• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 2 °C

Suçluyu yanlış yerde aramak

Kemal Burkay

Sosyal medya çok seslidir ve bu doğal bir şey. Ancak çok seslilik bazen her kafadan bir sesin çıktığı bir karmaşaya dönüşüyor. Böylesi bir sağırlar diyalogunda gerçeğe ulaşmak zordur.

Şu günlerde Kürtler bakımından bu karmaşa son derece ürkütücü; çünkü son dönemde çok zor günler yaşıyoruz. 

Elbet zor günleri yaşayan yalnızca biz Kürtler değiliz. Ortadoğu, Afganistan’dan Mısır’a, bunun yanı sıra tüm Kuzey Afrika bir yangın yeri gibi. Böylesi zor dönemlerde, karşılaşılan felaketler karşısında öfkeler kinler bilenir ve sağduyulu, serinkanlı yaklaşımların yerini öfkeden, nefretten kaynaklanan duygusal, kolaycı, çoğu kez de yanlış saptamalar alır. İnsanlar olup bitenler karşısında bir suçlu ararlar ve bu suçluyu, yani nedeni -hem de çareyi- çoğu zaman da yanlış yerde ararlar.

Son günlerde çok sık tekrarlanan bu türden bir saptama şudur: “Bu belaların başımıza gelmesinin tek nedeni bir devletimizin olmamasıdır!” Kürt yurtsever saflarında bu ifadeyi kendilerine başlıca söylem yapmış, düşünce dünyalarını bunun üstüne inşa etmiş insanlar öteden beri vardı ve var. Ama bunu son günlerde sağduyularına güvendiğim, genellikle doğru yerde duran arkadaşlarımın yorumlarında da görmeye başladım.

Daha baştan şunu söyleyeyim: Kürt halkının bir devlete hakkı olup olmaması ayrı bir şeydir, ama başımıza gelen bunca felaketin bir devletimiz olmaması yüzenden gelip gelmemesi başka bir şeydir; bu ikisini birbirine karıştırmak için neden yoktur.

Bir devleti olup olmamak konusu, bir süreden beri, PKK’nın buna yönelik 180 derece değişen tezleri nedeniyle de Kürt kamuoyunda tartışılıyor. Malum, PKK baştan bağımsız- hatta “dört parça birleşik-bağımsız Kürdistan” tezini mutlaklaştırmıştı, bunun dışındaki talepleri ihanet sayıyordu. Ama şimdi “dört parça birleşik” şurada kalsın, hiçbir parça için devlete, hatta federal ve otonom bir statüye gerek olmadığı kanısında. Devlet kötü bir şeymiş, zararlıymış…

Şu anda bu gülünç tez üzerinde durmuyorum. Daha doğusu bu tez filan da değil, Türk devletinin –aynı zaman’da İran, Irak, Suriye devletlerinin- işine gelen bir İmralı uyarlaması. 

Okurlar ve bu ülkede siyasetle ilgilenen herkes benim Kürt sorununa ilişkin görüşlerimi bilir. Nerdeyse 50 yıldan beri şunu savunurum: Kürtler bir ulustur, Kürt halkı kökleri binlerce yıl öncesine dayanan, kendine özgü bir ülkesi, dili, kültürü olan bir halktır. Elbet Kürtlerin de her halk gibi özgür olmaya, kaderlerini özgürce belirlemeye hakkı vardır. Bu bağımsız bir devlet biçiminde olabileceği gibi, koşullar ve Kürt halkının tercihine bağlı olarak, eşitlikçi bir statü olan federal biçimde de olabilir.

Nitekim İran ve Irak Kürtleri (Güney ve Doğu Kürdistan) yıllarca Irak ve İran içinde otonomi istediler. Güney’de ulusal hareket önce Bağdat’la otonomi üzerinde uzlaştı, daha sonra ise 2005 Anayasası ile Kürt halkı federal bir statü elde etti. Bugün ise, Irak’ın yaşadığı olumsuz ve sonu gelmez iç çekişmeler nedeniyle Güney Kürdistan bağımsızlık talep ediyor, bu yönde güçlü bir eğilim var.

Biz gerek Doğu, gerek Güney Kürdistan’da özgürlük için mücadele eden örgütlerin koşullara uygun olarak dile getirdikleri taleplere saygı gösterdik ve bugün Irak ve Güney Kürdistan bakımından Şii Arap, Sünni Arap bölgeleri ve Kürdistan olarak üçlü bir konfederasyonun, ya da üç ayrı devletin gerekli, bundan da öte zorunlu olduğu kanısındayız; bu parçada Kürt halkının buna yönelik istemini destekliyoruz.

Bu meselenin bir yanı. Öteki yanına gelince, başımıza gelen bunca bela bir devletimiz olmaması yüzünden midir? Başka türlü sorayım: Bir devleti olan halkların ya da ulusların başına bizim yaşadığımız türden belalar gelmez mi? 

