• BIST 82.352
  • Altın 148,034
  • Dolar 3,8356
  • Euro 4,0738
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -1 °C

Sürece destek zamanı

Emre Uslu

Açılım süreci başladığı günden bu yana PKK ile müzakere için devletin bir ön şartının olması gerektiğini savundum: PKK sınır dışına çıkmadan müzakere yapılması, süreci riske sokar. En azından PKK sınır dışına çekilmeyi deklere ederek kendisini bağlayan bir açıklama yapmadan müzakereci yaklaşımların bir macera olduğunu savundum. 2009’dan bu yana PKK tarafından defalarca yıkılan müzakere süreçleri bu konuda devlete de bir ders öğretti ve devlet sonunda dediğim noktaya geldi. Nihayet Abdullah Öcalan PKK’ya çağrı yaparak üyelerini sınır dışına çekmesini istedi ve aklın yolu bulundu. Bu aşamadan sonra müzakere sürecini desteklemek gerekiyor ve bunu yapacağım.

Ancak, önce bir itiraf yapmam gerekiyor. Doğrusu, Aliza Marcus gibi uluslararası gözlemciler de dâhil olmak üzere PKK’yı yakından tanıyan birçok gözlemci gibi ben de “PKK birçok avantaja sahipken bu dönemde Türkiye’den çekilmez” diye düşündük ve yanıldık.

Gelinen nokta gösterdi ki hükümet Abdullah Öcalan’ın 2009’da yazdığı Yol Haritası’nı pazarlık dahi yapmadan adım adım uygulamaya karar vermiş. Bu nedenle de PKK zaten kendi liderinin çizdiği Yol Haritası uygulandığı için çözüme evet demiş.

İtiraf edelim ki hiçbirimiz Öcalan’ın 2009’daki Yol Haritası’na Erdoğan’ın bir şerh bile koymadan evet diyeceğini düşünemedik ve yanıldık. İlgililer o Yol Haritası’nı dikkatlice okursa aslında çözüm sürecindeki uygulamaların tamamen o metnin esas alınarak yapıldığını görür.

O Yol Haritası’nda esas sorunlu kısım PKK silah bırakmıyor bölgeye “öz savunma gücü” olarak dönüyordu. Şimdiki anlaşmada PKK’nın bölgeye öz savunma gücü olarak dönmesi zamana yayılmış. Tek fark bu. Örneğin yeni anlaşmaya göre PKK militanları Suriye’ye çekiliyor ve Suriye’de kurulan Rojava PKK devletinin öz savunma gücü olarak görev yapıyor. 2015’ten sonra ise Türkiye’de valilerin seçimle işbaşına gelmesi için düzenleme yapılacak başbakan bunu kısmen deklare etti ve valiler asayişe ilişkin görevler esas olmak üzere kendi polisini kurabilme yetkisine sahip olacak. Böylece PKK unsurlarının KCK modelinde yer aldığı gibi “öz savunma gücü” olarak bölgeye dönmesi mümkün olacak.

15 Ekim 2011 de “Kürtlerin haklarını müzakere rehinesi yapmayın” başlıklı bir yazı yazımda PKK’nın “öz savunma gücü” varlığına devam etmesine evet diyorsanız sorunu bir haftada çözersiniz demiştim gerçekten de böyle oldu. Hükümet zamana yayarak buna evet dedi ve sorun da hızlıca çözüldü.

Ancak artık geçmişi tartışmaya gerek yoktur. Bu gemi artık bu limandan demir aldı ve şimdi geleceği inşa ederken yukarıda saydığım gerçek üzerinden bakmalı ve yeni paradigmaları Türkiye’nin lehine nasıl çevirir, barışı uzun vadede nasıl kalıcı yaparız ona odaklanmalıyız.

Süreç içimize sinsin veya sinmesin hepimiz aynı gemideyiz ve aynı kaptanın yönetimindeyiz. Üstelik düne kadar bize geminin dışından ateş eden PKK’yı da silahları ile birlikte gemiye aldık ve denize açıldık. Daha da kötüsü geminin rotası Ortadoğu’nun çalkantılı suları, Ortadoğu konfederalizmi, veya Misak-ı Milli inşası olarak belirlenmiş. Tercihim rotanın AB olması yönünde olurdu ama artık çok geç.

Batarsak birlikte batacağız. Dolayısıyla bu gemiyi sağlam bir limana demirleyene kadar sürece destek vermek zorundayız ve içimize aldığımız silahlı PKK’yı da bir terör örgütü değil bir aktör olarak tanımlayıp, geminin yeni sakinini de hesaba katarak hareket etmek zorundayız.

Bu ortamda barışı kalıcı kılmak için yapmamız gereken öncelikle ne olursa olsun, Erdoğan’a ve sürece destek vermek.

Daha da önemlisi liberal ekonomik sistemi bir an önce bölgeye yerleştirerek, terörün kaynağı devletçi ekonomi ve sosyal yapıyı ortadan kaldırıp, seksen yıldır bölge halkının üstüne çökmüş olan devlet heyulasının mümkün olduğunca küçültülmesini sağlamak gerekiyor.

Bölge insanını devlete muhtaç, sübvanse edilen halk olmaktan çıkarıp, devlete vergi veren halka dönüştürmek için hızla radikal adımlar atılmalı ve liberal ekonomik sistem bölgede yerleştirilmeli.

Unutmayın ki devlete vergi verdiğiniz oranda vatandaş olursunuz, çünkü hesap sorabilirsiniz. Devlet çorabınıza kadar her şeyiniz veriyorsa, her şeyi devletten beklemeye başlarsınız.

Türkiye’nin mevcut ekonomik-politik yapısı Güneydoğu’da sözleşmeli yurttaş modeli üretiyor. Sözleşme sosyal yardım, yeşil kart, koruculuk vs. bitince yurttaşlık da bitiyor.

Her şeyi devletten bekleyen bir kültürün geliştiği yerde vatandaş hâliyle devlete hesap sormaz, devlete hesap keser. Güneydoğu’da olan budur...

Zaman, sürece ve aktörlere destek verip bölgede sistemin hızlı bir şekilde liberal ekonomik sisteme dönüştürülmesini sağlama zamanı. Yoksa bu barış kalıcı olmaz daha da çalkantılı döneme gireriz..

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89