• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 3 °C

Söylenecek çok şey var

Günay Aslan

Önce dağa giden çocuklardan başlayalım.

Kürdistan’da çocukların minimum yaşam standarlarından yoksun oldukları biliniyor.

Hayatın ilk yıllarından başlarak küçücük omuzlarına açlığın, sefaletin, baskının, eşitsizliğin ve toplumsal gericiliğin ağır yükü biniyor. Çocuk yürekleri taşımakta zorlandıkları bu yükün altında eziliyor. Bu yüzden erken büyümek; yaşlarının üstünde sorumluluklar üstlenmek zorunda kalıyorlar.

Keskin siyasal ve sosyo-ekonomik çelişkiler yüzünden hayata erken başlayan Kürt çocukları, o yaşlarda keskin tavırlar almaya, çoğu kimsenin farkına varamadığı varlıklarını ailelerinden başlayarak herkese duyurmaya, hayatın içinde kendilerine bir yer açmaya çalışıyor, bunun kavgasına girişiyorlar.

Ezilen ve görmezden gelinen çocukla devlet arasındaki yaygın ve şiddetli savaş bu yüzden yaşanıyor. Kürdistan’daki objektif koşullar bu savaşı tetikliyor.

Bugünlerde herkes dağa giden çocukları konuşuyor, onların arkasından timsah gözyaşları döküyor ama, on yıllardır yaşanan devlet-çocuk çatışmasından söz edense olmuyor.

Bakın; sadece 1988’den bu yana öldürülen çocuk sayısı 923’ü buluyor! Bunların 184’ü de AKP Hükümeti döneminde öldürülmüş!

Yine 1990’lardan bu yana –siyasi nedenlerden dolayı- gözaltına alınan ve işkenceden geçirilen çocuk sayısı on bini geçiyor!

Son 20 yılda hapisten geçen çocuğun da 5 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Şu an cezaevlerinde bin 500’e yakın siyasal çocuk tutsak bulunuyor. Bir o kadarı da aranıyor!

Bu tablo yaşanan gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kürt çocuklarıyla Türk devleti arasında açık bir savaş yaşanıyor.

Dolayısıyla Kürt çocukları eziliyor, sömürülüyor, öldürüyor, hapse atılıyor, hapiste işkence ve tecavüzlere maruz kalıyorken sesini çıkarmayanların bugün çocuk hakları savunucusu(!) kesilmeleri bir anlam ifade etmiyor. Bu sadece onların samimiyetsizliklerini ve iki yüzlülüklerini gösteriyor.

Hele hele kendi iktidarı döneminde 184 çocuk öldürülmüş ve çocuk katillerini ödüllendirmiş Başbakan Erdoğan’ın bu konu da söz söyleme hakkı dahi bulunmuyor. Başbakanın önce bu ölümlerin hesabını vermesi sonra konuşması gerekiyor.

Elbette AKP ve yandaşları gibi geçmişte Kürt çocuklarına her türlü zulmü reva gören ulusalcıların da Kürt çocuklarıyla ilgili söz söyleme hakları bulunmuyor.

Bu sorun öncelikli olarak Kürtlerin sorunudur. Bu çocuklar bizim çocuklarımız, onların anneleri bizim annelerimizdir.

Dolayısıyla da bu annelere herkesten önce bizim sahip çıkmamız, onlarla yapıcı bir diyalog içinde olmamız, taleplerine kulak kabartmamız ve Kürt sorununun barış-demokratik çözümü yolunda onları da yanımıza almamız gerekiyor.

Gelelim Lice‘ye;

Lice’de kalekol yapımını protesto eden ve bu amaçla kırsal kesimdeki kimi yolları kapatan sivillere askerlerin ateş açması, demokratik haklarını kullanan masul insanların öldürülmesi infial yarattı.

Bu katliam tıkanan Çözüm Süreci açısından bir ‘dönüm noktası‘ olacağa benziyor. Süreç kısa sürede atılacak adımlarla ya ilerleyecek ya da yakın zamanda çökecektir.

Türkiye ya –hızla- barışa doğru evrilecektir ya da yeniden Kürtlerle ‘topyekün savaşa‘ girecektir. Zira artık yolun sonuna gelinmiştir.

Başbakan bunu bildiği içindirki suçu Kürt tarafına yüklemeye, kendi sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor. Erdoğan katliamın hesabını vereceği yerde masum insanları suçlamaya devam ediyor.

Neymiş efendim,‘yol kesmek eşkiyalıkmış!‘ Bunu AKP yandaşı bazı Kürtler de söylüyor! Oysa yol kesme eylemi uygar dünyada demokratik bir eylem olarak kabul ediliyor.

Avrupa‘da bırakın köy yollarını, şehirler arası, hatta ülkeler arası yolları da günlerce trafiğe kapatırlar ama kimsenin aklına bunu yapan Fransız çiftçileri, İspanyol köylüleri ya da Belçikalı şöferleri öldürmek gelmiyor.

Nedense Türkiye’nin aklına her eylemde insanları öldürmek geliyor! Ama artık bunu sineye çekmek mümkün görünmüyor. Hükümeti ve devletiyle Türkiye‘nin herşeyden önce öldürmemeyi öğrenmesi gerekiyor!

Tabii bir de bayrak meselesi var;

Halkın Lice’deki katliama karşı sokaklara dökülmesi kaçınılmazdı. Öyle de oldu ama, eylemler sırasında bir genç Diyarbakır’da -hiç gereği yokken- Türk bayrağını indirince de kıyamet koptu! Öldürülen insanlar bir çırpıda unutuldu. Kimse artık onlardan söz etmiyor.

Bayrak üzerinden Kürtlere karşı ırkçı bir kampanya sürdürülüyor. Bunun da başın haftalardır Lice köylülerini hedef gösteren ulusalcı ve Cemaatçi basın çekiyor. CHP ve MHP de bu kervana katılmış bulunuyor. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli‘nin ağızlarından kan damlıyor.

Bunların bir Türk-Kürt çatışması hedefledikleri anlaşılıyor. Bu kesim Türkiye‘yi adım adım iç savaşa sürüklüyor. Her ne kadar nesnel süreç ve bölgesel koşullar buna izin vermese de Erdoğan’ın bu dalganın üzerine binmesi olası görünüyor.

Nesnel koşullar ateşkesin devam etmesinin ve Çözüm Süreci’nin ilerletilmesinin herkesin çıkarına olduğuna gösterse de ateşkesin bozulacağı ve sürecin çökeceği ihtimalini gözardı etmemek gerekiyor.

Devleti ve hükümetiyle Türkiye zor bir sınavdan geçiyor ve hepimizi zor günler bekliyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89