• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara -5 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin 3 °C

Söz

Ahmet Altan

Bu Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkanı kulağı duymuyor bazen.

Kelimelerin hepsinin bir ağırlığı vardır, bu, o ağırlıkları tartacak teraziyi kaybetmiş.

Böyle üslupsuz biçimde konuşup karşısındakini kızdırıp cevabını alınca, bu sefer de mahkemeye koşuyor.

Dün Kars’ta binlerce insanın önünde, adını söylemeden, bizim gazeteyi “tel’in” etti, bir güzel de yuhalattı bizi.

Konu, Hrant Dink’in oğlunun bizim gazeteye yazdığı bir yazıydı.

Arat Dink, kendisinin Başbakan’a “Çemil Çiçek için kanlımız diyebilir miyiz” diye sorduğunu Başbakan’ın da kendisine “kanlımız deme, zanlımız de” dediğini anlattı yazısında.

Biz de o yazıyı “aynı kelimelerle”, hiç yorum yapmadan manşete koyduk.

Bugün Başbakan Erdoğan, “bunu yazan çocuğa teessüf” ettiğini, “bunu malzeme haline getiren gazeteyi de tel’in ettiğini” söyledi.

“Malzeme haline getirmek” ne demek? Arat Dink’in yazısını mı çarpıttık, yoo, yazıyı mı yorumladık, yoo.

Erdoğan’ın bu tepkisinden sonra Arat Dink bugün bir yazı daha yazdı.

“Başbakan o sözü söyledi ama aslında ‘bari zanlı de’ diyerek aslında Çiçek’i korudu” diyor bu yazısında.

Onu da manşete koyduk.

Erdoğan o lafı söylemiş ama Arat Dink, o sözün yorumlamasını değiştirince “hakkaniyetten şaşmamak” için onu da manşete çıkarttık.

“Malzeme yapmak” ne demek, niye malzeme yapalım, yazılanı birebir söylüyoruz yalnızca, öyle işin içine lanetler, beddualar karıştırarak meseleyi mahalle kavgasına çevirmenin alemi var mı?

“Ben öyle söylemedim” dersin, bunu diyemiyorsun çünkü demişsin, o zaman “söyledim ama şu anlamda söyledim” dersin.

Bu nasıl bir paranoya?

Herkes düşman, herkes Erdoğan’a karşı bir “malzeme” arıyor ona göre.

“Başkanlık” meselesine aklını taktığından beri epey de şaşkınlaşmış.

Bizi lanetledikten beş dakika sonra aynı konuşmada bu sefer de şöyle dedi, “bir gazete Kılıçdaroğlu ile ilgili güzel bir manşet atmış, ‘Kılıçdaroğlu’nun biri bir gün,’ demiş, fıkraya döndüğünü söylemiş.”

Hangi gazete peki Kılıçdaroğlu ile ilgili “bu güzel manşeti” atan?

Beş dakika önce lanetlediği Taraf.

Kılıçdaroğlu ile ilgili manşet “güzel”, Erdoğan’la ilgili manşet “malzeme olarak kullanma”, objektiflik diye de buna derim işte.

“Olanı söyleyen” bir gazete fikrine alışkın değil Erdoğan.

Ama alışacak, alışmasına da elimizden geldiğince yardımcı olacağız.

Tabii, aslında Erdoğan’ın bu lanetli, beddualı tuhaflıklarının çok ötesinde bir önem taşıyordu dünkü konuşmaları ama o kendisinden bekleneni söylemedi.

İmralı’da “devletle” müzakerelerini sürdüren Abdullah Öcalan, dün yayınlanan açıklamalarında, “burada önemli olan husus şudur: 15 Haziran’a kadar başbakanın Kürtleri çözüm sürecine dahil ederek sorunu çözeceklerine ilişkin bir açıklama yapmasıdır. Bu konuda başbakanın bir adım atması, yeşil ışık yakması önemlidir.... Şimdi sorunu çözeceklerini deklare ederlerse, ben de gerillaları bir yere toplamak için devreye girerim. Gerillalar uygun bir pozisyon alır, silahlı çatışma devreden çıkar, demokratik çözüm süreci de başlamış olur. Başbakan 15 Haziran’a kadar çıkıp konuşsun ve bana ‘silahlı güçlerini bir yere çek ve biz de demokratik anayasa çözümü üzerinden çözüm getireceğiz’ desin. O zaman bu savaşı durdurmuş olur.” dedi.

Öcalan, çok net ve çok açık konuşuyor.

İstediği de “bir cümle”, demokratik anayasanın Kürtlerin de dahil edilerek hazırlanacağının söylenmesi, buna karşılık savaşı durduracak.

Başbakan dün bu cümleyi söylemedi.

Bir cümleyle savaşı durdurmak mümkünken o cümleyi söylemekten kaçındı.

Erdoğan demokratik bir anayasa hazırlamayı düşünmüyor mu, bunu hazırlarken Kürtleri dahil etmeyecek mi?

Niye savaşı, çatışmayı, ölümü durduracak bu sözü dün söylemedi?

Hâlâ mı “zamanlama” hesabı yapıyor?

Savaşın durması sadece Türkiye’nin değil, kendisinin de lehine, bundan daha net, bundan daha barışçı bir öneriyi de her zaman bulamaz.

Tek bir cümleyle ülkeyi de, çocukları da kurtaracak, kendisi de tarihe geçen bir lider olacak, bu, korkulacak bir cümle de değil, sadece anayasa için verilecek bir söz.

Barış, tam anlamıyla “başbakanın iki dudağının arasında”, tarih ona büyük bir fırsat sunuyor.

Ama o iki dudağını hâlâ anlamlı bir biçimde kıpırdatmıyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89