• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 14 °C

Sorular ve yanıtlar

Doğu Ergil

-Biz Ortadoğu’yu gerçekten biliyor muyuz?

Eğer iyi bilseydik bu bölgenin ne kadar karmaşık dengelere sahip olduğunu, bunlar bozulduğu zaman ne gibi zincirleme etkisi olan sorunların ortaya çıkacağını kestirebilirdik. O zaman bu bölgede patlak veren iç savaşlara, güç çekişmelerine taraf olarak katılmazdık.

Örneğin Suriye silahlı kuvvetleri hâlâ görevi tam açıklanmayan bir askeri uçağımızı düşürdüğünde, bizim tüm gücümüzle bu ülkenin hükümetini düşürmeye çalıştığımızı sorgulardık.

-Suriye ve Irak’ta süren mücadelenin bir mezhep savaşına dönüşeceğini bekliyor muyduk?

Bekleseydik Suriye’de Sünni Müslüman Kardeşler’e verdiğimiz desteğin, Nusayri (Suriye Alevisi) azınlığın, İran’dan ve Lübnan Şiileri’nin örgütü olan Hizbullah’tan aldığı yardımla karşılık göreceğini öngörürdük.

Diğer yandan, Suriye’de rejim değişikliğine bu kadar angaje olmanın ülkemizde inançsal olarak kendilerini onlara yakın hisseden Aleviler’i tedirgin ettiğini fark ederdik.

Anlaşılması zor direnç

Akil İnsanlar heyetlerinin hükümete sunduğu raporların tümünde ya birinci ya da ikinci madde olarak, “Aleviler incinmiş ve kendilerini dışlanmış hissediyorlar, fazla bir beklentileri de yok, muhakkak onlar kazanılmalı ve çözüm sürecinin desteklerinden biri haline getirilmeli” tavsiyesi vardı. Anlaşılması zor dirençle hükümet gerekenleri yapmadı.

Bu direnci, “Sünni refleksi” olarak açıklayanlar var. İnançlar siyasette bu denli körlüğe neden oluyorsa bizim istikrara kavuşmamız bir hayli zor görünüyor çünkü Alevilere karşı bu mesafeli ve anlayışsız resmi duruşun onları Şiiler’e yakınlaştırdığı iddiaları var. Bu durum, bölgedeki mezhep gerilimlerinin ülkemize yansıyabileceği kuşkusunu doğuruyor.

-Sırf Sünni oldukları ve Suriye’de Beşşar Esed hükümetini devirmek için saf tutan radikal İslamcı unsurlara kapılarımızı açmak, yaralılarını tedavi etmek, lojistik destek sağlamakla elde edilecek yarar ile bu unsurların başarıları halinde nasıl bir sonuç elde edileceğini hesap ettik mi?

Öncelikle oy verenlerin parmaklarını kesen, okula giden kızların yüzüne kezzap atan, muhalifleri göz kırpmadan öldüren bir kültürden gelen insanların kuracakları siyasal sistem, “aynı dindeniz” diye kabul edilecek midir? Bizim toplumca özlediğimiz siyasal düzen bu mudur? Değilse, söz konusu radikal unsurların desteklenmesi hangi milli ve insani amaca hizmet edecektir?

Öğrenilmiş kuşku ve güvensizlik

-Kürtler, Birinci Dünya Savaşı’nın güçsüz düşürdüğü Türkiye’den ayrılabilirlerdi. İstemediler. İstiklal Savaşı’nda kader birliği yaptılar. Sonraki Türkleştirme politikasının kurbanı olarak ağır bir bedel ödediler. Ama Türkiye de Kürtler’i gönüllü olarak entegre edememenin faturasını çok pahalı ödedi. Kürtler Ortadoğu’da etkinlik kazanıp bir güç olarak ortaya çıkarken neden Türkiye hâlâ onlarla içeride ve dışarıda barışını yapıp gücüne güç katmıyor?

Gerçekten de bu “öğrenilmiş kuşku ve güvensizlik” durumu, etnik ve mezhepsel konularda Türkiye’nin aklını ve hamle gücünü sınırlıyor. Etnik tekçiliğe ek olarak mezhepçi bir teklik, ülkenin demokratikleşmesini olduğu kadar farklı unsurlarla işbirliğini engelliyor.

Bölge yeniden şekillenirken Kürtler’le iş ve güç birliği yapmaktan kaçınmak, Suriye ve Irak’ın demokrasi ve insan haklarını hiçe sayan bağnaz unsurların eline geçmesine göz yummak demek. Bunlar nasıl görülmüyor?

Büyük devlet, büyük konuşma ile değil, imkânlarının sınırlarını bilip onları akıllı ve verimli kullanmakla olur. En kötü dış politika, bilgiden çok ideolojik ve kişisel tercihlerle (hatta fantezilerle) yürütülendir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89