirtaş’ı süreç karşıtı gösterme eğilimi taşımıyordu, bu söylemler. Evet, öncelikle seçime endeksli hesapları nedeniyle Demirtaş’ı zayıflatma, güçleri yeterse ekarte etmeyi amaçladıkları çok açık. Bununla birlikte “PKK’nin silah bırakmasına engel olacakların” varlığına vurgu yaparak algı operasyonunu pekiştirme amacı taşıdıkları da gün gibi ortada.

Önce şu PKK’nin silah bırakma işine bakalım. Ortak açıklama, gerçekten PKK’nin bahar aylarında bir kongre toplayıp silah bırakması anlamına mı geliyor? Aradan kaç gün geçti. Açıklamayı objektif değerlendiren birçok makale yayımlandı. PKK’ye yakın birçok kalem bu konuda yazdı. KCK ve KNK gibi belirleyici örgütlerden, bu örgütlerin yöneticilerinden değerlendirmeler geldi. Peki, Allah aşkına hangi biri “PKK kongre toplayıp silah bırakacak” dedi? Tüm bu saydığım kesimlerin görüşlerinin ana omurgasını oluşturan ortak yaklaşım şu: PKK silah kullanmaya hevesli değil. Devlet/Hükümet atması gereken adımları atar, süreci şimdiye kadar yaptığı gibi savsatmaz ise PKK’nin silah bırakmaması için bir neden yok. Ama Ortadoğu bunca karışık ve Kürtlere bunca saldırı olurken, PKK’nin alacağı en olumlu karar Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi terk etme (tam eylemsizlik) kararı olur ki bu algı bırakın HDP heyetinin, bizzat Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın ortak açıklama sırasında söylediklerinde de var.

Akdoğan aynen şunları söylemedi mi? “Silahların bırakılmasına yönelik çalışmaların hız kazanması, tam anlamıyla bir eylemsizliğin hayata geçmesi ve demokratik siyasetin bir yöntem olarak öne çıkartılması konusundaki açıklamayı önemli görüyoruz.”

Sorun neymiş? Silahların bırakılmasına hız kazandırmak, tam eylemsizliğin yaşama geçmesini sağlamak, yöntem olarak demokratik siyaseti benimsemek...

Bu kadar basit bir gerçek bile çarpıtılıyor, bununla yetinilmeyip bir de üstüne sürecin aktörleri karşı karşıya getirilmek isteniyor ise bilin ki bunun altında bu çapanoğlu var.

Bu çapanoğlu nedir? Öncelikle seçimdir. Cumhurbaşkanı kafaya takmış. Geleceğini AKP’nin 400 milletvekili çıkarmasında görüyor. Bunun için de 2 parti, yani HDP ve MHP baraj altında kalmalı, Türkiye’nin yüzde 25-30’unun dışlandığı 2 partili parlamentoda AKP istediği gibi at oynatabilmeli. “Öcalan’ın PKK’ye silah bırakma çağrısı yaptığı ama Kandil ve Demirtaş’ın bunu engellemek istediği” algısı bu nedenle yaratılıyor. MHP’nin geçmişin komando ruhunu özlemiş militanları aracılığı ile üniversiteler ve giderek kasabalar ve kentleri hareketlendirmesine de bu nedenle göz yumuluyor. Beklentileri, Demirtaş’ın devrimci gençlere yönelik ülkücülerin saldırısı karşısında sokakları hareketlendirecek açıklamalar yapmasıydı. Bu olmayınca, Demirtaş ve HDP kitleleri sağduyuya davet edip yaşamını yitiren MHP’li genci insan olarak gördüklerini ve üzüldüklerini açıklayınca ilk hesapları tutmadı. Şimdi de çareyi Hükümet ile HDP heyetinin ortak açıklamasını çarpıtmakta arıyorlar.

Eleştirelim, yerden yere vuralım ama çarpıtmadan, hakkını teslim ederek belirtelim. Bu savaşta taraflardan biri diğerini yenemedi. PKK Lideri Öcalan bu gerçeği 1993’te gördü ve o günden bu yana silahlı mücadeleyi bitirip sorunları siyaset ile çözmeyi hedefliyor. Siyasal çözümü engelleyen, olmadık kontra eylemlerle, şiddetle, çarpıtmalarla PKK’yi ve Kürtleri bitirmeyi aklından çıkarmayan ise devlet oldu. Daha da somut denirse 1993’ten bu yana dökülen her damla kanın sorumlusu bizzat devletin kendisidir.

Hal böyle iken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere herkese bir kez daha hatırlatmakta yarar var.

Barış mukaddestir, olması gerekendir, bir seçime kurban edilmeyecek kadar da değerlidir. En küçük kıvılcım bile 1993’lerden bu yana iğneyle kuyu kazılarak gelinen siyasal çözüm arayışlarını yerle bir edebilir. Tek taraflı ateşkesten karşılıklı ateşkese, oradan da tam çatışmasızlık ve müzakereye ilerleyen bu sürece, kimse bu haksızlığı yapamaz, yapmamalı...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89