• BIST 110.248
  • Altın 155,545
  • Dolar 3,8262
  • Euro 4,5259
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin -2 °C

Süleyman Şah Türbesi yalnız değil... Ama Kürtler yalnız…

Kemal Burkay

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, Hükümet Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Suriye’de Süleyman Şah Türbesi’ni koruyan askerlere sık sık sesleniyorlar:

“Yalnız değilsiniz!”

“Bir saldırı olursa iki dakikada oradayız!”

İyi ve de güzel!.. Bu sesleniş aynı zamanda Türkiye kamuoyuna, yani tribünlere. Demek istiyorlar ki biz türbeyi ve oradaki askerimizi koruruz.

Süleyman Şah Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin dedesi. Fırat’ı geçerken boğulmuş, Oraya da gömülmüş. Suriye sınırları içindeki türbesi Türkiye toprağı sayılıyor…

Nasıl oluyor bu? Herkesin bir dedesi vardır ve türbesi de bir yerlerde olabilir. Orası “vatan toprağı” mı sayılacak?

Ama eğer güçlüyseniz bunu yaparsınız. Türkiye de Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı mülkünü bölüşenlerle böylesine anlaşmış. Tren hattı sınır gösterilip Kürtlerin Kobani’si, Ceziresi, Kürt Dağı orada kalırken, ta içlerdeki Süleyman Şah Türbesi Türk toprağı sayılmış…

Aslında o mezar bu tarafa nakledilebilir, ya da yine orada, Suriye toprağındaki bir anıt olarak kalabilirdi. Ama dediğim gibi güçlü olursanız, orayı kendi toprağınız sayar, askerinizi de başına diker ve oraya yönelik bir saldırı ya da tehdit olduğunda şunu diyebilirsiniz:

“Korkmayın, yalnız değilsiniz, bir saldırı olursa iki dakikada ordayız!”

Aslında bu telaşa hiç gerek yok. Kobani’ye saldırmadan önce 49 “rehine”yi getirip sınırda teslim edenler neden bunu yapsınlar? IŞİD’çilerin öyle bir niyetlerinin olmadığı türbeyi bekleyen karakola, Türk askerleriyle çay içmeye gidişlerinden bellidir.

Ama Kobani halkı yalnız, Türk yöneticilerin sık sık “Kardeşiz, etle tırnak gibiyiz!” dedikleri Kürtler yalnız…

Günlerdir IŞİD denen fanatik, barbar saldırganların kuşatması altındalar; ama yardımlarına giden yok.

Kobani PYD’nin kontrolünde ve sözde özgürleştirilmiş, “şoreşi yapılmış” bir “kanton”. Esad’ı yıkmayı kafaya takmış Türkiye, PYD Şam hükümeti, yani Esad yönetimi ile birlikte hareket ediyor diye, “size olan müstahaktır!” dercesine yerinden kımıldamıyor. Acaba Esad’ın müttefiki olmasalar kımıldar mıydı, o da ayrı hikâye…

Ya PYD’nin sevgili müttefiki Esad? O hiç ortalarda görünmüyor. Anlaşılan Kürtlerin trajedisi onun da umurunda değil. Şu koşullarda üzerlerine gitmese de, “kanton” denen oluşumlardan o da rahatsız. Oysa tankları da var, topları ve uçakları da… Ne burada, ne başka yerde IŞİD’e dokunmuyor. O da galiba bununla, karşısındaki Sünni kampa dönüp şunu diyor:

“Beni yıkmak istiyorsunuz öyle mi? Alın kendi politikanızın ürünleri El Nusra, IŞİD gibilerle mutlu olun!”

ABD’nin başında bulunduğu koalisyon ise, sözde birkaç kez IŞİD’in Kobani çevresindeki mevzilerini bombaladı. Nedense atışlar karavana… Sözde yerdeki sigarayı saptayan ve lazerle, bilmem ne ile yüzde yüz isabetli atış yapan bu uçaklar koca koca tankları, topları göremediler bir türlü… Onların bu kadar beceriksizliği bir rastlantı mı?

Üstelik bu tankların, topların, zırhlı araçların bir çoğu ABD’nin Irak’tan çekilirken Bağdat hükümetinin ordusuna bıraktığı silahlar. Onları Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden esirgediler. Ama Bağdat’ın Musul’daki 60 bin kişilik ordusu bu silahları İŞİD’e bırakıp kaçtı.

IŞİD’in nasıl, hangi ortamda, kimlerin hangi yanlış politikalarının ürünü olarak ortaya çıktığı, kimlerin onu para ve silahla beslediği, eğittiği, sınırlarından geçirdiği, yaralılarını tedavi ettiği, tırlarla lojistik destek sağladığı ise malum…

Maksat “Esad Şeytanı”nı devirmekti. Ama Esad, Rusya, İran ve Hizbullah’ın da desteğiyle olduğu yerde duruyor.

Adına Irak-Şam İslam Devleti denen ve halifelik ilan eden bu Ortaçağ türedileri ise, bölgenin Sünni İslam yönetimlerinden; Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye’den sağladıkları destekle Irak ve Suriye’nin Sünni bölgelerinde ayakları yer ettikten sonra, ne hikmetse, Bağdat’ı ve Şam’ı bir yana bırakıp Kürdistan’a, bu iki ülkedeki Kürt bölgelerine saldırdılar.

Bunda acaba onları besleyip bu hale getirenlerin etkisi yok mu?

Neden onlar, bizzat Türk medyasının verdiği bilgilere göre, tam da şu günlerde Süleyman Şah Türbesi’ne çay içmeye giderken, Kobani’yi boğmak için tüm güçleriyle seferberler?..

Evet, daha önceki bir açıklamamda da dile getirdiğim gibi, Suriye’de Kürt bölgeleri, yani Güney Batı Kürdistan halkımız büyük bir tehlike altında. Şu anda Kobani halktan boşalmış durumda. Çoğu çocuk ve kadınlardan, yaşlılardan oluşan siviller sınırın bu yanına geçtiler; başlarını sokacak yer bulamayanlar sokaklarda, tarlalarda barınmaya çalışıyorlar. Türk devletinin yöneticileri bunu bile büyük iyilik sayıyor.

Belki de istenen buydu.

Kobani’de kalanlar yiğitçe direniyor. Arada dikenli tellerle, mayın tarlalarıyla, nöbetçi kulübeleri, tanklar ve panzerlerle örülü sınır olduğu için bu parçadaki Kürt halkımız onların yardımına koşamıyor.

Kobani halkımız yalnız!

Dünya olan biteni bir film gibi izliyor…

Bunun sonucu ne olur bilemiyorum. Ama Kürt halkı bunu asla unutmayacak!

-------------------------------------------

NOT: Olayların Kobani ve bir bütün olarak Güneybatı Kürdistan bakımından bu duruma gelmesinde PKK-PYD’nin Esad rejimiyle işbirliği yapıp bölgedeki diğer Kürt örgütlerini dışlayan, onlarla ulusal demokratik bir birliği reddeden, güçlerini abartan, hegemonyacı, maceracı tutumunun da büyük payı var. Ama bunun değerlendirilmesi ayrı bir konu. Bunu zaten daha önceki yazı ve açıklamalarımda yapmıştım.

  • Yorumlar 12
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89