Gelir, örnekleri ortada. Afganistan halkının; Irak, Suriye, Mısır, Libya ve Yemen Arap halklarının birer devleti var, ama başlarına gelen belalar da göz önünde. Irak’ın ve Suriye’nin yaşadığı iç savaş, bunca yıkım, bunca ölüm, bunca göç neyin nesidir, devletsizlikten mi?

Dün de Bağdat’ta bir devlet vardı, bugün de var. Ama bu -Kürtleri bir yana bırakalım- Irak’ın Arap halkına özgürlük ve barış sağlayabildi mi?

Suriye’de Fransızlar gittiğinden bu yana Şam’da bir devlet var; ama bu devlet Suriye’ye barış ve özgürlük getirebildi mi? Bunu sağlayamayan söz konusu devlet, halkın direnişi karşısında kendi kentlerini bombalıyor, Halep ve Şam gibi tarihi kentler bile harabeye dönmüş durumdalar. Şu üç yıllık iç savaşta 250 bin kişi öldü, 4-5 milyonu ülkesinden kaçtı. 

Saddam gidip yerine Maliki gelince Irak düzelmedi. Esat gidip yerine muhalifler, hele radikal İslamcılar gelince Suriye de hemencecik düzelmeyecek, belli ki daha kötü olacak.

Kamboçya, hem de devrimci geçinen heriflerin, “Kızıl Khmer”lerin öncülüğünde emperyalistler ülkeden kovularak sözde özgürleştirildi. Ama Pol-Pot’un başkanlığındaki devletin kısa zamanda Kamboçya halkına yaşattıklarını sömürgeci ve emperyalistler yaşatmadı. Pol Potçu zibidiler 2 milyon insanı katlettiler, insan kellelerinden yığınlar oluşturdular. Bu ülkeyi Pol Pot’un belasından kurtarmak ise yiğit Vietnam halkına düştü.

Tanrı insanı böyle “ulusal” devletlerden ve böylesi “devrimciler”den korusun!

Demek ki bir devleti olmak yetmiyor, iç barış için, insanca bir yaşam için demokrasi de gerekli. İnsanın temel hak ve özgürlüklerine saygı olmayan yerde kavga ve belalar bitmez. 

Elbet kendi devletiniz olunca örneğin anadiliniz yasaklanmaz; bu güzel bir şeydir, önemli bir haktır; ama düşünce ve ifade özgürlüğünüz pekâlâ engellenebilir. Kendi devletiniz olunca onur duyacağınız bir bayrağınız olur ve onu direğe çekersiniz. Ama bayrak tek başına karın doyurmaz ve size mutluluk vermez. Faşist darbeler size hayatı cehennem edebilir. Türkiye bunun örneğidir. Türk halkının 1923’ten beri bir devleti var, ama zindan yüzü görmemiş Türk aydını da yok gibidir. Tek parti döneminde yaşananlar bir yana, 27 Mayıs’ta bu ülkenin başbakanı asıldı. 12 Mart’ta, 12 Eylülde yaşananlar ise daha taze…

Öte yandan bir devletiniz olsa bile, bela dışarıdan da gelebilir. Nitekim Güney Kürdistan federe statüsüyle bir devlet yapılanmasıdır. Kendi hükümeti, parlamentosu, kurumları, ordusu var; Kürtçe resmi dil, ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim dili. Ama bu IŞİD saldırısına engel olamadı, Kürdistan’ın bazı bölgeleri IŞİD işgaline uğradı.

Bu bir yana, Güney Kürdistan 1992’den beri özgür sayılır ve kendi ulusal kurumlarını oluşturmuş bulunuyor. Ama bu parçadaki iki büyük parti KDP ve YNK kendi aralarında iktidar kavgasına tutuştular ve bu yıllar süren kanlı, yıkıcı bir iç savaşa yol açtı. Bu yetmezmiş gibi PKK türlü bahanelerle onlara karşı savaştı, büyük zararlar verdi.

Özete söylersek, ister bağımsız, ister federal biçimde olsun, bir devleti olmak elbet Kürtler için de temel bir haktır. Ama tek başına bu, bizi bugün yaşadığımız tüm belalardan kurtarmaz, başka halkları kurtarmadığı gibi. Devleti bu ölçüde fetişleştirmek, her derde deva saymak yanlıştır. 

Ben bu yazımda devlet konusuna ilişkin söz konusu yanlış saptama üstünde durdum. Ama sosyal medyada bu türden başka yanlış ve yaygın yargılar da var. Örneğin “halkların kardeşliği” söylemini, sosyalist örgütlenme ve dünya görüşünü, hatta demokrasi mücadelesini Kürt ulusal mücadelesine yabancı ve zararlı sayan… Daha da kötüsü bu tür yanlışların –ki Kürt halkının özgürlük mücadelesine asıl bu tür yanlış önyargılar zarar verir- bir salgın gibi yayılma özelliği taşımaları. Birileri söylüyor ötekiler üstünde fazla düşünmeden kapıyor.

Gelecek yazımda da söz konusu önyargılar üstünde duracağım.

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89