• BIST 106.711
  • Altın 143,514
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 27 °C
  • Diyarbakır 30 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 16 °C

'Süreç uzmanlığı' ve 'müzakere vesayeti'

Vedat İlbeyoğlu

İmralı’da başlatılan “görüşme sürecine” dair belirsizlik ve tartışmalar, Hükümetin soruna yaklaşımındaki pragmatizminin yansıması da oluyor aslında. En yalın haliyle; silahların bıraktırılmasını ‘çözüm’ belleyen ve bunu “terörle mücadelenin parçası” olarak kurgulayan bir stratejinin izleri o kadar belirgin ki… Hep diyoruz ya, müzakere süreçleri mücadele süreçleridir diye… İşte Hükümetin yaklaşımı tam da bu oluyor: Hem görüşecek, hem bildiğini okuyacak ve hem de bu görüşmeleri karşısındakini pasifize edecek bir “enstrüman” olarak kullanacak…

Burada “sürecin hassasiyeti” dibine kadar istismar edilen bir argüman oluyor. Evet, hassas bir ‘dönemeç’ bu. Ama bu herkes için geçerli olmalı herhalde. Yoksa, söz konusu ‘hassasiyet’, sadece Kürt tarafının sürece eşit koşullarda katılımının engeli yapılıyorsa, en hafif deyimle, bir istismar gerekçesidir. Yapılmak istenen, Kürt tarafının sürece müdahil olma olanak ve zemininin mümkün olduğunca kısıtlanması, adeta bir ‘müzakere vesayetine’ tabi kılınmasıdır. “Konuşma, eleştirme, itiraz etme, dokunma…kızarım, bozarım, bozulurum… çünkü süreç hassas”!..

Tam da bu yaklaşımdan türeyen bir ‘süreç uzmanlığı’ da tedavülde şimdi. Ortalık süreç uzmanlarından geçilmiyor! Hükümet ve devletin yaklaşımını anlaşılır kılma ekseninde görev ve sorumluluk yüklenmiş zevat, “olması gereken budur, sürece uygundur” deyip durmakta. Bir yandan görüştüğünü söylediğin tarafa, diyaloğa aykırı, itici, kırıcı, itibarsızlaştırıcı bir dil kullanacaksın ama bu “normal” olsun! Bırakalım kullanılan dili, süren askeri ve siyasi operasyonlarda da tutum değişmiyor. Örneğin, yılbaşı gecesi Lice’de on gerillanın öldürülmesini, “Onlar görüşme sürecini sabote etmeye çalışan bir gruptu, dolayısıyla müzakereci bir operasyondur” şeklinde açıklayanlar oldu! Söz konusu “müzakereci operasyonlar” sürecin doğasına uygun bulunsun, ama “Kandil’i bombalamayı bırakın” diyen Ahmet Türk’ün eleştirisi “vize” konusu olsun! Hükümetten ve Başbakandan ilham alan “süreç uzmanları”ndaki çifte standart gerçekten baş döndürücü.

Bu çifte standart da dahil, bir bütün olarak ‘görüşme süreci’ bir mücadelenin parçası elbette. “Aman iktidarı incitmeyelim, eleştirmeyelim, süreci riske etmeyelim…” gibisinden bir tutum, Hükümetin zaten aşikâr olan bu ‘mücadeleci’ yaklaşımını kolaylaştırmaktan başka bir şeye yaramaz. Müzakere yapılacaksa, buna karar verilmişse, bir zorunluluk olsa gerektir. İktidarın insafına, inayetine bağlı değildir. En az Kürtler kadar, devlet ve hükümetin de böylesi bir sürece mecbur kaldığı ön kabulünden hareket edilirse ancak eşitlerin müzakeresine yürünebilir. Bu da eleştiri ve mücadeleden bir an bile imtina etmemeyi, görüşme ve müzakereye sonuna kadar açık ve istekli olmayı ve ama “müzakere vesayeti”ne kapılmamayı gerektirir. Kürt hareketinin ağırlıklı tutumu da bu yöndedir zaten.

Paris cinayetinde giderek daha bir belirginleşen Ankara menşeyli izler; barındırdığı risklerle birlikte süreci bir olanağa dönüştürmenin “müzakere vesayeti”nden değil, mücadeleci müzakerecilikten geçtiğinin son kanıtı değil midir?

HIYAR AĞASI OLAMADI AMA…

31 Ağustos 2008 tarihli ‘NOT’umuzda o zaman CHP’li Sinan Yerlikaya için şöyle bir ‘dipnot’ düşmüştük:

“Yine Dersim-Pülümür... Yine Bal festivali... CHP’li Sinan Yerlikaya yine kürsüde...Ve yine aynı inciler: “Kandırılmış insanlarımıza sesleniyorum... Silahlarınızı bırakın, gelin teslim olun, barışı sağlayalım... Bu devlet size sahip çıkacaktır”!!!

Bundan tam iki yıl önceydi. O zaman milletvekili olan Yerlikaya aynı festivalde yaptığı konuşmada “gelin silahlarınızı bırakın, af çıkartalım” demiş, biz de “bundan daha yaratıcı bir öneri olabilir mi” diye Yerlikaya’nın hakkını teslim etmiştik!

Ve bir de, Dersimlilerin acilen bir “hıyar festivali” düzenlemelerini, bal festivalinde kendisinden esirgedikleri festival ağalığını hıyar festivalinde mutlaka Sinan Bey’e vermelerini önermiştik…”

Yıllar geçti…

Hıyar ağası olamadı ama AKP’li oldu sayın Yerlikaya!

Kazandım mı zannediyordur acaba?

Hayır, bir kez daha kaybetti.

Dersimlilerin onu ‘hıyar ağası’ yapma olasılığı bile kalmadı.

AKP’nin malına tamah etme sefaletinden başka hiçbir şeyi kalmadı artık…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89